Kim? Kimi Kandırdı?
Hasan Cemal CHP mitingin de yuhalanmış. ‘Defol’ diye bağırılmış. Yetmez ama evetçilerin Cengiz Çandar ile birlikte koro başıydı.
Erdoğan’ı bu korobaşları ve saz ekibi bugünlere taşıdılar. Onların desteği ile bugünün Türkiye’sinin önünü açtılar.
Cumhuriyetinin kuruluşu ile oluşturulan tüm kurumlar yerle bir edilmeliydi. Laikliğe bağlı, ulusal değerleri benimsemiş, bağımsızlık ilkesinden ödün vermeyen tüm kurum ve kişiler tasfiye edilmeliydi. İşte bu saz ekibi ve onların koro şefleri Hasan Cemal ve Cengiz Çandar imdada yetişti.
Hasan Cemal yurttaşlar tarafından yuhalanırken, Cengiz Çandar da demiş ki, “Erdoğan hepimizi kandırdı…”
Ne garip değil mi? İlkokul mezunu olan FETO Recep Tayyip Erdoğan’ı kandırıyor. Erdoğan’da Cengiz Çandar ve Hasan Cemal saz ekibini kandırıyor. Yahu sizin okuma yazmanız yok mu? Hadi okuma yazmanız yok diyelim, siz sağır mıydınız?
Sayın Erdoğan ne demişti? “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz. Demokrasi amaç değil araçtır,” Erdoğan’ın bu sözleri, 14 Temmuz 1996 günü, dönemin İstanbul Belediye Başkanı olarak, Milliyet Gazetesi’nde, Nilgün Cerrahoğlu imzasıyla yayınlanan söyleşide yayınlanmış…
Yetmez ama evetçiler ABD’nin Ortadoğu’da yapacağı bir dizi operasyona Türkiye’yi hazırlamaya destek verdiler. Irak, Suriye ve Libya hem İsrail için bir tehlike arz ediyor hem de petrol kaynakları ağızlarını sulandırıyordu. İşte bu ülkelerin çökertilmesinde Türkiye ses çıkaramaz hale getirilmeliydi.
FETO ve o zamanki ortağı AKP ile birlikte ideolojik, siyasi ve polis eliyle saldırıya geçtiler. Ordu, Yök, Yargı, gazeteci, bilim insanı kim varsa operasyona tabi tutuldu. İşte bu aşamada “yetmez ama evetçiler” inanılmaz hizmet sundular. Bu operasyonun istihbarat işlevini “Taraf Gazetesi” denen emperyalizmin işbirlikçileri yürüttü.
Devlet kurumlardaki anti emperyalist tüm güçler tasfiye edilince, bu “yetmez ama evetçiler” birer paçavra olarak bir kenara atıldılar. Artık kullanım tarihleri geçmiş idi.
Laikliği, cumhuriyeti, ulusal değerleri savunanları tasfiye edenler bu sefer tek başına devleti ele geçirme mücadelesine giriştiler.
Sonunda FETO tasfiye edildi.
O gündür bu gündür devlet tek kişinin egemenliğine girdi.
Hemen hemen herkesin bildiği bir masal vardır: Bir zamanlar, küçük bir gölün kıyısında huzur içinde yaşayan bir kurbağa sürüsü varmış. Dileyebileceğiniz her şeye sahiplermiş. Bol su ve yiyecek. Bir süre güzel yaşadıktan sonra kurbağalar sıkılmaya başladılar.
Yaşamlarını daha iyi hale getirmek için bir krala ihtiyaçları olduğuna karar verdiler. Bu yüzden bir kralın gelip onları kurtarması için dua ettiler.
Sonunda gökyüzünden bir kütük aldılar. Kurbağalar ilk başta sevindiler, ancak bunun hareket bile edemeyen bir ağaç olduğunu fark edince hemen hoşnutsuzluğa kapıldılar.
Tekrar gerçek bir kralın gelip onları kurtarması için dua ettiler. Bu sefer gökyüzünden uçarak gelen büyük bir leylek vardı. Tek sorun, leyleğin kurbağa yemesiydi. Yani huzur içinde yaşamak yerine, şimdi büyük kuş tarafından avlanıyorlardı.
Şunu anladılar ki: Güçlü kral istemek kolay. Ama ondan kurtulmanın çok zor olduğunu anladılar.
Yetkiyi bir kişiye vermenin kolay o yetkiyi o kişiden geri almanın ne kadar zor olduğunu da Türk halkı yaşayarak öğreniyoruz…
Fyodor Dostoyevski’nin bir sözü ile bitirelim: “Dünya öyle bir noktaya gelecek ki, akıllı insanların aptalları gücendirmemek için konuşması yasaklanacak.”
Muhsin YAZICI – 20.09.2025
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder