Pazar fıkraları: 37
Türkiye AB’ye adaylık sınavında…
AB aday kabul komisyonu toplanmış aday ülkeleri değerlendirmek için soru sorarlar:
-“AB kapısındaki ilk adaya soruluor:
,-”İlk atom bombası ne zaman atıldı?”
-“1945 yılında…”
-“Tamam bildiniz, içeri buyurun.”
İkinci adaya soruluyor:
-”İlk atom bombası nereye atıldı?”
-“Hiroşima’ya..”
-“Tamam siz de bildiniz, içeri buyurun.”
Türkiye’ye soruluyor:
-”Atom bombasının atıldığı Hiroşima’da kaç kişi öldü? Ölenlerin isimlerini alfabetik sırayla söyleyiniz…”.
Giden para onun ki olunca…
Vaktiyle bir Amerikan kasabasındaki bankaya kovboyun biri gelip çek bozdurmak istemiş.
Veznedar başlamış sormaya:
-“Doğum yerin? Sürekli oturduğun adres? Kimlik kartın? Kefil göstereceğin kişiler vs…”
Kovboy:
-“Buraya bak veznedar, sen daha önce bu kasabada yargıç olarak adam asarken bile, bu kadar belge aramazdın; ne oldu sana?”
Veznedar:
-“E, burada giden bizim para; şayet giden senin hayatın olsa yine üstünde o kadar durmazdık…”
Ördeklere dikkat…
Üç kadın arkadaş bir kaza sonucu aynı anda hayatlarını kaybedip cennete giderler.
Cennetin kapısında onları karşılayan melek;
-“Bizim burada uymanız gereken tek kural var.. O da ördeklere dikkat edin sakın üstlerine basmayın” der.
Sonra kapı açılır üç kadın cennete girerler. Gerçekten de etrafta ördek doludur. Üstlerine basmamak adeta imkansızdır. Dikkat etmesine rağmen kadınlardan biri kazayla bir ördeğin üstüne basar.
Hemen Cebrail belirir. Yanında son derece çirkin bir adam vardır. Kadını kolundan adama kelepçeler,
-“Ördeğin üstüne basmanın cezası olarak sonsuza kadar bu çirkin adama kelepçeli olarak yaşayacaksın” der.
İkinci gün kadınlardan biri yine kazayla bir ördeğin üstüne basar. Cebrail anından yanında çok çirkin bir adamla gelip onları kadına ceza olarak birbirlerine kelepçeler.
Üçüncü kadının gözü bu olaylardan çok korkar. Diğerlerinin akıbetine uğramamak ve sonsuza kadar çirkin bir adama kelepçelenip yaşamamak için her attığı adıma acayip dikkat etmeye başlar. Aradan aylar geçer ve hiçbir ördeğin üstüne basmaz.
Derken bir gün Cebrail belirir. Bu kez yanında boylu poslu inanılmaz derecede yakışıklı bir adam vardır. Cebrail hiçbir şey söylemeden yakışıklı adamla kadını kelepçeler ve yine bir şey söylemeden çeker gider.
Kadın artık mutluluktan uçmaktadır. O güne kadar gördüğü en yakışıklı adamla kelepçelenmiştir.
Adama döner:
-“Ben acaba ne yaptım da sonsuza kadar senin gibi yakışıklı bir adamla birlikte olmayı hak ettim” der.
Adam suratı asık bir şekilde yanıt verir.
-“Vallahi seni bilmem ama ben az önce bir ördeğin üstüne bastım”
Cennette nikah…
Evlenme hazırlığı içinde olan bir çift trafik kazasında ölüp cennete giderler. Damat adayı durumu görevli meleğe anlatarak evlenip evlenemeyeceklerini sordu.
-“Bir bakayım” dedi görevli melek.
Aradan üç ay geçtikten sonra görevli melek mağdur cifte sevinçli haberi vermek için,
-“Her şey ayarlandı. Sizi evlendirebiliriz” dedi.
-“Şey… Biz düşündük te, acaba evliliğimiz yürümezse bizi boşayabilir misiniz?” dedi damat adayı.
Görevli melek gök gürültüsü sesiyle son derece kızgın bir şekilde;
-“Siz manyak mısınız? Cennette bir imam bulabilmek için 3 ayı mı verdim. Avukat bulmak ne kadar sürer tahmin edebiliyor musunuz?”…
Anne bu ne?
Genç deve annesine sormuş:
-“Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar büyük?”
Anne yanıt vermiş:
-“Çölde kuma batmamak için…”
Genç deve tekrar sormuş:
-“Peki kirpiklerimiz niye bu kadar gür?”
Anne tekrar yanıt vermiş:
-“Çölde kum fırtınalarında kum kaçmasın diye…”
Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru daha sormuş:
-“Bizim niye hörgüçlerimiz var?”
Anne deve sabırla yanıtlamış:
-“Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolarız.”
Sonunda dayanamayan genç deve sormuş:
-“Peki biz Ankara Devlet Hayvanat Bahçesinde ne … yiyoruz?”
Golf maçı…
Musa Peygamber, İsa Peygamber ve beyaz sakallı bir yaşlı, bir gün golf oynuyorlarmış. Musa golf sopasını kaldırmış ve uzun bir vuruş yapmış. Golf topu çim zemine düşmüş ancak meyilden dolayı küçük bir su göletline doğru yuvarlanmaya başlamış.
Musa çabucak sopasını asa gibi kaldırmış su yarılmış, iki tarafa toplanmış. Top kuru kalan ortadan karşıya yuvarlanmış ve güvenli vuruş yapılabilecek bir yerde durmuş.
Sıra İsa’ya gelmiş. İsa sopasını kaldırmış güzel, uzun ve sıkı bir vuruş yapmış. Top dosdoğru aynı gölete doğru gitmiş, içine düşmüş ama sanki üzerinde uçar gibi batmadan durmuş . İsa sakin bir şekilde suyun üzerinde yürümüş ve sade bir vuruşla topu yeşil sahaya atlatmış.
Üçüncü olarak dedemiz vuruş yerine gelmiş , iyi nişan alamamış. Top sahayı sınırlayan çitleri aşmış, trafiğin seyrettiği bir sokağa düşmüş. Geçmekte olan bir kamyonun kasasına çarpmış, sekerek bir ağaca vurmuş . Ağaçtan da sekerek oradaki evin çatısına düşmüş. Çatıdan aşağı doğru yuvarlanarak, su oluğuna girmiş. Aşağı düşüp, meşhur göletimize doğru akan su arkına girmiş . Arktan aşağı gelip tam gölete gömülecekken bir taşa çarpmış. Taştan zıplamış gölet üzerinde duran bir nilüferin üzerinde durmuş. Aniden kocaman bir kurbağa nilüferin üzerine zıplamış ve topu yiyecek sanarak ağzına almış. O anda bir şahin kurbağaya doğru pike yapmış ve kurbağayı ağzındaki topla beraber kapmış. Şahin ağzında kurbağa ile havalanırken, kurbağa korkudan acılı bir çığlık atmış. Bu esnada top ağzından fırlamış ve üzerinden geçerlerken yeşil sahaya düşmüş. Yerde zıplayan top doğru deliğe süzülmüş. Tek vuruşla isabet !
Musa Peygamber İsa Peygamber’e dönmüi:
-“Babanla golf oynamaktan nefret ediyorum.”
24 saat sonra…
Trabzon’un bir köyü, Temel ile sevgilisi Fadime evleniyorlar. Davullar çelinmiş, horon tepilmiş, yemekler yenmiş ve gecenin sonlarına doğru köyün ihtiyar heyeti Temel’i yanlarına çekerek namus dersi vermeye başlamışlar.
Ve en sonunda demişler ki,
-“Eğer Fadime kız çıkarsa sabah ezanına doğru pencereden havaya üç el ateş et. Et ki biz de köyümüzün namusuna leke gelmemiş olduğunu bilelim.”
Temel onayladıktan sonra sırtına vurulan yumruklarla evine gitmiş. Sabah olmuş ve ezan okunmadan önce Temel’in evinden üç el silah sesi gelmiş.
Köy halkı tamam demiş bir problem yok. Herkes gündelik hayatına dönmüş. Ertesi sabah yine ezan vaktine doğru yine üç el silah sesi.
Bu sefer köylüler sairmiş ve koşmuşlar Temel’in evine. Fadime yerde kanlar içinde yatıyor. Ya n’oldu soruları yükselirken,
-“Temel çok sinirli:
-“Dün kız çıkmıştı, bu gün çıkmadı. Ben de furdim aleksizu.”
İş gezisi..
Genç bir kadin sol gozu mosmor bir halde evine gelmis.
-“Aman Allah im kim yaptı bunu krizim?”
-“Kocam.”
-“Peki ama o Londra’da değil miydi?”
-“Ben de öyle zannediyordum anne.”
Ayı…
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş.
-“Evrim ne gü|zellikler yarat}yor!” diye düşünüp mest oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına baktığında ayının daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş.
Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış. Ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken,
Adam,
-“Tanrım!” diye bağırmış.
Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış.
Gök derinden gelen ilahi bir ses adama:
-“Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?” demiş.
Adam utanç iginde,
-“Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz” demiş.
Ses:
-“Peki” diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış.
-“Tanrım, senin rızanla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere…….”
Bu kış nasıl geçecek ki?
Sonbaharda, Kızılderililer şeflerine kişin soğuk geçip geçmeyeceğini sormuşlar. Herhangi bir fikri olmayan şef, kişin soğuk geçeceğini ve hazırlanmak için odun toplamaları gerektiğini söylemiş. İyi bir önder olan şef, en yakın telefon kulübesine gittikten sonra Ulusal Hava Durumu Servisi’ni arayıp sormuş:
-“Kış soğuk mu geçecek?”
Telefondaki adam:
-“Evet, bu kıs epey soğuk olacak.”
Şef, köye geri dönüp odun toplama isini hislendirmiş.
Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi’ni aramış:
-“Kış çok mu soğuk geçecek?”
Telefondaki adam:
-“Evet, bu kıs gerçekten oldukça soğuk olacak.”
Böylelikle şef geri dönüp adamlarına bulabildikleri bütün odun parçacıklarını dahi toplamalarını söylemiş.
Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi’ni aramış:
-“Bu kışın çok soğuk geçeğine kesinlikle emin misiniz?”
Telefondaki adam:
-“Kesinlikle, Kızılderililer deli gibi oddun topluyor.”
Kocama çarparım…
Bir adam kadına direksiyon eğitimi veriyor.
Eğitmen,
-“Dar bir yolda hızlı bir şekilde giderken birden karşına baban ve kocan çıkarsa ne yaparsın?
Kadın duraksamadan:
-“Kocama çarparım.”
Eğitmen:
-“Bak bu dersi beş defa anlattım sana.”
Durur siniri yatışır:
-“Hayır, frene basacaksın. Kocanı başka şekilde telef et…”
www.bilimsanatyolu.com

Yorum gönder