“Katilin Cinayeti Araştırma Komisyonu Başkanı Yapılması”
Aziz Nesin’lik, trajikomik bir sistem kurgusudur bugünkü FON soygunları. Çalan da, denetleyen de, yargılayan da hep aynı kişiler..
“Suç mahallindeki faile, ‘Gelin cinayeti beraber aydınlatalım’ demekle eşdeğerdir” diye… Meğer sistem, bizim bu benzetmemizi bile hafif bırakacak bir yaratıcılıkla kendi akıldışı komedisini yazmış!
Halkın milyarlarca lirasının buharlaştığı, borsa çarklarının yandaşları zengin etmek için döndüğü iddialarıyla ortalık yangın yeriyken; Cumhurbaşkanı bu soygunu incelesin diye kimi görevlendiriyor?
Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK). Peki, bu DDK’nin başında kim var?
Salih Tanrıkulu.
İşte tiyatro tam bu noktada başlıyor. Sayın Tanrıkulu, bu inceleme emri verilene kadar nerede görev yapıyordu dersiniz?
Borsa İstanbul’un Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve daha da komiği, Denetim Komitesi Başkanı’ydı!
Yani soygunun, usulsüzlüğün, manipülasyonun döndüğü iddia edilen o yerin, Borsa İstanbul’un “baş denetçisi” bizzat kendisiydi. Şimdi aynı şahıs, DDK Başkanı göreviyle, düne kadar başında oturduğu, denetlemediği ya da göz yumduğu iddia edilen kurumun işlemlerini güya “bağımsızca” inceleyecek!
Aziz Nesin mezarından kalksa, “Ben bile bu kadarını yazamazdım, hayal gücüm yetmezdi” derdi.
Yurttaşın aklıyla, adaletiyle alay etmenin “yerli ve milli” zirvesidir, zırvasıdır bu. Aklı başında iktisatçı, gazeteci, siyasetçi, yurttaş da haklı olarak kızdığı gibi; normal bir ülkede, sorumluluğu olan bir bürokratın vicdanen DDK Başkanlığı’ndan istifa etmesi gerekirken; bizim ki inceleme başlayınca apar topar Borsa’daki koltuğunu bırakıyor.
Neden?
Suçluluk psikolojisi mi? Yoksa “bakın artık orada değilim, tarafsızım” illüzyonu mu?
Yoksa verilen emirler dışında hareket edecek iradesinin olmamasından mı?
Düne kadar Borsa’da dönen dolapları görmeyen, duymayan, denetlemeyen bir göz; bugün DDK koltuğunda oturup kendi eski kurumuna operasyon mu yapacak? Kendi kendini mi ihbar edecek? Kendi imzaladığı kararların mı peşine düşecek?
Bu tam anlamıyla herkesle dalga geçer gibi davranılmasıdır.
“Kursağına kadar yediği koyuna gömülmüş kurdun, koyun kayboldu diye sürüde adalet aramasına” benzer.
Burnundan soluyan yurttaş bu tiyatroyu yemez! Muhalefetin de meclis köşelerinde “uzlaşı” aramak yerine, meydanlara çıkıp işte bu absürt komediyi, bu yapısal çürümeyi halkın yüzüne tek tek çarpması gerekir.
Çünkü bu saatten sonra bu kuruldan çıkacak hiçbir rapor kamuoyu vicdanını rahatlatamaz. Bu saatten sonra söylenecek tek bir söz vardır. Kendi kendinizi denetlediğiniz bu orta oyununa karnımız tok.
Artık hesap vereceksiniz!
“Öyle kendin çal, kendin oyna” yöntemlerini halk yemiyor…
Muhsin YAZICI
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder