Herkes hasta aslanı ziyarete geliyor…
Ormanın yaşlı aslanı günlerdir mağarasından çıkmıyordu.

Bir zamanlar kükrediğinde kuşların havalandığı, ceylanların yön değiştirdiği o aslan artık yaşlanmıştı.
Avlanamıyordu.
Koşamıyordu.
Eskisi gibi güçlü de değildi.
Bir sabah mağaranın önüne uzandı.
Bir süre düşündü.
Sonra inlemeye başladı.
— Ahhh…
Sesi ormanda yankılandı.
Yakından geçen tavşan durdu.
— Aslan Bey, iyi misiniz?
Aslan gözlerini güçlükle açıyormuş gibi yaptı.
— Pek iyi değilim evlat…
— Neyiniz var?
— Yaşlılık işte… Sanırım son günlerim.
Tavşan üzüldü.
— Geçmiş olsun.
Aslan hafifçe gülümsedi.
— Sağ ol. Gel de seni son bir kez göreyim.
Tavşan biraz çekindi.
Ama karşısındaki artık eski aslan değildi.
Hasta, yaşlı, bitkin görünüyordu.
Mağaraya girdi.
Bir süre sonra içeriden kısa bir ses duyuldu.
Sonra sessizlik.
Tavşan çıkmadı.
Ertesi gün bir keçi geldi.
— Duydum ki hastalanmışsınız.
Aslan yine güçlükle konuştu.
— Evet… Pek vaktim kalmadı galiba.
Keçi mağaranın girişinde durdu.
— Bir ihtiyacınız var mı?
— Yok evladım. Yaklaş da yüzünü göreyim. İnsan son günlerinde dostlarını yanında görmek istiyor.
Keçi de içeri girdi.
O da çıkmadı.
Sonraki günlerde haber bütün ormana yayıldı.
“Yaşlı aslan ölüm döşeğinde.”
Geyik geldi.
İçeri girdi.
Çıkmadı.
Ceylan geldi.
İçeri girdi.
Çıkmadı.
Yaban keçisi geldi.
O da çıkmadı.
Aslanın hastalığı bir türlü geçmiyordu.
Ama garip bir şekilde sesi her geçen gün biraz daha güçlü çıkıyordu.
Bir sabah tilki mağaranın önüne geldi.
Aslan onu görünce seslendi:
— Tilki kardeş…
— Geçmiş olsun.
— Sağ ol. Herkes beni ziyaret etti. Bir tek sen gelmedin.
Tilki uzaktan:
— Ben de bugün onun için geldim, dedi.
Aslan başını mağaranın içine çevirdi.
— Öyleyse ne bekliyorsun? Gir içeri.
Tilki kıpırdamadı.
Aslan tekrar seslendi:
— Korkma. Görmüyor musun halimi? Ayağa kalkacak gücüm bile yok.
Tilki cevap vermedi.
Yere bakıyordu.
Aslan meraklandı.
— Ne bakıyorsun öyle?
Tilki mağaranın önündeki toprağı gösterdi.
— İzlere.
Aslan sustu.
Tilki devam etti:
— Tavşanın izini görüyorum.
— Geyiğin izini görüyorum.
— Keçinin izini görüyorum.
— Ceylanın izini de görüyorum.
Aslan:
— Eee?
Tilki başını kaldırdı.
— Hepsi mağaraya doğru gidiyor.
Aslanın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Tilki birkaç adım geriye çekildi.
— Ama hiçbirinin izi dışarı çıkmıyor.
Aslan bu kez hiçbir şey söylemedi.
Tilki arkasını dönmeden önce son kez mağaraya baktı.
— Aslan Bey…
— Bazen insanın başına ne geleceğini anlaması için başına gelmesi gerekmez.
— Başkalarının ayak izlerine bakması yeter.
oradan uzaklaştı.
Hayatta da böyledir.
Bazen sorun, karşımıza çıkan insanlarda değil; bizi tekrar tekrar aynı kapıya götüren görünmez çekirdek inançlardadır.
“Ben değersizim.” “Sevilmek için susmalıyım.” “Hayır dersem kaybederim.” “Ben zaten başaramam.”
Bunlar sadece düşünce değildir.
Fark edilmediklerinde, hayatımızın yönünü belirleyen çekirdek inançlara dönüşebilirler.
Tilkiyi kurtaran şey korkusu değildi.
İzleri fark etmesiydi.


Yorum gönder