Günün öykü: Hiç kimse bana dikiş dikmeyi öğretmedi
-“Öğrenmek zorundaydım. Bu bir sanat değil, önce bir hayatta kalma meselesiydi.”
Ben Gabrielle Chanel.: Annemi kaybettiğimde henüz 12 yaşındaydım. Babam bizi terk etti. Kız kardeşimle birlikte Corrèze’deki Aubazine manastırına gönderildik.
Yetimdim. Ve orada, rahibelerin gözetiminde büyüdüm.
İlk defa dikiş dikmeyi orada öğrendim. O dönem bu bir tutku değil, hayatta kalmak için gerekli bir beceriydi.
Ama zamanla her ilmekte bir fikir, bir özgürlük arayışı oluştu. Ben sadece dikmek istemedim. Değiştirmek istedim. Kadınların korseyle nefessiz kaldığı, yalnızca süslenmek için giyindiği bir çağda yaşadım.
Ve ben dedim ki:
-“Kadınlar rahat hissetmeli. Özgür olmalı.”
İlk dükkanımı 1910’da açtım, şapkalar satıyordum. İlk başta alay edildim.
-“Bir yetimhane kızından tasarımcı mı olurmuş?” diyenler oldu. Ama her satış, her müşteri, her dikiş bana “devam et” dedi.
Saçımı kestim. Gevşek kesimli elbiseler tasarladım. Kadınlara erkeksi çizgilerde kıyafetler sundum. Çünkü feminenlik, bir kalıp değil, bir duruştu.
1921’de bir parfüm yarattım: Chanel Nº5. O koku, sadece güzel değil; bir devrimdi.
Soylu kadınlar artık başkalarının isimlerini değil, kendi kimliklerini taşıyordu.
Evet, savaşlar yaşadım. Mağazalarım kapandı. Eleştirildim. “Chanel bitti” dediler.
Ama 1954’te, 71 yaşımda geri döndüm. Çünkü ben hiçbir zaman sadece bir marka olmadım. Ben bir duruştum. Eğer geçmişteki o küçük Gabrielle’e bir şey söyleyebilseydim, şöyle derdim:
-“Doğduğun yer değil, inandığın yer seni belirler. Çamurun içinden de yıldız doğar.”
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder