Siyasette yeni ittifak arayışları (1), (2), (3), (4), (5) / Emre Kongar
ABD’nin Venezuela’yı basıp Başkan Maduro ve eşini alıp götürmesi, bütün dünyada “İç cephenin güçlendirilmesi” sorununu gündeme getirdi.
Bir ülkenin en büyük gücü hiç kuşkusuz, vatandaşlarının Bağımsızlık, Özgürlük, Eşitlik Laiklik, Dayanışma, Adalet ve Barış ilkelerindeki duygu ve düşünce birliğidir.
Ama ne yazık ki, İktidar, Emperyalizmden de destek alarak, vatandaşlar arasında, din, mezhep ve ırk ayrımcılığı yapmak konusunda kararlı görünüyor.
Bizzat kendileri tarafından dile getirilen projeye göre siyaset, Türk, Kürt, Arap ırkçılığı ve Alevi, Sünni mezhepçiliği üzerinden düzenlenmeye çalışılıyor…
Bu siyasal proje ile Üniter Cumhuriyet de istikrarını yitiriyor ve Devlet, önümüzdeki Yugoslavya ve Lübnan örneklerinin başına gelen felaketlere açık hale getiriliyor.
Hem AB baskısı ve nüfus ithalatı yoluyla Arap ırkçılığı (dinciliği? milliyetçiliği?) hem de ABD ve PKK aracılığıyla, DEM’in de desteğiyle, Kürt ırkçılığı (dinciliği?) ön plana çıkarılıyor ve Süreç, amacının tam tersi olan “Barış” ve “İstikrar” sloganları ile sunuluyor.
Bütün bu Süreç, İktidarın, Emperyalizmden de aldığı büyük destekle yürütüldüğü için, engellenmesi son derece zor.
Çünkü İktidar, aldığı dış destekle birlikte, Anayasa Mahkemesi kararlarına bile uymayarak, Anayasa’ya aykırı söylem ve eylemleri açıkça uygulamaya sokmuş, adaleti bile emrine almış görünüyor.
İktidarı değiştirmenin yolu olan adil ve şeffaf seçim süreci ise 16 Nisan 2017 Halkoylamasında görüldüğü gibi, geçersiz oyların geçerli sayılmasıyla, daha başlamadan şaibeli bir örnekle sakatlanmış görünüyor.
Bu ortamda, “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ni tanımlayan Anayasa’nın uygulanması, bunun için de İktidarın değiştirilmesi için adil ve şeffaf seçimlerin kullanılması hayati bir önem kazanıyor.
Ama varlıklarını bu Anayasa’ya borçlu olan siyasal partiler, 2007’de Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığından ayrılmasıyla başlayan ve 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra doruğa çıkan Anayasa ihlallerine boyun eğmekle ve hatta bazen destek vermekle “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ni savunmakta hiç de başarılı olamamışlardır.
Üstelik Cumhuriyeti kuran, Atatürk’ün Partisi CHP de bu sınavda başarısız kalan partiler arasındadır.
Baykal zamanındaki hizipçilik ve Kılıçdaroğlu zamanında partinin yapısal ve organik olarak sağa kaydırılması, bu başarısızlığın altında yatan temel nedenlerdendir.
Bir başka temel neden, Sosyalistlerin bir bölümünün, tarihten gelen Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlıkları olmuştur.
Bugün ilk seçimlerde İktidarın Anayasa karşıtlığını önlemek ve Cumhuriyet’in istikrarını korumak için muhalefet partilerine önerilen ideolojik ve siyasal ittifakın adı olarak, sevgili köşedaşım Mehmet Ali Güller tarafından Kemalizm ve Sosyalizm ortaya atılmıştır.
Cumhuriyet Gazetesi 11.01.2026 / Emre Kongar
Siyasette yeni ittifak arayışları 2 / Emre Kongar
Devletin ve toplumun bütünlüğü ile, Demokratik ve Laik Cumhuriyet Rejimi’ni korumak için bugünlerde dile getirilen, Kemalistler ile Sosyalistler arasında ittifak önerisi, bir hayli eskidir.
***
Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal tarihi, Osmanlı’dan gelen Din-Tarım Toplumu kalıntılarının ve emperyalistlerin, Atatürk’ün hedeflediği çağdaşlaşmaya karşı mücadeleleri ile belirlenmiştir.
Ne yazık ki, Ali Fuat Cebesoy, Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele gibi Bağımsızlık Savaşı komutanları bile, Halifeliğin devamından yana oldukları için, Cumhuriyete karşıdırlar.
Bu komutanlar, halk cahil olduğu için, toplumun Cumhuriyeti benimsemeyeceği, ülkenin ancak Halifelik/Padişahlık gibi, geleneksel/dinsel bir otorite ile yönetilebileceği görüşündedirler.
Atatürk’ün İstiklal Savaşı’nı gerçekleştirmek için kurduğu ve koruduğu Meclis, Osmanlı’nın eşraf, ayan ve tarikatlardan oluşan yapısını, yani dinci/gelenekçi kültürünü yansıtıyordu.
Bu nedenle, Dr. Adnan (Adıvar) ve Halide Edip (Adıvar) gibi “aydınlar(!)” da Meclis’teki “İkinci Grup” içinde, hilafetçi komutanlara önemli bir siyasal destek veriyorlardı.
Ve ne yazık ki, Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığı, 1961 Anayasası’na kadar, Komünistler tarafından devamlı olarak desteklendi ve Kemalizm-Sosyalizm ittifakı da sürekli olarak engellendi.
Örneğin, Cumhuriyetin ilanından sonra başlayan Çağdaşlaşma çabaları, KADRO dergisini kuran (Marxizmi merkez-çevre kuramı çerçevesinde yorumlayan) bir grup solcu aydın tarafından da Sosyalizm adına desteklendi ama dönemin Komünistleri tarafından ihanetle suçlandı.
Zaten Celal Bayar çevresinde örgütlenen, İsmet İnönü’nün “Aferistler” adını taktığı “fırsatçılar”, (oportünistler, sağcılar) İsmet İnönü’nün ve Atatürk’ün de desteklediği bu girişimi engelledi.
Cumhuriyet tarihinde Kemalistlerle Sosyalistler arasında ortaya çıkan ilk ittifak girişimi böylece son buldu.
***
Atatürk’ün ölümünden sonra, başa geçen İnönü, Türkiye’yi büyük bir başarıyla II. Dünya Savaşı’nın dışında tuttu ama, hem Stalin korkusuyla hem de Cumhuriyet karşıtlarıyla “uzlaşarak” “Devrimi normalleştirmek” amacıyla, 1 Kasım 1945’te, “Çok Partili Düzene” geçileceğini ilan etti.
1950 seçimlerinde, Demokrat Parti, dinci/ tarikatçı toprak ağalarının ve emperyalistlerin desteğiyle, sözde demokrasi ve sözde özgürlük adına iktidara geldi.
İlginç olan nokta, Komünistlerin de İsmet Paşa CHP’sine karşı Demokrat Parti’yi desteklemeleriydi.
Seçimlerde Komünistlerin de desteklediği Demokrat Parti, iktidara geldikten sekiz ay sonra, ülkedeki bütün Komünistleri hapse attı ve bir bölümünü işkencelerden geçirdi.
Elbette bu arada, Ezanın Arapçaya çevrilmesi, Halkevlerinin kapatılması, CHP’in mallarına el konması ve her türlü temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ve kısıtlanması da unutulmadı.
Kemalistlerle Sosyalistler arasındaki ittifak arayışları ancak 1961 Anayasası’nın kabulünden sonra, üstelik de sakat ve yanlış yorumlarla birlikte, gündeme gelebildi.
Cumhuriyet Gazetesi 13.01.2026 / Emre Kongar
www.bilimsanatyolu.com
Siyasette yeni ittifak arayışları 3 / Emre Kongar
Kemalistler ile Sosyalistler arasındaki ittifak arayışı, tarihimizin en özgürlükçü Anayasası olan 1961 Anayasası sonrasında, TİP’in kuruluşu, İsmet Paşa’nın, “CHP Ortanın solundadır. Laiklik zaten solculuktur” demesi ve Bülent Ecevit’in önce CHP Genel Sekreteri sonra da CHP Genel Başkanı olmasıyla CHP içinde fiilen gerçekleşmişti.
Ama CHP’nin bu ittifak bağlamında sola kayışı, hem CHP içindeki sözde Atatürkçüler, hem de TİP çevresinde örgütlenmiş olan Sosyalistler tarafından hiç de hoş karşılanmamıştı.
Bu ortamda Kemalistler ve Sosyalistler bir yandan kendi aralarında, öte yandan birbirleriyle kavga ederken…
Din/Tarım toplumundaki sınıfsal egemenliklerini sürdürmek isteyen toprak ağaları, tarikatlar ve sağcı politikacılar yeni Anayasa’dan rahatsız olan Emperyalistlerle birlikte:
Siyasal uzlaşmaları, tarikatlar, cemaatler ve dinci politikacılar üzerinden gerçekleştirmeye çalışan İdris Küçükömer gibi sözde solculardan çok daha etkin bir biçimde, kendi aralarında gerçekleştirdikleri ittifaklarla, iktidarı ele geçirdiler!
***
Kemalistlerle Sosyalistler arasındaki ittifak arayışları hep kriz dönemlerinde ortaya çıkmış…
Ama sonrasında, iktidarı, Toprak Ağalarını, Tarikatları ve Emperyalistleri temsil eden sağcı politikacılar ve darbeciler ele geçirmişti.
1930’larda Kemalistler ile Sosyalistler arasındaki ilk ittifakı simgeleyen Kadro Dergisi Hareketi, hem Atatürk’ün Demokrasi’ye geçiş için kurdurduğu Cumhuriyetçi Serbest Fırka’nın derhal Toprak Ağalarının ve Tarikatların oyuncağı olmasından, hem de 1929 Dünya Ekonomik Krizinden etkilenmişti.
1960’larda Kemalistler ile Sosyalistlerin “Ortanın Solu” sloganı ile CHP içinde gerçekleşen ittifakı da, DP diktatörlüğüne tepki olan özgürlükçü geçiş dönemindeki arayışların bir sonucuydu…
Hem CHP içinden, kendilerini Atatürkçü sayan Feyzioğlu/ Satır liderliğindeki sağ kesimden, hem de TİP içinde örgütlenmiş ve “Milli Bakiye” seçim sistemi sayesinde Meclis’e 15 milletvekili ile girebilmiş olan Sosyalistlerden büyük tepki görmüştü.
Ama DP’nin mirasçılığına soyunan Demirel, Celal Bayar’ı kızdırınca, 1973 seçimlerinde Bayar’ın desteklediği, Ferruh Bozbeyli’nin Demokratik Parti’si, AP’den 45 sandalye koparmış ve Kemalistler ile Sosyalistlerin ittifakının simgeleyen Ecevit, birinci parti olarak MSP ile koalisyon kurmuş ve Kemalist/Sosyalist ittifakını gerçekleştiren CHP’nin lideri olarak “Dinci Sağcılarla” da anlaşıp iktidara gelmişti.
Ama MSP’nin baskılarından bunalan ve Bozbeyli’nin göz kırpmalarına aldanarak Erbakan’la koalisyonu bozan “Kıbrıs Fatihi” Ecevit de, Kemalistler de, CHP’nin acemi ve genç kadroları da, Sosyalistler de, Emperyalizmin Orta Sağ, Dinci Sağ ve Irkçı Sağı birleştirebileceğini ve 1975’te kurulan Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti ile Türkiye’yi bugünlere taşıyan süreçlerin başlatılacağını kestirememişlerdi.
Diyalektik olarak, 1930’lar ve 1940’lar döneminde de, 1960’lar ve 1970’ler döneminde de, Kemalistler ile Sosyalistler ittifakı, CHP’nin hatalarından dolayı başarısız kalmış ve ülkeyi sağ iktidarlara teslim etmiştir.
Cumhuriyet Gazetesi 15.01.2026 / Emre Kongar
www.bilimsanatyolu.com
Siyasette yeni ittifak arayışları 4 / Emre Kongar
Türkiye şu anda “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen “Şahsım Devleti” modelinden kaynaklanan bir “Rejim Bunalımı” ile karşı karşıya.
Sağ kesimdeki politikacılar sadece muhalefette oldukları zaman Temel Hak ve Özgürlükleri savunuyorlar…
İktidara geldikleri zaman bunları muhalefete tanımıyorlar ve Anayasaya da uymuyorlar.
Mevcut İktidar, bu geleneksel sapmayı, yargı organlarının oluşumlarını iktidarın kararlarına bağlayıp “yargı bağımsızlığını” yok ederek gerçekleştirdi.
Dolayısıyla şu anda yaşanan bütün siyasal, ekonomik ve hukuksal sorunların temelinde yatan “Rejim Bunalımı”nın çözümü, Temel Hak ve Özgürlükleri savunacak partilerin ve görüşlerin ittifakıyla çözülebilir.
Bugünlerde yeniden gündeme getirilen Kemalistler ile Sosyalistler arasındaki ittifak, bu arayışlar çerçevesinde anlam ve önem kazandı.
***
Kuramsal olarak tartışılması en güç konular “Kemalizm”in ve “Sosyalizm”in ne olduklarıdır.
Çünkü “Kemalizm” de, “Atatürkçülük” de, adlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığı için, herkes tarafından saptırılan kavramlardır.
“Kemalizm”, kimi zaman Atatürk Devrimini oluşturan Laik Cumhuriyete ve Cumhuriyet Devrimlerine karşı olan Şeriatçılar ve Etnikçiler tarafından “Atatürkçülüğe” karşı olarak, sadece İstiklal Savaşını kapsayacak biçimde veya sadece Jakobenlik olarak bile kullanılmaktadır.
“Sosyalizm”, “Komünizm”, “Marksizm” ise uzun yıllar yasalarla yasaklanmış olmasından kaynaklanan nedenlerle, farklı biçimlerde dile getirilmiş ve kimi zaman birbirlerine düşmanca bakan gruplar ve partiler tarafından bile değişik tanım ve uygulamalara konu olmuşlardır.
***
Ben bugün burada, BENCE* her ikisinin de özünü belirten iki kuramsal yöntem tanım yaparak, ittifak önerisinin “Reel Politika” açısından tartışılmasını Pazar günkü yazıya bırakacağım.
Bence, Atatürkçülük ve Kemalizm, hemen hemen aynı şeylerdir:
Atatürkçülük, Kemalizmi de kapsayan bir “Akıl ve bilim yolu” YÖNTEMİ demektir.
Kemalizm, Atatürkçülüğün 1920’ler, 1930’lar Anadolu’sunda, geri kalmış bir Din/Tarım Toplumuna çağ atlatmak için kullanılan bir “kısa yol reçetesidir”.
Bence, “Marksizm” ile “Sosyalizm”, “Komünizm” de hemen hemen aynı şeylerdir.
Marksizm, tarihe ve geleceğe, toplumların üretim ilişkileri bağlamında diyalektik mantıkla bakan bir YÖNTEMDİR.
Bu yöntem, genç ve olgun Marx farklarını, Leninizm, Stalincilik, Maoizm, Enver Hocacılık, Titoculuk gibi bütün farklı ve kimi zaman birbirine düşmanca olan uygulamaları da kapsar.
Gerek Atatürkçülük ile Kemalizm, gerekse Marksizm ile Sosyalistlik ve Komünistlik, BENCE*, kuramsal tartışmalarda, uygulamalarda ve elbette “Reel Politik”de birbirlerinden çok farklı ve hatta düşmanca kamplarda da olabilen İDEOLOJİK, SİYASAL, KÜLTÜREL, EKONOMİK YÖNTEMLERDİR…
Ama esas özleri, tözleri BENCE*, akıl, bilim, üretim ilişkileri, sömürü ve diyalektiktir; bağımsızlıktan, özgürlükten, eşitlikten, laiklikten, adaletten ve barıştan yanadırlar…
BENCE*, gerisi ayrıntıdır ve coğrafyanın, tarihin, ülkenin, toplumun koşullarına göre değişir.
***
Yazımı bitirirken sakın yanlış bir izlenim vermiş olmayayım:
Kuramsal olarak aynı temel ilkelere sahip görünseler de bundan önceki üç yazımda, tarih boyunca Türkiye’de, Atatürkçülük ile Marksizmin Laik ve Demokratik Cumhuriyet için bir türlü ittifak kuramadığını, tam tersine Laik ve Demokratik Cumhuriyetin altını oyan gelişmelere yol açtığını anlattım.
Pazar günkü yazıyı bekleyin lütfen.
*Not: BENCE* kelimesini, ukalaca bir tavırla, “Ben bilirim” anlamında değil, tam tersine mütevazı bir tutumla, “Siz elbette katılmayabilirsiniz; ben şimdilik böyle bir öneride bulunuyorum” anlamında kullanıyorum.
Cumhuriyet Gazetesi 16.01.2026 / Emre Kongar
www.bilimsanatyolu.com
Siyasette yeni ittifak arayışları 5 / Emre Kongar
Gerek Kemalizm ve Atatürkçülük üzerine, gerekse Marksizm ve Sosyalizm üzerine yapılan kuramsal ve kavramsal tartışmaların sonu yoktur.
Ama bu dizi fazla uzadığı için, tek bir yazıda bu iki tartışma konusunda bazı sorular sorup güncel ittifak sorunlarını da Salı günkü yazıda belirleyip diziyi 6. yazıda bitirmeye karar verdim.
***
Atatürkçülük hakkında bazı sorular:
Kemalizm, Atatürkçülükten farklı mıdır; Atatürkçülük ve Kemalizm birbirinin rakibi midir?
Atatürkçülük, sağcıların Kemalist ideolojiyi sulandırmak içini icat ettikleri bir saptırma mıdır?
Kemalizm, sağcıların, Atatürk Devrimlerini reddetmek Atatürk’ü sadece İstiklal Savaşı içine hapsetmek için kullandıkları bir terim midir?
Atatürkçülük, Kemalizm ile Altı Ok’a hapsedilerek, Türkiye 1920’lere geri götürülmek mi istenmektedir?
Kemalizm ile Jakobenizm aynı şeyler midir?
Mustafa Kemal Atatürk bir diktatör müdür?
Cumhuriyet, halka hizmet midir, halka ihanet mi?
1960, 1971 ve 1980 Askeri darbelerinin hepsi Atatürkçü müdür; yoksa sağcı 1971 ve 1980 darbeleri, Demokratik ve Laik Sosyal Hukuk Devleti için yapılan 1960 Darbesine karşı mıdır?
Kenan Evren Atatürkçü müdür, yoksa Atatürk’e ihanet mi etmiştir; Kemalizm ile Kenanizm, aynı şeyler midir, yoksa Kenanizm, Kemalizm’i yok etmek için yapılan faşizan uygulamaların adı mıdır?
Mustafa Kemal Atatürk Sovyetlerin ve Stalinistlerin iddia ettikleri gibi, bir “Burjuva Devrimcisi” midir, yoksa Din-Tarım Toplumunun üretim biçimini değiştirerek ona çağ atlatan bir “Milli Demokratik Devrimci” mi?
Atatürkçülük’ün ve/ veya Kemalizm’in, dinci, mezhepçi, etnikçi siyasetlere bakışı nedir?
***
Marksizm hakkında bazı sorular:
Genç Marx ile olgun Marx’ın yazıları, birbirine karşıt mıdır; birbirinin tamamlayıcısı mı?
Marksizm, Komünizm ve Sosyalizm aynı şeyler midir; farklı ideolojiler (modeller? yöntemler? uygulamalar?) midir?
Marx, hem diyalektik bir yöntem kullanıp hem de Komünist (Sosyalist) aşamada değişimin son bulacağını iddia ederek kendi içinde çelişkiye düşmemiş midir?
Marx, Komünizme “barışçı geçişin” “sendikalizm” ile İngiltere’de gerçekleşebileceğini belirtmekle çok mu yanılmıştır?
Leninizmin, Marksizme katkısı nedir; bu kuram (uygulama? model? yöntem?) başarılı olmuş mudur?
Rusya Komünizmi ile Çin Komünizmi arasında ne farklar vardır, neden?
Stalinizm, Marksist bir uygulama mıdır, yoksa ona ihanet mi etmiştir?
Dünya üzerindeki Komünist devlet uygulamaları niçin birbirlerinden çok farklı ve kimi zaman da birbirlerinin düşmanı olmuşlardır?
Marksizmin en temel kavramı olan “Artı Değer” terimini bile “Artık Değer” diye tam ters anlamda, bütünüyle yanlış biçimde kullanan cahillerin, Marksizmi, Stalinizm ve/ veya Maoizm gibi tek bir uygulamaya indirgemeleri kabul edilebilir mi?
Türkiye’de 1970’lerde siyasete egemen olan sol gençlik eylemleri Marksist midir; yoksa Marksizmi saptıran “goşist” ideolojiler (yöntemler?) midir?
Marksizm’in ve/veya Sosyalizm’in, dinci, mezhepçi, etnikçi siyasetlere bakışı nedir?
***
Sevgili okurlarım, amacım ne yeni bir ittifakın öncülüğünü yapmak, ne de Atatürkçülüğü ve Marksizmi tanımlayan ukala bir hakem rolüne soyunmak:
Bu nedenle zaten çok eksik olan yukarıdaki birkaç soruya, BENCE doğru olan yanıtları önermeyerek, kendilerini Atatürkçü, Kemalist, Marksist, Sosyalist sayanların tartışmalarından ŞİMDİLİK uzak duracağım.
Salı’ya, bu konuda ŞİMDİLİK, son Partiler arası İTTİFAK yazısı!
Cumhuriyet Gazetesi 18.01.2026 / Emre Kongar
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder