Eğitimli Barbarlar Çağında Bir Filozofu Uğurlamak!
Türkiye’de felsefe, etik ve insan hakları düşüncesinin en güçlü kalesi, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, 2 Ekim 2026 tarihinde 89 yaşında aramızdan ayrılmıştır. Felsefe geleneği zayıf, sorgulama davranışı baskılanmış bir toplumda adeta çölde bir vaha gibi açan Kuçuradi’nin ölümü; insan onurunu, bilgiyi ve eleştirel aklı savunan tüm insanlık için büyük bir kayıptır.

İoanna Kuçuradi’nin asıl mirası, kurduğu Hacattepe Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanlığından ya da Türkiye Felsefe Kurumu önderliğinden çok daha büyüktür. O, felsefeyi tozlu raflarda ezberlenecek bilgiler yığını olarak değil; bağlantıları görebilmenin, değerleri koruyabilmenin ve her şeyden önce “insan kalabilmenin” en önemli yolu olarak görmüştür.
Doğru ile yanlışın, hak ile çıkarın, değerli olanla yalnızca güçlü olanın arasındaki sınırların bilinçli bir şekilde bulandırıldığı; cehaletin örgütlenip gücün zoruyla kutsandığı bir çağın en ağır kayıplarından birini yaşıyoruz.
Felsefeyi lüks, sorgulamayı suç, insan haklarını ise sadece muktedirlerin ayrıcalığı saymaya yeltenen bir iklimde, tüm ömrünü insan onurunu korumaya adamış bir dünya çınarını, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi kaybettik. O, bu toprakların felsefe çölünde tek başına bir vaha, yönünü kaybeden kitleler için ödün vermez bir Kutup Yıldızı’ydı.
Kuçuradi, felsefeyi toplum üstünde ayrıcalıklı birtakım düşünürlerin görüşlerini ezberleyip ayrıcalıklı düşünceler üretmek olarak görmedi. Onun felsefesi sokaktaydı, yaşamın tam merkezindeydi; bilgiye dayanarak düşünmenin, kavramları doğru kullanmanın ve en önemlisi körü körüne biat etmeye karşı durabilmenin yoluydu.
“Okullarda felsefe eğitimi verilse 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur” derken tam olarak bunu kastediyordu. Çünkü çok iyi biliyordu ki; düşünmeyi, bağlantıları görmeyi öğrenmemiş bir toplum kolayca kandırılabilir. Sorgulamayan, itiraz etmeyen insan, önüne konan her sahte görüntüye, her parlatılmış yalanı gerçek sanmaya mahkumdur.
Onun akademik ve ahlaki çizgisi, unvanların ve makamların çok ötesinde tarihi bir duruşu simgeliyordu. Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu (FISP) başkanlığına kadar uzanan dünya çapındaki saygınlığına rağmen, bir tek gün bile bir kürsü, bir ayrıcalık ya da bir alkış uğruna düşüncelerinden en ufak bir ödün vermedi.
Güç sahiplerinin önünde eğilmedi, rüzgara göre yön değiştirmedi. Her baskı döneminde, seslerin kısıldığı, kalemlerin kırıldığı her kırılma anında yönünü hiç şaşırmadan hep ezilenlerin, hakkı gasp edilenlerin ve adaletsizliğe uğrayanların yanında saf tuttu. Sesi her zaman gür çıktı; çünkü gücünü muktedirlerin gücünden değil, gerçeğin ve insan onurunun evrenselliğinden alıyordu.
Bir toplumun temeline felsefeyi, yani sorgulayan aklı ve etik değerleri yerleştirmezseniz, o eğitim sisteminden sadece diploması olan ama bilgisini başkalarına zarar vermek, organize fon soygunları planlamak ya da güce dalkavukluk etmek için kullanan “eğitimli barbarlar” yetiştirirsiniz. Bir toplumu ileriye taşıyacak olan şey batan bankalar, şişirilen finansal balonlar ya da beton yığınları değil; düşünebilen, değer bilgisine sahip ve insanın değerini korumayı bilen onurlu yurttaşlardır.
İoanna Hoca, insanların her şeyden önce ölmeyi ve öldürmeyi reddetmeyi, birbirinin onuruna saygı duymayı öğrenmesi gerektiğini savunuyordu. O, bu ülkenin çorak zihniyet dünyasında kendisi gibi yaşadı, kendisi olarak üretti ve yaşamını en yüksek düzeyde bir saygınlıkla tamamladı.
Şimdi bize düşen, onun yaktığı o felsefi ışığını eğitim sistemimizin içine yerleştirmektir. Sahte kıyafetlerle meydanları gezip ülkeyi babasından kalan miras gibi gören tüm kralların yüzüne karşı aynı cesaretle davranmaktır. Bize bıraktığın o güçlü düşünsel miras, insan onuru mücadelemize ışık tutmaya devam edecek.
Hiç unutmuyorum, bir konuşmanda aynen şunu demiştin, “İnsanın en temel hakkı yaşam hakkıdır. Bu yaşamın değerli olması için ikinci en önemli hak olarak “eğitim hakkı” gelir. Ama bugünün muktedirleri eğitim denince ne anlıyorlar Sayın İoanna Hocam, kendi inanç değerlerini topluma kabul ettirerek değerler oluşturacağını sanan zorbalara dönüştüler.
Makamlar karşısında eğilmeyen başınız, rüzgara göre yön değiştirmeyen gür sesiniz ve ezilenlerin yanında kurduğunuz o felsefi barikat, bu ülkenin namuslu aydınlarına, yurttaşlarına bırakılmış yön belirleyen pusuladır. Çöle bıraktığınız o vaha hiçbir zaman kurumayacak; rehberliğinize, dik duruşunuza ve insanlığa adanmış ömrünüze saygıyla…”
Muhsin YAZICI – 03.10.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder