1920’lerde ve 2026 yılında “Mustafa Kemal’in askeriyiz” demenin önemi…
ABD, İngiltere ve İsrail ortak tavrı “Kemalizm’in izlerini Türk ordusundan silmemiz lazım” demiş miydi?

Denmişti…
Ne zaman denmeye başlanmıştı?
Tam 105 yıl önce işgalci İngilizlere göre Kemalist olmak suç olmuştu. Çünkü, Anadolu’nun işgaline karşıydılar. Anadolu’yu işgal edenlerle işbirliği yapan İstanbul’daki sarayda Mustafa Kemal’e düşmandı.
-“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demek suçtu… Çok da tehlikeli idi..!
Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkıp İngilizler ve Osmanlı Saray’ından bağımsız davranmaya başlayınca, Saray ve İngiliz ortaklığı hemen görevi bırakmasını istediler.
Olmayınca görevden aldılar…
Baktılar yine olmuyor tutuklama ve sonunda idam fermanı çıkardılar…
Oysa, 1920’lerde “Mustafa Kemal ‘in askerleriyiz” demek, “Sevri tanımıyoruz” demekti..
Tam 105 yıl geçti, bugün “Mustafa Kemal ‘in askerleriyiz” demek “Yeni Sevr” dayatmalarına, BOP”un sömürge sine karşı çıkmak demektir!.
Bu takımın akıl hocalarının başında olan Grahan Fuller dedi ki;
Türkler Kemalizm’i terk edip, ılımlı İslam çizgisi altında bir karşı devrim gereklidir. Bu devrimin karşısındaki tek güç ise Türk ordusu ve ulusalcı aydınlardır. Bunların derhal tasfiye edilmeleri gerekmektedir.
İşte bu plan İngiltere, ABD ve İsrail işbirliği ile yaşama geçirildi. Üç koldan saldırıya geçtiler.
1982’den itibaren PKK sürekli silahlandırılarak ülke kaosa sokulmak istendi. Kısmen de başarılı oldular.
Ulusalcı, Atatürkçü ve laikliği savunan bilim insanlarını ve sanatçılarını yozlaştırmak, devşirmek ve direnenleri de öldürerek susturmak…
Türk Ordusunu tamamı ile tasfiye etmek..
İşte bu plan devreye çok yollu şekilde devreye alındı:
Doğan Öz: 24 Mart 1978. Abdi İpekçi: 1 Şubat 1979. İlhan Darendelioğlu: 19 Kasım 1979. Cavit Orhan Tütengil: 7 Aralık 1979. Ümit Kaftancıoğlu: 11 Nisan 1980. Gün Sazak: 27 Mayıs 1980. Nihat Erim: 19 Temmuz 1980. Kemal Türkler: 22 Temmuz 1980. Muammer Aksoy: 31 Ocak 1990. Çetin Emeç: 7 Mart 1990. Turan Dursun: 4 Eylül 1990. Bahriye Üçok: 6 Ekim 1990. Uğur Mumcu: 24 Ocak 1993. Ahmet Taner Kışlalı: 21 Ekim 1999. Necip Hablemitoğlu: 18 Aralık 2002.
Genel anlamda öldürülen aydınlar önemli bilim insanı, sanatçı ve toplum önderleriydi.
1990’larda öldürülenler ise etkin, kamuoyunda ağırlıkları olan, Atatürk’ten yana, Cumhuriyet’ten yana isimlerdi. Bu isimlere faili meçhul olarak Ali Gaffar Okkan, Eşref Bitlis ve Musa Anter cinayetlerini de eklemek gerekir.
Bütün bu katliamları ABD, İngiltere ve İsrail denetiminde olan radikal İslamcı örgütlere yok ettirdiler. Uğur Mumcu, Eşref Bitlis gibi kişileri de istihbarat örgütlerince yok edildiler.
Bilimi, laikliği savunan Sol ve Kemalist çizgideki aydınlar o dönemde Atatürk ve Cumhuriyetin ağır saldırıya maruz kaldığı, İkinci Cumhuriyet tartışmalarının yapıldığı, siyasal zeminde ciddi destek gördüğü ortamda birer birer ortadan kaldırıldılar.
2000’lerden sonra Türkiye ilginç bir döneme girdi. Öldürülen bilim insanı, sanatçı ve toplum liderlerinin yerini dolduramadı. Ama, öldürülen insanları düşünceleri tabanda giderek yayıldı. Cumhuriyeti savunanların öldürülmesi ciddi bir zayıflık yarattı. Cumhuriyeti iyice savunmasız bırakmak için Ergenekon-Balyoz vb. davalar üretildi. Bu süreçte, YÖK, Yargı ve Türk Ordusu iğdiş edildi.
Bize diyorlar ki, çağdaş, modern ve gelişmiş bir toplum yerine Ortaçağ zihniyetine ve Ortadoğu bataklığında debelenip durun.
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı isimler köşe başlarını tuttular, toplum önderi haline geldiler.
Ve 1920’lerinde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” bilinci toplumu bütün olarak sarmaya başlamıştır. 1920’lerin ittifakları günümüzde aynen sürmektedir.
İdeolojik olarak Türkiye Valisi olarak atanan ABD Büyükelçisi Tom Barrcak “Osmanlı ve Ilımlı İslam yönetim tarzına geçin” diye zırvalayıp durmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerden bir teki çıkıp “sen kimsin?” diyemiyor.
Demelerini bir kenara bırakalım, Atatürk çizgisindeki genç subaylar, öğretim görevlileri, bürokratlar ya tasfiye ediliyor ya da etkisizleştiriliyorlar. Siyaseten ve toplumsal olarak taban kaybettiklerini hissettiklerinden tekrar ERGENEKON tarzı yargı baskısını kurmaya çalışıyorlar…
Yukarıda isimlerini verdiğimiz cinayetler emperyalizmin içerideki aparatlarının ürünüydü. Ve o aparatlar gün gelir “vatan haini” dediklerini öldürmek için çalışırken, gün gelir o “vatan haini” dedikleri ile vatanı kurtarmaya çalıştıklarını söylerler.
Çünkü içinde oldukları ittifak böyle buyurmuştur…
Muhsin YAZICI – 14.02.2026 / www.bilimsanatyolu.com
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder