Öykünün Sonu “Korku Siyasetiyle” Bitti / Muhsin YAZICI – 01.11.2026
Sizler “Giderayak ne koparırsak kardır” dedikçe, bu ülkenin gençliğini geleceğini sizlerin ihalelerine, koltuk sevdalarınıza, korkularınıza kurban ediyorsunuz. Bugün Türkiye’de ne hak kaldı ne hukuk ne de adalet; elimizde kalan tek şey, kaybetme korkusuyla aklını yitirmiş, hırçınlaşan bir iktidarın panik ataklarıdır!
Karşımızda öyle bir korku var ki, kendinden olmayan, kafasını kaldıran, toplumda karşılık bulan kim varsa devletin tüm aygıtlarıyla üzerine çöküyorsunuz. Halkın iradesiyle seçilmiş Ekrem İmamoğlu’nu ve onlarca belediye başkanını, gazeteciyi, gençleri, karşı duran kim varsa abuk subuk, hukuk dışı gerekçelerle susturmaya, siyaseten yasaklamaya çalışmak, yetmeyip bir de utanmadan “ajan” ya da uydurma suçlamalarla mahkemelere sürüklemek güç gösterisi değil, korkularınızdan kaynaklanmaktadır!
Bugünün iktidar muktedirleri muhalefetin karşısına dikilecek bir gelecek göremediklerinden dolayı, hukuku bir giyotin gibi kullanma yolunu seçtiler. Çünkü biliyorlar; adil bir yarışta, gençliğin ve sokağın gözünde çoktan kaybettiler. Yıllar sonra halkın umudu olan, %38’leri görerek birinci parti çıkan muhalefeti hazmedemedikleri için hemen en iyi bildikleri işe, “böl-yönet” taktiğine sarıldılar.
İflas eden Yahudi tüccarı gibi eski defterleri karıştırıp, CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu koçbaşı gibi kendi partisine vurdurarak içeride kavga köpürtmeye çalışıyorlar. Televizyon ekranlarından parmak sallayıp, “Bakın bunlar kendilerini yönetemiyor, ülkeyi nasıl yönetecek?” tiyatrosu oynatıyorlar.
Bu Karagöz, Hacivat tuluatını bu millet yemiyor artık. Bu numaralar eskidi!
Toplum sizin içeride kurduğunuz o kirli kumpasları, kimleri hangi vaatlerle susturduğunuzu çok iyi gördü, görüyor. Milliyetçi tabanda azıcık kafasını kaldıran, iddia sahibi olan figürleri ya tehditle ya makamla ya da ballı ihalelerle nasıl anında kendi çarkınızın birer dişlisi haline getirdiğinizi bu gençliğin belleğine kayıt oldu. Sinan Oğan’ların, Meral Akşener’lerin, Süleyman Soylu’ların, Numan Kurtulmuş’ların o keskin dönüşlerinin arkasındaki pazarlıkları bu halk izlemedi mi sanıyorsunuz?
Satın alabildiğinizi parayla pulla koltukla devşiriyorsunuz; satın alamadığınız muhalif kişileri içeri atıp, TV kanallarına ise RTÜK üzerinden, yargı üzerinden milyonluk cezalar yağdırıyor, ekran karartıyor, yetmeyince doğrudan el koyuyorsunuz.
Gerçeğin sesini kısınca yalanlarınızın inanılır olacağını mı sanıyorsunuz? Bütün bu baskının, bu sansürün, bu zorba ablukanın nedeni ne biliyor musunuz? İktidarın karnındaki o devasa gaz sıkışması! Kaybetme korkusu rüyalarınıza giriyor. Aynaya her baktığınızda, bu ülkeye, kurumlarına, ekonomisine ve gençliğine verdiğiniz zararı görüyorsunuz. Ve çok iyi biliyorsunuz ki, o koltuklar altınızdan kaydığı gün, kendi yarattığınız o hukuksuz düzenin çarkları bu kez sizin için dönecek korkusu sizleri daha da hırçınlaştırıyor.
İşte bu yüzden ölümüne tutunuyorsunuz o koltuklara. Sizin için demokrasi, hak, hukuk artık sadece kürsülerde bağırdığınız birer öyküden ibaret!
Toplumsal desteği ve gerçekçi yönünü kaybeden iktidarın elinde kala kala “Korku Siyaseti” kaldı. Tabana, “Biz gidersek her şeyinizi kaybedeceksiniz, kazanımlarınız ellerinizden alınacak, devlet çökecek” propagandası yapılmaya başlandı.
İktidarın kaydettiği gençlik, giderek sekülerleşiyor. Sadece “sandıkta oy verecek bir kitle” olmadığını, bu kuşağın; liyakatsizlikten, barınma krizinden, yurt dışına gitmek zorunda kalmaktan dolayı son derece öfkeli ve politize haline geldiğini de görüyorlar. Gençlik ve toplum Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini çok daha geniş olarak kabul etmeye başladı. İhvan çizgisine savrulan “Siyasal İslam’ın” baskı ve totaliter yapısı halkı “Cumhuriyet devrimlerini” savunmaya itmiştir.
Siyasal İslam’ın Türkiye’deki gerileme ve sıkışma evresine girdiği günümüzde, muhalefete tarihi bir görev yüklemektedir. İktidarın taban kaybettikçe hırçınlaşması ve kaynakları tüketmesi karşısında; muhalefetin tutumu öfkeli bir tepki değil, devleti ve toplumu sakinleştirecek, kurumları yeniden sağlıklı yapısına kavuşturacak ve ülkeyi yeniden gerçekçi şekilde dünyaya uyumlu hale getirecek bir
“Kurucu Akıl” olmak zorundadır.
Siyasetin doğası artık “kimliklerin savaşı” değil, “çürümeye karşı kurumsal ve ahlaki varoluş mücadelesidir. Macaristan, Sırbistan, Brezilya’daki hukuk dışına çıkan iktidarların, halkın mücadele ve iradesiyle tekrar onarım dönemine girmiştir.
İktidar sahipleri açtığı o karanlık yollarla FON yağmaları yaparak sonlarını hızlandırdılar. Bu durum çürümeyi iyice gözler önüne sermiştir. Devleti ve kurumları yağmalayarak, muhalefeti kumpaslarla parçalayarak, medyayı susturarak belki günü kurtarırsınız ama yarınları asla!
Bu ülkenin gençliğini tamamen kaybettiniz. En büyük kaybınız ne oldu biliyor musunuz? Mütedeyyin olan inanmış insanların o güzel duygularını sömürdüğünüzü anladılar. Yani sizlerin dini duyguları acımasızca sömüren sonradan görme alışkanlığınızı gördükçe sizlerden uzaklaşıyorlar.
Toplum, sizin korkularınızı da o korkuların arkasına sakladığınız hırçınlığınızı da görüyor.
Ne yaparsanız yapın, “çürük tahta çivi tutmuyor.”
Muhsin YAZICI 01.11.2026



Yorum gönder