Siyaseti Sokağa ve Sosyal Medyaya Egemen kılmak Zorundayız
Dünya genelinde ve özellikle Türkiye’de siyaset, artık sadece meydanlarda ya da televizyon ekranlarından basın açıklaması, parti genel merkezlerinden günlük bülten sunmakla kazanılmıyor.
Karşımızda, basını tek tipleştirmiş, sosyal medyada ise binlerce hesabı kapatarak muhalif sesleri boğmaya çalışan, dezenformasyonda uzmanlaşmış acımasız bir sistem oluşturuldu.
Brezilya’da solun ve işçi hareketinin Lula liderliğindeki zaferi bizlere çok net bir gerçeği gösterdi. Toplumsal mücadeleyi sokağa yansıtmadan, üniversite profesörü tavırlarıyla ya da hukuki metin soğukluğuyla kazanamayız.
Karşı taraf sabahın erken saatlerinde kışkırtıcı, toplumu paniğe sevk eden bir yalanı milyonların telefonuna yayarken; muhalefetin saatler sonra yayınladığı, kimsenin okumadığı üç sayfalık ağır bildirilerin hiçbir etkisi yok gibidir…
Hibrit mücadele döneminde, seçim kampanyaları da hibrit hale gelmek zorundadır. Fiziki, yani sokağı ve sosyal medyayı tek bir amaç doğrultusunda mücadele alanı olarak organize etmeyen her hareket kaybetmeye mahkumdur.
Önümüzdeki zorlu seçim sürecinde, başarının kaçınılmaz olması için muhalif kesimlerin acilen hayata geçirmesi gereken stratejik öneriler şunlardır:
Savunmadan çıkmak zorundayız. Savunmada kalmak demek gündemi mücadele ettiğiniz güçlere teslim ediyoruz demektir.
Doktora tezi yazar gibi propaganda metinlerini bırakmak zorundayız, sokak dilini propaganda dili haline getirmeliyiz. İktidarın yalanlarına kurumsal, hantal ve bürokratik dille yanıt vermekten vazgeçelim. Yanıtlar; anında üretilen, ironi içeren, mizah duygusu barındıran, halkın doğrudan anlayacağı kısa videolar ve görseller yani caps, meme, reels şeklinde olmalıdır.
Bağımsız yurttaş kanalları kuralım, destek verelim: Hesap kapatmalarına ve sansüre karşı, resmi parti logolarından bağımsız, binlerce küçük ve bağımsız yurttaş kanalından oluşan bir dijital ağ inşa edilmelidir. Bir hesap kapatıldığında, diğer on hesap yayına devam edebilmelidir.
Klasik Mitinglerden “Yaşamın Göbeğine” Geçiş… Büyük mitingler sadece direniş mitingleri olarak organize edilmelidir.
Siyaseti stüdyolardan ve kürsülerden sokağa indirelim. Büyük, masraflı ve sadece kendi seçmenini bir araya getiren klasik mitinglerin devri kapanmıştır. Kampanya; pazar yerlerinden, fabrika çıkışlarından, öğrenci yurtlarından, metrolardan yani yaşamın tam içinden anlık içerik üreten canlı bir yapıya dönüşmelidir. Bunu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde Ekrem İmamoğlu ve ekibi çok başarılı şekilde gerçekleştirdiler.
Her anı aktaran içerikler oluşturalım: Siyasetçilerin dikey ilişki biçimi yerine yatay iletişim biçimine acilen geçilmeli. Halkın içindeki doğal, mesafesiz ve samimi anları cep telefonu kamerası doğallığında dijital dünyaya taşımalıyız.
Sembolleri ve Ulusal Değerleri Geri Alalım
Sağın tekelindeki değerleri dönüştürelim. Muhafazakar ve aşırı sağcı yapıların egemenliğine terk edilmiş ulusal değerleri, bayrağı, tarihimizden gelen ortak değerleri onların elinden alacak yeni kuşak semboller, estetik görseller ve anlatılar inşa edelim. Bunu inşa ederken hiçbir toplumsal kesimi küçümsemeden, aşağılamadan yaşamın gerçekleri yoluyla oluşturulmalı.
Yurtseverliği ve geleceği yeniden tanımlayalım. Gerçek yurtseverliğin bu ülkenin gençlerini, doğasını, geleceğini ve emeğini korumak olduğunu anlatan güçlü ve kapsayıcı bir görsel dil oluşturalım.
Asıl güçleri harekete geçirmek zorundayız. Gençleri ve Kadınları mücadelenin öznesi yapamıyorsak başarı zordur.
Gençliği sadece seçmen değil, kampanyanın temel yürütücüsü haline kim getirebiliyorsa o kazanıyor. Obama, Lula, Sirbistan Öğrenci Hareketi, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani gençliği ve onlar aracılığı ile sosyal medyayı harekete geçirerek kazandılar. Yapay zekayı, dijital trendleri ve internet kültürünü en iyi bilenler gençlerdir. Dijital dünyanın cephanesini gençlerin üretmesine izin verelim; kampanyanın dilini onların belirlemesine alan açalım.
Kadınların örgütlü gücünü gençlik mücadelesi ile birleştirelim. Sokakta, mahallede ve evlerde değişimin öncüsü olan kadınları, dijital dünyadaki adalet mücadelesinin de merkezine yerleştirelim. Kadın ağlarını organize birer sosyal medya dayanışma kanalına dönüştürmek zorundayız. Kadın ve gençlik hareket ve gücünü sadece seçim propaganda aracı olarak değil söz, yetki ve karar veren alanı açmak zorundayız.
Sonuç olarak; Silikon Vadisi’nin teknik kuşatması da, iktidarın sansür çabaları da aşılmaz değildir. Seçim programlarımız ne kadar ikna edici olursa olsun, onu taşıyacak hibrit bir halk hareketi yaratılmadığı sürece kağıt üzerinde kalacaktır.
Zor koşullarda mücadele etmeyi, esnek ve yaratıcı olmayı öğrenmek zorundayız.
Günümüzün teknolojik iletişi çağında amansız, akıllı ve organize bir mücadeleye girişildiğinde, faşizan baskı yıkılacak ve başarı kaçınılmaz olacaktır. Siyaseti ekranların ve resmi bülten sunar gibi yapılan basın açıklamalarının yapılış biçiminden çıkıp, sokağın gerçeğine dönmek zorundayız.
Muhsin YAZICI – Emekli Öğretmen / Beylikdüzü Yeni Pati Üyesi
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder