Osmanlı yerli, Cumhuriyet taklitçi anlayışı
Tarikat ve siyasal İslamcı çizgisi tedrisatından geçen kadroların hep bir ağızdan yaptıkları ezber nakaratları: “Atatürkçülük ve O’nun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ve kanunları ‘Batı taklidi’ olduğu için bünyemize uymuyor.
Gelin hep birlikte o zaman Osmanlı Devleti’nin 19. Yüzyıldaki yasal ve siyasal gelişmeleri kısaca özetleyelim.
Osmanlı’da “Batı taklidi” denilen şey ne zaman başladı?
Osmanlı özellikle 19. yüzyılda, “devlet çökerken nasıl toparlarız?” paniğiyle sorular sorup çözüm yollarına gitmeye başladılar. Osmanlıyı yönetenler her alanda batıdan geri kaldıklarını iyice anlamışlardır. Ama gelgelelim bugünün siyasal İslamcısına ve cemaat bağımlısına anlatamazsınız.
Biz dönelim bu çıkış yolunda neler yapılmış. İster istemez Batı hukukunu model almaya başlandı. Bu, Cumhuriyet’le başlamadı; Tanzimat 1839 öncesi başlandı Tanzimat Fermanı ile hızlandı.
Osmanlı’nın Batı’dan aldığı kanunlar kısaca özetlersek aşağıdaki kanuni değişimleri görürsünüz.
Ticaret Kanunu 1850.
Kaynağı: Fransız Code de Commerce 1807, Adı: Kanunname-i Ticaret
Neden alındı? Gayrimüslim – yabancı tüccarlarla ticaret yapabilmek, kapitülasyon kaosunu azaltmak. Bu kanun neredeyse birebir çeviriydi.
Ceza Kanunu 1858
Kaynağı: Fransız Code Pénal 1810 Adı: Ceza Kanunname-i Hümayunu
Kısas, had gibi klasik İslam cezalarının yerini modern hapis ve para cezaları aldı. “Şeriat dışı ceza hukuku” fiilen başladı.
Deniz Ticaret Kanunu 1863
Yine Fransız hukuku esas alındı. Sigorta, taşıma, deniz kazaları gibi tamamen modern konular düzenlendi.
Medeni hukuk meselesi – Mecelle
Burada Osmanlıcıların sık kullandığı bir argüman var, onu dürüstçe ele alalım: Mecelle 1869–1876, İslam hukukuna Osmanlı Devleti’nde Hanefi fıkha dayanır.
Ama: Sistematiği, madde numaraları, genel ilkeler tamamen Batı tarzıdır
Tasarıma baktığınızda İslam’a, form bakımından Batıya yakındır.
Aile hukuku, miras, kadın hakları Mecelle’de bilinçli olarak dışarıda bırakıldı. Çünkü batı baskısını içeriden gelecek baskıyı önlemek amaçtı.
Çünkü Batı baskısını ve içeriden gelecek toplumsal baskıyı dengelemeye çalıştılar. Batıyla ticari, askeri, teknolojik, eğitim alanında ilişkiler geliştikçe var olan klasik Osmanlı anlayışı çökmüştü. Ama yenisini koymakta mümkün değildi. Osmanlı siyasal sistemi ne izin veriyordu ne de mümkündü.
Osmanlı Devleti’nin 19. Yüzyıldaki yamalı bohça tarzı yenileşme hareketlerine karşı Cumhuriyet’i kuranlar ne yaptı?
Cumhuriyet: Zaten yamalı bohça olan bu sistemi tutarlı hale getirdi. Parça parça değil, bütüncül hukuk sistemi kurdu. Yani Cumhuriyet sıfırdan Batıcı olmadı, Osmanlı’nın zaten yürüdüğü yolu sistemli hale getirdi.
O hâlde “Cumhuriyet Batı taklitçisi, Osmanlı yerliydi” iddiası tarihle pek uyuşmuyor.
Osmanlı zorunluluktan, Cumhuriyet bilinçli tercihle Batı hukukunu benimsedi.
Osmanlı: “Devlet dağılmasın” diye aldı Cumhuriyet: “Modern ulus-devlet böyle olur” diye aldı
Osmanlı’da Batı’dan kanun almak çaresizlikti, Cumhuriyet’te kurucu iradeydi.
Osmanlıcı argümanın kırıldığı yer
“Osmanlı şeriattı, Cumhuriyet Batıcı” diyenlere şu soru yeter:
19. Yüzyılda Osmanlı Devleti Fransız Ceza Kanunu ile idam – hapis veren bir devlet dönüşürken ne kadar şeriat geçerlidir?
Genelde Osmanlıcıların burada sesler kısılır. Osmanlı Devleti’ni yöneten akıl pragmatik çözümlerle yol yürüyerek çözecekleri hayaline kapılmışlardı…
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar ise modern devlet ideolojisini ve sistemli devleti aygıtına dönüştürdüler.
Aslında İkisi arasında tam bir kopuş yoktur. Evrimsel değişimin daha planlı ve bilinçli değişimi söz konusudur.
Tarihsel gelişim ve bilgi noksanlığı yüzünden yaşamında bir sayfa tarih okumamışlara “Osmanlı yerliydi, Cumhuriyet Batı taklitçisi” teranesini yutturabilirsiniz.
Asıl Cumhuriyetle birlikte Türk ulus iradesi ilk defa egemen hale gelerek yerlileşip, millileşti.
Geleneksel tarikat + siyasal İslam anlayışına karşı modern devlet anlayışının getirdiği Cumhuriyet anlayışı arasındaki mücadele günümüzde bütün acımasızca devam ediyor.
Tarihsel gelişim açısından kaybeden belli.. Ama yerli gerici güçlerle sömürgeci güçlerin ittifakı bu tarihsel değişimin önünde büyük bir engel gibi duruyor.
Muhsin Yazıcı / 27.01.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder