Hukuk bu kez çok ama çok nazik! / Muhsin YAZICI
Türkiye’de adalet mekanizması hiç bu kadar iki parçalı, hiç bu kadar keskin ve seçici bir “körlükle” işletilmemişti. Bugün ülkenin geldiği noktada, hukukun terazisi artık suçun ağırlığına göre değil, suçlunun kimliğine, cüzdanına ve siyasi biat derecesine göre tartıyor. Bir tarafta halkın iradesini doğrudan gasp ederek muhalif belediye başkanlarına şafak operasyonları düzenleyen, uydurma delillerle linç kampanyaları yürüten ve en küçük hak arayışına dahi demir yumrukla inen bir sistem var. Diğer tarafta ise milyarlık yolsuzlukların, borsa manipülasyonlarının ve organize fon talanlarının tam ortasında adı geçen iktidar seçkinlerine gösterilen akıl almaz bir nezaket, inanılmaz derecede bir esneklik gösteriliyor…
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve borsa tarihinin en büyük manipülasyon iddialarını barındıran fon soruşturmasında yaşananlar, bu ikiyüzlülüğün topluma çekilen en açık restidir. Soruşturma kapsamında AKP Genelbaşkan Yardımcısı Hayati Yazcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın 30 kişilik şüpheli listesinde olduğu ve tüm mal varlığına tedbir getirilmek istendiği belgeleriyle ortaya çıktı.
Peki, ne oldu?
Gazeteci Burak Doğan’ın adli kaynaklara dayandırdığı habere göre, Mustafa Yazıcı hakkında yalnızca yurtdışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi. Kamuoyunda büyük tepki yaratan mal varlığı dondurma kararı, iktidar tarafının çocuklarına uğramadan teğet geçti.
Sıradan bir yurttaşın sosyal medya paylaşımı için şafak vaktinde kapısını koçbaşıyla kıran, onurunu zedeleyerek gözaltına alan hukuk sistemi, iş bir genel başkan yardımcısının oğluna gelince aniden pamuk gibi yumuşuyor, adeta “incitmeden” adli kontrol verip evine uğurluyor!
Skandalın boyutları bununla da sınırlı değil. Basında geniş yer bulan, Yeni Parti temsilcilerinin açıklamaladığı sarsıcı detayları ortaya çıkan bir diğer “hisse mucizesi” ise eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’ya ait. İddialara göre, Fatma Betül Sayan Kaya nisan ayında Özata Denizcilik hisselerinden 63,3 milyon TL’lik alım yapıyor. Fon krizi patlak vermeden hemen önce, eylül ayı içerisinde bu hisseleri tam 1 milyar 344 milyon TL’ye satarak nakde geçiyor. Eşi İlyas Kaya da benzer şekilde 99,6 milyon TL’lik hisseyi 826 milyon TL’ye elden çıkarıyor. Karı-koca, sadece 5 ay gibi kısa bir sürede, toplamda 2 milyar TL’ye yakın bir borsa kazancıyla piyasadan sıyrılıyor.
Sormak zorundayız. Ve soralım!
Fon patlamadan, borsa çökmeden hemen önce bu paraları çekmeleri için kim onların kulağına fısıldadı?
Bu korkunç içeriden bilgi ticareti (insider trading) ve şüpheli sermaye hareketi karşısında neden tek bir gözaltı yok?
Neden şafak baskınları kameralar eşliğinde yapılmıyor?
İşin kokusu uluslararası piyasalara kadar yayılınca, kamuoyunun baskısıyla apar topar Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın e-tahsilat hesabına bu parayı “geri verdikleri” öne sürülüyor. “Parayı geri verdiler, görevden de affını istediler” denilerek konu kapatılmak isteniyor.
Yakalanınca parayı bırakıp kaçmak, hukukun hangi maddesinde suçu ortadan kaldırıyor?
Yurttaş vergisini bir gün geciktirse tepesine binen maliye ve yargı, iktidar seçkinlerinin 2 milyar liralık şüpheli borsa operasyonunu sessizlikle nasıl geçiştirebiliyor?
İşte bu, ikiyüzlülüğün, adaletsizliğin ve güç zehirlenmesinin en çıplak halidir. AKP’ye biat eden belediye başkanları ihya edilirken, halkın helal oylarıyla seçilmiş muhalif başkanların hakkı gasp ediliyor, uydurma gerekçelerle kayyumlar atanıyor. Çetelere, yandaşlara ve iktidar çocuklarına gelince adeta bir koruma kalkanına dönüşen hukuk sistemi; asıl sahibi olan halka, hakkını arayan öğrenciye, geçinemeyen emekliye karşı bir cezalandırma sopası olarak kullanılıyor.
Alım gücü her geçen gün eriyen, pazar tezgahına bakmaya korkan, faturasını ödeyemediği için elektriği kesilen yurttaş, ekranlarda bu kibirli ve ayrıcalıklı zümrenin milyarlık “aklanma” tiyatrosunu izliyor.
Unutulmasın ki; hukuku sadece gücü yetmeyene uygulayan bir devlet, kendi meşruiyet temelini bizzat kendi eliyle yok eder. Bu organizeden de öte, ahlaki sınırları tamamen aşmış olan düzene karşı sessiz kalmak, bu adaletsiz çarka ortak olmaktır.
Muhsin YAZICI
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder