Pazar fıkraları: 46
Adan turist çıktı…
Erzurumlunun biri ;İstanbul’da köprüde giderken yolun ortasında arabası arızalanmış. Trafik adeta alt üst olmuş. Arkasındaki aracın sahibi sinirlerine hakim olamamış. Kapıyı açıp ağzına geleni söylemiş. Yaklaşık 10 dakika bağırmış.
Erzurumlu arabasından dışarı çıkarak arkasındaki şoföre:
-“Neye fenikisen” demiş.
Adam da aynen şöyle demiş.
-“Ulan herife o kadar küfrettik adam turist çıktı iyimi.”
Erzurum’da fenik demek, telaşlanmak anlamı taşıyor…
Nerede kaldı bunlar…
Afrika’da küçük bir köpek, kelebek peşinde koşarken ormanda kaybolur ve küçük köpek bir leoparın kendisine doğru yaklaşmakta olduğunu görünce yerde bulduğu kemikleri yalanmaya başlar.
Bir yandan da leoparın duyacağı şekilde,
-“Amma da lezzetli leoparmış.” diyerek ağzını şapırdattı.
Bunu duyan leopar köpekten korkup saldırmaktan vazgeçti.
Tüm bu olup bitenleri maymunun biri görmüştü. Maymun olup bitenleri leopara anlatırsa onunla arasının iyi olacağını düşünerek gidip ona anlattı.
Leopar öfkelendi ve maymuna sırtıma atla da gidip şu uyanığa dersini verelim dedi.
Leoparın sırtında maymunla geldiğini gören küçük köpek onları görmemiş gibi yaparak söylenmeye başladı:
-“Nerde kaldı bu maymun! Akşam yemeği için leopar getirecekti.”
İşareti ha buraya koydum…
Temel ile Dursun, balığa çıkmışlardı. O gün kısmetleri açılmıştı. Kayıkları, balıkla doldu.
Limana dönerken Temel, Dursun’a tembih eder:
-“Ha buraya işaret koy. Yarın yine gelürüz.”
Ertesi sabah, yine denize açılmışlardı.
Temel sorar:
-“Ula Dursun, denize işaret koymuş muydun?”
-“Ben işimi bilirim. Sandalın burnuna tebeşirle işaret koymuştum.”
Ula haçan gazete alalum…
Temel ile Dursun parasızlıktan ne yapacaklarını şaşırmışlardır.
Sonunda Dursun Temel’e:
– “Ula Temel haçan biz neden panka soymayruz? Kisa yoldan köşeyi döneruz.”
Temel:
– “Ula hakkattende cüzel fikir.”
Bunlar planlarını yaparlar. Artık her şey hazırdır. Bankayı soyarlar eve gelirler.
Dursun:
– “Ula Temel sayalum mi ne kadar para var?”
Temel paralara şöyle bir bakar ki çok para var en az 3 gunlerini alacak.
Temel Dursun’a şöyle bir öneri getirir:
– “Ula Dursun bu kadar parayı saymak uzun sürer biz en iyisi yârin bir gazete alalum orda yazar ne kadar para olduğu.”
Oradayız beya…
Trakyalı Atçe, cep telefonundan kocasını aramış:
-“Abe saat kaç oldu nerdesin aala?
-“Ayatım anı senin çok biyendiğin bi yüzük vardı ya… Ani paracım yoktu, alamamıştımve bigün sana bunu alıcam beya demiştimya ani… Atırladın mı?
Bu sözleri duyan kadın yumuşamış.
Heyecandan titreyen sesi ile:
-“Eeee…. Atırladım tabiii ayatım. Atırlamaz olur muyum?”
Adam da:
-“A işte… Te o kuyumcunun yanında ki kaavede arkadaşlarla kiyaat oynuyoz beyaa…”
Yılbaşı eğlencesi…
Kalabalık bir barda aileler yılbaşı kutlaması yaparken sunucu mikrofona çıkmış..
-“Saat 12′ye birkaç dakika kaldı, yepyeni bir yıla giriyoruz!” demiş.
-“Şimdi her koca hayatta yaşamasının anlamı olan, ona hayatı sevdiren kişinin yanına gidip ayakta dursun!..”
Biraz sonra Barmen kalabalıktan ezilir
Çağırmasan iyi olur…
Bir gün Ömer’i öğretmeni çağırır.
-“Bu nasıl ödev oğlum, hiç mi anlamadın sen, böyle şey mi olur? Bana hemen babanı çağır onunla konuşacağım.”
Ömer,
-“Öğretmenim babamı bence çağırmayayım.” der.
Öğretmen sorar:
-“Neden çağırmayacaksın bakalım! Ödevinin kötülüğünü sen de anladın değil mi?”
Ömer’in yanıtı aynen şu şekilde olur;
-”Defalarca anlattım babama böyle olmaz. Öğretmenim beni dinlemedi ödevi babam bu şekilde yaptı da”
Razıysa Öyle Yap
Bir vaiz, camide Kurban Bayramı hakkında vaaz ederken dinleyenlerden biri bir kâğıt uzatır.
Kâğıtta şunlar yazılıdır:
-“Vâlidem için keseceğim kurbandan kimseye hisse vermeyip hepsini kavurma yaparak bir çömleğe koymak niyetindeyim, nafakası olsun diye. Caiz midir, değil midir?”
Vaiz notu yüksek sesle okuduktan sonra şöyle der:
-“Yarın cennet ehli kurbanlarına binip sırat köprüsünden geçerken bu kadının da kavurma çömleğine binmesi lâzım gelir. Git, sor, razı olursa öyle yap!”
Çim? Ben mi?
Erzurum’da Ermenilerin olduğu dönemde, kurban bayramı. Erzurumlular kurban kesiyorlar, bunu gören Ermeni’nin biri arkadaşına;
-“Ben de kurban kesmek istiyorum” der.
-“Olur mu saçmalama. Sen Müslüman değilsin, kurbanı niye keseceksin ki?” diye karşı çıkar arkadaşı.
Tabi Ermeni kararlı, gidip bir inek satın alır ve eline bıçağı alıp ineğin başına gelir. Elindeki bıçakla ineği ve kendini kan revan içinde bırakır ama bir türlü ineğin canı çıkmaz. Bunun üzerine Ermeni’nin arkadaşı yanına gelip;
-“Ya bu kadar işkence çekeceğine git şu karşıdaki Müslüman kahvesine bir tanesinden rica et gelip kessin”, der.
Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde kahveye girer.
-“Bir Müslüman arıyorum”, der.
Kahve halkından biri korkudan:
-“Ca..ca..camiye gittiler, burada müslüman yok” der.
Adam camiye gelir ve içeri girip,
-“Müslümanlar buradaymış, öyle mi?” der.
Cemaatte çıt yok. Sonunda dayanamayıp arkası dönük olan hocayı gösterirler.
Ermeni hocanın karşısına dikilir;
-“Burada tek müslüman sensin heralde”.
Hoca kanlı bıçağa bakar:
-“Çim? Ben mi tamamen yalan?…”
Keşke her gün bayram olsa…
Kıtlık, yoksulluk kol geziyor İşte böyle günlerin birinde Nasrettin Hoca’nın yolu bir köye düşüyor.
O köye vardığında ne görsün bizim. Hoca Kazan kazan yahniler, sini sini pilavlar. Bir şenlik bir şenlik. Bütün köy çılgınca gülüp eğleniyor.
Hoca durur mu, açıyor ağzını, yumuyor gözünü. O şaşkınlıkla esirgemiyor sözünü.
-“Bre adamlar nedir bu haliniz, kıtlık zamanı bu da neyin nesi?”
Köylülerde keyif yerinde.
-“Deme be Hoca, bugün bayramımız var, ondandır bütün bunlar. Görüp göreceğimizin hepsi bu. Yoksulluk, kıtlık bizde de var”
Ne yapsın hazır yanıt Nasrettin Hoca:
-“Ah ah! Keşke her gün böyle bayram olsa!”
www.bilimsanatyolu.com
Yorum gönder