El etek öpmeden yaşamak / Muhsin YAZICI
Yaş 65’i doldurup 66’dan gün aldığında devlet memurunu zorunlu emekli ediyor. Bizler de bu yasanın gereği 40 yıl boyunca sürdürdüğümüz görevimiz son bulacak…
Bu ayrılık sürecinde öğrencilerimle sohbet ederken bir öğrencim:
-“Müdürüm elinizi öpebilir miyim?” dediğinde tepkim.
-“Hayır öpemezsin” oldu.
Öğrencimin bu ani tepkim üzerine rencide olduğunu hissettim.
-“Sen el öpersen ben kendimi yaşlı hissediyorum. Sen gel en iyisi tokalaşalım da bende genç hissedeyim kendimi” diye ekledim.
Öğrencim;
-“Müdürüm, gelenektir, biz böyle gördük. Büyüklerimizin ellerini öperiz…”
Ben de öğrencimin bu kültürel yetişme anlayışına.
-“Evet bizi yetiştiren anne, baba ve aile içindeki büyüklerimizin ellerini öperiz. Onun dışında el öpmeyi doğru bulmuyorum” dediğimde…
-“Müdürüm sizler de bizleri eğittiniz. Yol gösterdiniz… Bizim için kaygılandınız. Bu yüzden ellerini öpmek istiyorum.”
Ben ise el öptürmek istemiyorum. Ama öğrencimi hem kırma hem de bu kültürel değerin kendim açısından doğru bulmadığımı nasıl anlatacağımı bulmaya çalıştım. Kestirme, geçici bir çözüm buldum.
-“Daha bir hafta buradayım. Sonra görüşürüz” diye savuşturdum.
Öğrencilerim gittikten sonra “el etek öpme kültürü” üzerine düşünmeye başladım.
Kültür; yüzyıllarca/binlerce yıl içinde oluşan, sonradan yaşam tarzı haline gelen bir olgudur. Kültürün bir parçası haline gelen bazı alışkanlıklar, tutum ve davranışlar zamanla değişir. Bu değişim; zaman, ortam ve koşullara bağlıdır.
Kültürümüzde yer alan bazı güzel geleneklerimiz yok olmaya yüz tutmuşken, örneğin “imece” kültürü gibi. Olumsuz olarak nitelendirilebilecek olanlar ise etkisini çıkar ilişkileri içerisinde artırarak devam ettiriyor.
Bunlardan birisi de “el etek öpme” geleneğidir.
Türk, Selçuklu ve Osmanlı kültüründe el etek öpme geleneği vardı. Padişahların, yüksek yöneticilerin elleri etekleri öpülürdü… Böyle geleneği olan, “El etek öpmekle dudak aşınmaz” diye bir de atasözü bulunan bir toplumda… El etek öpme alışkanlığı biter mi?
Evliya Çelebinin anlattığına göre “Miloş isimli Sırp, Kosova ovasında Murad’ın elini öpmek bahanesiyle yakınına gelip, hançeriyle onu öldürdükten sonra, Osmanlı hükümdarlarının hiçbir yabancıya el öptürmemeleri bir protokol kuralı olmuş. Böylece, el yerine etek öptürmeye başlamışlar. Yani Müslümanlar el etek öperken, yapancılara sadece etek öptürülmüş…
Az gelişmiş toplumlarda “El etek öpmek” deyiminin ifadesi…
“Para ve makam sahibi kişiler ne yaparsa yapsın onları sürekli övmek, her sözünü ve davranışını beğenmek” anlamında kullanılan bir deyimi ifade eder. Birinin işi görülsün diye yüksek konumda olan birine yalvarması, ”el pençe divan durması” ya da ”yerlere kadar eğilmesi” de el etek öpmek olarak görülür.
Kültürümüzde büyüklerin elini öpmek, saygı gereğidir. Ve güzel bir adettir. El öpme sadece aile içinde kalmalıdır. Çıkarı için “el etek öpmek” ise dalkavukluktur. Örneğin; “yıllar boyunca el etek öpmesine rağmen istediği yere gelemedi” ya da “çıkarı için el etek öpen insanlardan hiç hoşlanmam, nefret ederim” cümlelerinde olduğu gibi.
Para kazanmanın ya da bir makam elde etmenin yolu “büyükler ”in takdir ya da lütfuyla oluyorsa, bu toplum geri kalmış bir toplumdur. Zira krallar, padişahlar ve seçilerek gelen ve tüm yetkiyi tek elde toplayan günümüzün modern kralları aynı zamanda velinimettir. “Hiyerarşik toplum” tipinde baş başa bağlıdır, başlar da padişaha…” Böyle bir toplumda, özgür irade gelişmediği gibi gelişim ve yeteneğin bir önemi yoktur. Padişah efendimize, patronumuza, müdürümüze, şeyhimize, başbakanımıza, cumhurbaşkanımıza “Biat et!, Sadakat göster!, Koltuğu, ihaleyi kap! O zaman işin kolay! Allah yürü ya kulum…” der. Günümüzün Çağdaş toplumlarda bir makama çıkıldığında kimse o makam sahibinin elini eteğini öpmek zorunda değildir.“
Osmanlı döneminde, mekteplilerin iki şeyden çok nefret ettiğini yazar Kazım Karabekir Paşa: Biri bu saçak öpme, etek öpme âdeti; öbürü de 7-8 yaşındaki bir şehzadenin karşısında paşaların, miralayların hazır ola geçmesi…”
Ne değişti? Günümüzde de hiçbir niteliği olmayan bazı yönetici ve siyasetçi çocukları devlet protokolü ile karşılanmıyor mu? Devletin valisi işi gücü bırakıp, onları ağırlamakla meşgul olmuyor mu?
Bu konuda tarihten bugüne milim ilerleme yok. Osmanlı döneminde hürriyet, parlamento, kuvvetler ayrılığı fikirlerinin öncüsü olarak bilinen Namık Kemal, ne güzel yazmış:
“Kimin eteğini öptünüz de ağzınız lezzet buldu?
Kimin ayağına kapandınız da başınız göğe erdi?
Dudaklarınız tuzlu tuzlu çuhalara yapıştıkça şeker mi peyda oluyor?
Yüzünüz terli terli sahtiyanlara (kunduralara) dokundukça burnunuza mis kokusu mu geliyor?”
Ne zaman ve nerde yayımlanmış, dersiniz? 1868-1870 yıllarında, Londra’da çıkan “Hürriyet” gazetesinde… Nereden nereye… Bizim toplumda ne değişti?
Geri kalmış toplumlar “hiyerarşiyi kırmada, sürüden ayrılmada, bağımsız davranma ve özgür düşünmede sınıfta kaldı.”
-“Emir demiri keser” diye bir atasözünün olduğu bir toplumda sivil toplum ya da özgür düşünce gelişebilir mi?
Bizde hak ve özgürlükler zor ve uzun mücadeleler sonucu elde edilmeden alınmadı. “Kul” kültüründen “yurttaşlık” anlayışına hep Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.. O nedenle siyasi, mesleki, sosyal kurumların özgür iradeli üyeleri bizde olmuyor. “Emir eri” yapılmak istenilen bir toplumda hukuk ve demokrasi; gelişme şöyle dursun, rafa kalkar. En temel hukuki haklar bile bir kişinin iki dudağı arasına sıkışıp kalır.
“Yerlere kapanarak yapılan “selam secdesi” geleneği eski toplumlarda dine uygun sayılıyordu. İslam dinine göre Allah’tan başkasına secde edilemez. Herhangi bir canlıya secde etmek küfrü gerektirir.”
Bu çağda bile başta siyasi partilerde, tarikatlarda, köylerde el-etek öpmeler ve el etek öptürmeler bulunmaktadır.
-“El-etek öpen insan kambur halinden, elini eteğini öptüren de dik başlı halinden memnun!”
-“Alan razı veren razı, sana ne oluyor?” diyebilirsiniz.
Ama işler öyle yürümüyor… Bir mengene gibi İçine sıkıştığı bu kısır döngüyü kıramayan toplumlar sadece tüketici, boyun eğmiş toplumlardır. 7-8 milyonluk bir İsrail çıkar bütün İslam Devletlerine meydan okur. Tek bir devlet çıkıp “Sen kime meydan okuyorsun?” diyemez. Diyen bir tek İran çıktı. Onu da diğer İslam Devletlerinin desteği ile İsrail + ABD barbarca boğmaya çalışıyorlar..
Nazım Hikmet’in bir şiiri ile bitirelim…
“Alçaklığın, Hainliğin,
İkiyüzlülüğün, Puştluğun,
Kısacası cümle kokuşmuşluğun
at oynattığı bir dönemde
yaşamdan zevk alabilmek
ancak zayıfların bahtiyarlığıdır.
Esas olan;
Sadece yaşamak değil,
İnsana yakışır şekilde ve
Onurlu yaşamaktır…
Teslim olmadan,
Boyun eğmeden,
Sürünmeden,
El etek öpmeden yaşamaktır…”
Nazım Hikmet
Muhsin YAZICI – 05.04.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder