Pazar fıkraları: 36
Okyanus ve su birikintisi
Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergahlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
-“Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.
Hacı Bektaş da söyle der:
-“Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.
www.bilimsanatyolu.com
10 kuruş için…
İki tavuk markette alışveriş yapıyorlarmış. Bir yumurta standının önüne gelmişler. Etikette yumurta 30 kuruş yazıyormuş.
Tavuklardan biri diğerine;
-“Bak bu yumurtaları ben yumurtladım” demiş böbürlenerek.
Dolaşmaya devam ederken başka bir yumurta standına gelmişler. Kocaman, çift sarılı köy yumurtaları ve fiyat 40 kuruş.
Bu sefer diğeri tavuk adilmiş;
-“Bak bu yumurtaları da ben yumurtladım.”
Diğeri gülümseyerek yanıt vermiş;
-“Ben de bunlardan yumurtlayacaktım ama kocam 10 kuruş için keçini yırtmaya değmez, dedi…”
www.bilimsanatyolu.com
Allah’a emanet
Fıkra bu ya, Tanrı tavlaya oturmuşken, bir melek gelir ve dünyada durumun çok gergin olduğunu ve bir savaş çıkmak üzere olduğunu söyler.
Ancak, tavla partisi çok heyecanlı gitmektedir, Tanrı bir bakar,
-“Türkiye’ye bir şey oldu mu? diye sorar.
Melek;
-“Hayır. Henüz Türkiye’ye bir şey olmadı.”
Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar gelir,
-“Tanrım durum giderek gerginleşiyor, lütfen müdahale edin! der.
Tanrı bir bakar,
-“Türkiye’ye bir şey oldu mu? diye sorar
-“Henüz değil ama savaş çıktı çıkacak” diye yanıtlar.
Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar gelir,
-“Tanrım savaş çıktı, Rusya Amerika birbirine girdi, füzeler uçuşuyor” der.
Tanrı;
-“Tamam hemen geliyorum, bir dakika, Türkiye savaşa girdi mi?” der.
Melek;
-“Henüz girmedi ama girdi girecek” diye yanıtlar.
Melek tekrar gelir,
-“Tanrım lütfen gelin, milyarlarca insan oluyor, hem zaten Türkiye de savaşa girdi” diye yakınır.
Tanrı bitmek üzere olan oyuna aldırmaz, tavlayı kapatır ve ayaklanır.
Melek sorar:
-“Kusura bakmayın ama, onca ülke savaşa girdi aldırmadınız da, neden Türkiye için ayaklandınız?”
Tanrı başını iki yana sallayarak yanıt verir;
-“Sorma diğerleri neyse ama bu Türkler her şeylerini bana emanet etmişler de ondan” der..
www.bilimsanatyolu.com
Saygılar
Adamın biri kavga ettiği birine eşsek demekten mahkemelik olmuş sonuçta küçük bir ceza almış tam duruşmanın sonunda hakime dönmüş:
-“Efendim gördük ki bir beyefendiye eşek demek suç imiş pekala bir eşeğe beyefendi demek suç mudur?”
Hakim yanıt vermiş:
-“Hayır değildir.”
Davalı, davacıya dönmüş:
-“Saygılar beyefendi. Saygılar!
www.bilimsanatyolu.com
Boşanma
Karı koca 100 km hızla arabada gidiyorlarmış. Arabayı adam kullanıyormuş ve karısı birden,
-“Hayatım, seninle 15 yıl boyunca güzel bir beraberlik yaşadık… Ama artık ben boşanmak istiyorum.”
Adam bir şey söylememiş. Bu arada hızı 105’e çıkarmış, derken karısı,
-“Neden? Diye soracağını biliyorum…” demiş.
-“Bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama arkadaşın Joe ile birkaç aydır beraber oluyoruz ve üzgünüm ama yatakta o senden daha iyi…”
Adam yine hiçbir şey söylememeye devam ederek hızı 110’a çıkarmış.
Kadın devam etmiş.
-“Evi ben istiyorum…”
Artık 120 ile gidiyorlarmış. Adam hiçbir şey söylemiyormuş.
Kadın ayrıca,
-“Bütün çeklerini, kredi kartlarını, arabayı da istiyorum…”
Ve adam hızı 130’a çıkartmış. Hala bir şey söylemiyormuş.
Kadın sormuş:
-“Hiç bir şey söylemeyecek misin? Sen hiç bir şey istemiyor musun?”
Adam 140’a çıkmış ve yanıtlamış:
-“Hayır, ben ihtiyacım olan her şeye sahibim.”
Kadın şaşırmış.
-“Öyle mi? Nedir o?”
Ve araba karşıdaki duvara 150 km. hızla çarpmadan önce adam yanıt vermiş:
-“Aırbag bende..!”
www.bilimsanatyolu.com
Kızı da sen bul
Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler.
Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
Padişah, ihtiyarı selamlamış:
-“Selamünaleyküm ey Pir’i fani…”
-“Aleykümselam ey Serdar’ı cihan…”
Padişah sormuş:
-“Altılarda ne yaptın?”
-“Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…”
Padişah gene sormuş:
-“Geceleri kalkmadın mı?”
-“Kalktık… Lakin, ellere yaradı…”
Padişah gülmüş:
-“Bir kaz göndersem yolar mısın?”
-“Hem de ciyaklamadan”
Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.
Padişah başvezire dönmüş:
-“Ne konuştuğumuzu anladın mı?”
-“Hayır padişahım…”
Padişah sinirlenmiş:
-“Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.”
Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.
-“Ne konuştunuz siz padişahla…”
Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:
-“Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.”
Başvezir, yüz altın vermiş.
-“Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu.”
-“Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.”
Vezir kafasını kaşımış.
-“Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?…”
Adam, bu soruya yanıt vermek için de bir yüz altın daha almış.
-“Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim.”
Vezir bir soru daha sormuş…
-“Geceleri kalkmadın mı ne demek?”
Adam bir yüz altın daha almış.
-“Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim…”
Vezir gene kafasını sallamış.
-“Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek…”
Adam gülmüş.
-“Onu da sen bul…”
www.bilimsanatyolu.com
Tanıyamadım…
40 yaşlarındaki kadın kalp krizi nedeniyle hastaneye yatırılmıştı. Kendinden geçmiş durumdaydı. Doktorlar kurtarmak için çılgınlar gibi uğraşıyordu…
Tam bu sırada Tanrı kadına göründü.
-“Yanına geliyorum Tanrım,” diye inledi kadın.
-“Hayır,” diye yanıt geldi yücelerden,
-“Daha önünde 35 yıl, 2 ay, 8 gün var…”
Kadın nihâyet kendine gelmişti. Doktorlar mutluydu. Kadın daha da mutluydu. Biraz iyileşince kesenin ağzını açtı. Yüzünü gerdirdi. Liposuction yaptırdı. Göğüslerini silikonla dikleştirtti.
Kadının ısrarlarına dayanamayan hastane yönetimi bir kuaförün gelip saçlarını platine boyamasına izin vermişti. Artık bomba gibiydi kadın. Kendini çok iyi hissediyordu. Hayatının kalan bölümünü mutlu bir biçimde geçirmeye hazırdı.
Nihâyet taburcu oldu. Dışarıya çıkıp temiz havayı içine çekti. Taksiye binmek üzere caddenin karşısına geçerken bir ambulans çarptı kadına. Vahimdi durumu.
Derin karanlığa doğru kayarken sordu:
-“Ulu Tanrım, sen her şeyi daha iyi bilirsin, ama hani önümde daha 35 yıl vardı?”
Tanrı’nın yanıtı şöyle oldu:
-“Tanıyamadım…”
www.bilimsanatyolu.com
En sevdiği kurabiye…
Yaşlı adam ölüm döşeğindeydi… Artık son dakikalarını yaşıyordu… Hasta yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu…
Birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti… Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti… Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü… Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor gibi heyecanlıydı…
Nihayet mutfak kapısına kadar geldi… İşte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu…
Son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı… Bir tane almak için elini uzattı…
Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
-“Çek elini bakayım… Onlar senin cenazen için…”
www.bilimsanatyolu.com
Tez danışmanı kim?
Bay Tilki bir gün ormanda dolaşırken Bay Tavşan’a rastladı. Bay Tavşan bir şeyler yazmakla meşguldü.
-“Kolay gelsin, Bay Tavşan. Ne yazıyorsunuz?”
-“Doktora tezimin 1. bölümünü yazıyorum…”
-“1. bölümde teziniz ne?”
-“Tavşanlar tilkileri nasıl parçalar?
-“Yapmayın! Bu hiç de doğru değil. Bu bir bilim adamına yakışmayacak ciddiyetsizlik. Teziniz kökten yanlış.”
-“Yaa..! Öyle mi? Dedi Bay Tavşan,
-“Peki, gel de deneysel kanıtı gör öyleyse.”
Bay Tavşan önde Bay Tilki arkada çalılığın arkasına doğru ilerlediler. Bir süre sonra Bay Tavşan yüzünde gülümsemeyle çalılıktan çıkıp geldi ve yerine oturarak yazmaya devam etti.
Bir zaman geçti. Bay Kurt’un yolu Bay Tavşan’ın bulunduğu yere düştü.
Bay Kurt sordu:
-“Kolay gelsin, Bay Tavşan. Ne yazıyorsunuz?”
-“Doktora tezimin 2. bölümünü yazıyorum…”
-“2. bölümde teziniz ne?”
-“Tavşanlar kurtları nasıl parçalar?”
-“Yapmayın! Bu doğru değil. Bu bir bilim adamına yakışmayacak ciddiyetsizlik. Teziniz kökten yanlış.”
-“Yaa..!”
Bay Tavşan,
-“Gel de sana deneysel kanıt göstereyim.”
Bay Tavşan önde Bay Kurt arkada çalılığın arkasına doğru ilerlediler. Bir süre sonra Bay Tavşan yüzünde gülümsemeyle çalılıktan çıkıp geldi ve yerine oturarak yazmaya devam etti.
Biz de neler olduğunu merak ettik, tabii. Çalılığın arkasına dolanıp baktık ki Majesteleri Aslan, Ormanın Kralı, haşmetle oturuyor ve etrafında parçalanmış kurt ve tilki.
Tezinizin ne olduğu hiç önemli değildir; önemli olan tez danışmanınızın kim olduğudur.
www.bilimsanatyolu.com
Aşağıdaki testisin önemi…
Gayet titiz ve düzenli bir siyasetçi, bir doktorun muayenehanesine gitmiş. Önce şapkasını çıkarıp bir masanın üstüne koymuş. Sonra ceketini çıkarmış, eliyle şöyle hafiften tozlarını silkip, özenle katlamış ve onu da yanına koymuş şapkasının.
Arkasından kravatını çıkarmış; üçe katlayıp, ceketinin hemen yanına koymuş. Derken düğmelerini çözüp gömleğini çıkarmış; çıkardıktan sonra tekrar iliklemiş gömleği; kollarını gömleğin önünde çapraz kavuşturarak, onu da özenle dörde katlayıp, yanına bırakmış ceketinin.
Sıra gelmiş pantolonu çıkarmaya… Titiz ve özenli siyasetçi, pantolonunu da çıkarıp, masanın üstüne uzatmış ve çizgisi bozulmasın diye, doktorun kitaplığından aldığı, kalın tıbbi kitapları dizmiş üstüne. Nihayet donunu da çıkarıp, bir güzel katladıktan sonra, ötekilerin yanına koymuş. Tam o sırada aklına gelmiş, mendilini pantolonunun cebinde unuttuğu…
Pantolonun üstüne koyduğu tıbbi kalın kitapları kaldırmış; pantolonun cebine sokmuş elini, mendilini çıkarıp, onu da özenle dörde katladıktan sonra masanın kıyısına bırakmış ve tekrar pantolonunu düzeltip, üstüne yeniden yan yana dizmiş doktorun kalın tıbbi kitaplarını…
Siyasetçi, çıkardığı ve bir mağaza vitrinine yerleştirir gibi, titizce sıraladığı giysilerine şöyle bir bakış fırlattığı sırada; hastasının soyunmasını izlerken sinirleri bir hayli gerilen doktor:
-“Söyleyin, niye görmeye geldiniz beni, neyiniz var?”
Doktorun karşısında çırılçıplak ayakta duran siyasetçi, hafif öne doğru eğilmiş ve elleriyle hayaların göstererek:
-“Bunlar için”, demiş…
Tepesi iyiden iyiye atmaya başlayan doktor:7
-“Nesi var ki, hayalarınızın”, demiş.
-“Baksanıza biri, ötekinden daha sarkık.”
-“Eee yani?”
-“Ben memleketin başına geçip, ülkeye çeki düzen vermek çabası içindeyim de; muhaliflerin, ‘Sen önce kendini düzelt’ diye karşı çıkmalarını engellemek istiyorum; o nedenle…”
-“Bütün bunların ne ilgisi var, hayalarınızdan birinin daha sarkık olmasıyla.”
-“Öyle demeyin doktor; biz ülkeyi, sade canımız ciğerimizle, değil; aynı zamanda kıçımız, penisimiz, testi küllerimizle de yönetiyoruz. Hepsinin düzgün olması gerek. Bu bir memleket sorunu…
www.bilimsanatyolu.com

Yorum gönder