Eğitimde bakışımız değişmeli… / Muhsin YAZICI
Anasınıfından lise son sınıfa kadar olan eğitim sisteminde alacağımız önlemlerle temel değişimler sağlanabilir. 40 yıllık bir eğitimci gözüyle pratik önlemler önermek istiyorum.
Önerilere geçmeden önce, eğitimin çocuğa bilgi yüklemesi olmadığının anlaşılması gerekmektedir. Öğretmen bilgiyle donanacak, sınıfa girecek çocuklar ses çıkarmadan öğretmenin anlattıklarını dinleyecek ve öğrenecek. Böyle bir eğitim sistemi artık tarih oldu. Ama gel gelelim eğitim sistemimiz öğretmen anlatıcı, öğrenci edilgen şekilde dinleyici şekilde sürmektedir.
Yeni yüzyıl eğitim müfredatı niyet bakımından iyi olsa da uygulama açısından ölü doğmuştur. Her zaman olduğu gibi öğretmen bu sistemin içinde adeta eğreti gibi durmaktadır. Bir haftalık, uzaktan eğitimle öğretmen davranışları değiştirilemez. Hizmetiçi eğitimler adeta öğretmenlere birer işkence halini almaktadır. Öğretmenler “kör balta” örneği emekleri boşa gitmektedir.
Öğretmenler açısından ikinci en önemli sorun, mesleğe yabancılaşmadır. Öğrenci – veli – okul yönetimleri kıskacında sıkışıp kalmaktadırlar. Gençlik içerisinde “akran zorbalığı” ve “cinsel içerikli” sorunlar bilinenin çok üzerindedir. Aileler çocuklarını yönlendirmede, kural koymada, sınırlamada artık çok zayıf kalmaktadır. Velilerin okullara karşı sorumlulukları belirsizdir.
Yani bugün okullarımız bir kaos yumağı içerisindedir. Okulların fiziki yapıları eğitime uygun değildir. Dört, beş katli ilkokul, ortaokul mu olur. Mahalle aralarında yeterli bahçesi olmayan ve öğrenci sayısı binlerle oluşan binalarda nasıl bir eğitim yapılacaktır.
Şimdi pratik önerilerime geçmek istiyorum.
1. Anasınıfından lise sona kadar (çocukluk ve gençlik döneminde) oyun ve eğlenme öğrencilerin temel hakkıdır. Bunu eğitim sistemi çözmek zorundadır. Anasınıfları tüm gün oyun oynayarak eğitimi tamamlıyorlar. 1-4 / ilkokullar 3 saat akademik ders 2 saat oyun oynanmalı. Teneffüsler en az 20 dakika olmalıdır. 4-8 / Ortaokullarda ise 4 saat akademik eğitim yapılmalı, 2 saat eğlenme/oyun tarzı sosyal faaliyetler gerçekleştirilmeli. 9-12 / liseler de ise günlük 5 saat akademik eğitim 3 saat sosyal faaliyet, spor-oyun tarzı eğitim verilmelidir.
2. Ülkemizde eğitim gün sayısı 180 gündür. Bu zaten yetersizdir. Ama ara tatil, dönem arası ve yıl sonunda birer hafta adeta ders yapılmamaktadır. Hele yıl sonunda sınavlar biter bitmez okullar boşalmakta. Sınavlar son hafta içinde bitirilmeli. Karneler artık e-okul üzerinden ilan ediliyor. Telafi sınavları 1 haftada bitirilip öğretmenler haziran ayının sonuna kadar yazılıları okuyup zümre kararlarını almalılar. Böylelikle en az 4 hafta eğitime net bir katkı yapılacaktır.
3. Eğitim kurumlarındaki öğrenci yoğunluğu kesinlikle sınıflarda 30’un altına düşürülmeli. 750 öğrenci sayısını geçmeyecek eğitim kurumları oluşturulmalı. İlk ve ortaokullarda bu zorunlu olmalı.
4. Zorunlu eğitimin her düzeyinde çocukların gelişim düzeyine göre hazırlanmış şekilde beslenme için yemek verilmeli. Bu konuda çok ama çok geç kalındı. Çocuklarımızın beslenmesini sağlayamayan ender ülkelerden birisiyiz. Mide doldurmayı beslenme sanan yöneticilerimiz hale mevcuttur. İşin ilginç tarafı velilerde ses çıkarmamaktadırlar. Eğitim sendikaları da bu temel konuda işbirliği dahi yapamamaktadırlar. İdeolojik ve siyasi tutumlarını daha önemli görmektedirler.
5. Öğretmen hizmetiçi eğitimlerin yapılış yöntem ve tarzı eğitimin önünde bir engel olmaktadır. Eğitim saatleri içerisine öğretmeni bir hafta ya da 3-5 günlük eğitime aldığınızda okulları adeta kaosa sürükleniyor. Zaten zorla yapılan hizmetiçi eğitimler öğretmenlere adeta işkenceye dönüşüyor. Hizmetiçi eğitim zorunlu olmaktan çıkarılmalı. Öğretmenin inisiyatifine bırakılmalı. Ama öğretmen meslek kanununa maddeler eklenerek öğretmenlere karar verme hakkı tanınmalı. Örneğin meslekte 5 yılını dolduran öğretmenler modüler tarzda 400 – 500 saatlik hizmetiçi eğitim olanakları sağlanmalı. Bunlar için öğretmen akademileri, eğitim fakülteleri ile sağlanabilir. Öğretmen isterse akşamları katılsın, isterse dönem aralarında, isterse hafta sonlarında ya da yaz tatillerinde bu kursları almalı. Bu eğitimler çok ciddi şekilde yapılmadı. Sertifika haline getirilmeli. Her sertifikaya ek puan ve ücret verilmeli. Bu eğitimleri tamamlayanlara hem uzmanlık verilmeli hem de ücret olarak desteklenmeli. Meslekte 2. Beş yıllık yani 5-10 yıl arasında hiçbir hizmet içine katılmayan öğretmenlerle yollar ayrılmalıdır. Bunu öğretmen mesleğe başlarken bilmeli ve kabul etmelidir. Meslekte yetersiz kalan ve psikolojik sorunlar taşıyanlar ciddi şekilde taranıp geri hizmete alınmalı. Bazen derslerin boş geçmesi dolu geçmesinden daha sağlıklı oluyor.
6. Okullarda teknolojik altyapıya kesinlikle sınırlamalar getirilmeli. Akıllı tahta, tablet, telefon, bilgisayar derken çocuklar giderek edilgen pasif bir duruma düşüyorlar. Bilgiye ulaşmayı biz eğitim sanıyoruz. Bilgiyi içselleştirmede çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Yaparak, yaşayarak, oynayarak, eğlenerek öğrenmeyi bir türlü beceremedik. Köy Enstitüleri bu konuda örnek olarak önümüzde duruyor.
7. Toplumumuzun her alanında olduğu gibi kuralları bir türlü işletemiyoruz. Hem ailede hem de okullarımızda marazi bir şekilde kızıp hemen bitiminde kural koymaktan vaz geçiyoruz. Kuralsızlık adeta kural haline geliyor. Sağlık ve zorunlu haller dışında devamsızlık 10 günün üzerinde kesinlikle olmamalı. Bugün fiili olarak 30 gün devamsızlık hakkı var.
8. Okul Aile Birlikleri kuruluş amaçları dışına çıkmıştır. Okul Aile Birlikleri dezavantajlı öğrencilere ve ailelere destek olmak amacıyla kurulmuştur. Günümüzde bu birlikler okulda yardımcı personel çalıştırmak. Okulun fiziki ortamını iyileştirmeye zorunlu hale bırakılmıştır. Öğretmenler ve okul idareleri veli ve öğrenciyle eğitim ilkeleri dışında karşı karşıya kalmaktadır.
9. Mahallesini, ilçesini, ilini ve ülkesini tanımadan 12 yıllık temel eğitimi tamamlıyoruz. Ne doğal güzellikleri ne de tarihsel mirasımızı tanıtıyoruz. Bu konuda acilen önlemler alınmalı.
10. Öğretmenlik meslek olarak 1. Sınıf devlet memuru olarak algılanmalı. Öyle yetiştirilmeli. Öğretmen yetiştirmeyi bilimsel, eğitim ilkeleri içerisinde olmalı. Siyasi iktidarlar kafalarında oluşturdukları insan tiplerini dayatınca daha gömleğin ilk düğmesi yanlış ilikleniyor. İster istemez diğer düğmelerde yanlış oluyor. Hiçbir yeri kazanamazsam o zaman öğretmen olurum anlayışı tarih olmalıdır.
11. Eğitimli ilgili karar alınırken tüm paydaşların önerileri, görüşleri alınmalı. Alınır gibi yapılmamalıdır. İdeolojik, siyasi ve inanç temelli kararlar almaktan kaçınılmalı. Karar alıcılar tek başlarına davrandıklarında uzun süreli olmuyor. Bırakın iktidar değişmesini aynı iktidarın bakanı değişince de bir sürü kural değişiyor.
12. Liseye, üniversiteye geçişte adeta yıllar içinde sağlıklı geçişleri oturtamadık. Dershanelerin varlığı ve eğitim kurumları geçişlerini tek sınava dayalı yarışmaya sokunca adeta ne çocukluk ne de gençlik yaşanabiliyor. Bilgi yığını bir sistem çocukların yaratıcılığını öldürüyor. Dershanelere inanılmaz düzeyde para harcanıyor. Kazanım yerine çocukların duygusal ve fiziksel gelişimine engel oluyor. Velilerin büyük çoğunluğu inanılmaz zorluklarla çocuklarını dershanelere göndermek zorunda kalıyorlar. En büyük gerekçeleri bir üst eğitim kurumuna gitmek için zorunlu görülmesidir. Çocuk, “Beni dershaneye göndermediniz. Ben de bu yüzden sınavı kazanamadım” demelerinin önüne geçmek için gönderiyorlar.
13. Öğretmen yetiştirirken üç alana bölünmeli ona göre eğitim verilmeli. 1. Eğitim uzmanı. 2. Eğitim yöneticisi, 3. Derse giren öğretmen. Geçişler, sınırlanmalı. Alan değiştirmek isteyenler ilgili dersleri ve eğitimi almaları zorunlu hale getirilmeli. Öğretmen liseleri açılmalı, Eğitim Fakültelerine ya da Öğretmen Akademilerine geçişleri sınavsız sağlanmalı. 2 yılda aday öğretmenlik uygulanırsa 10 yıllık ciddi bir eğitimden sonra öğretmen olarak atanmalıdır. 3-5 aylık sertifika uygulamasından sonra git öğretmen ol demek eğitimi zehirlemek demektir. Eğiticinin eğitim sorunu çözülürken bilimsel ve eğitim ilkeleri dışında hiç bir gücün etkisine bırakılmamalıdır. İhtiyaçtan fazla öğretmen adayı kesinlikle yetiştirilmemeli. Yıllara göre hangi branşlarda öğretmen gereksinimi olacağını tespit etmek çok zor değil.
14. Her ülkede olduğu gibi dezavantajlı bölgeler, mahalleler, gruplar var. Bu dezavantajlı bölgelerde çalışacak öğretmenler özel yetiştirilmeli. Sosyal ve ekonomik olarak desteklenmelidir. Koşulları ağır olan bölgelerde çalışan öğretmenler adanmışlıkta sorun yaşıyorlar. Bu bölgeleri sürgün yeri gibi algılıyorlar.
15. Ülkemizde öğretmenler özerkliklerini yitirdikleri için gittikleri bölgedeki eğitim sorunları ve çocukların hiç bir özelliği konusunda kafa yormuyor ve sorumluluk almıyorlar. Öğretmenine özerklik vermeyen, güvenmeyen bir yerde yaratıcı, verimli eğitim sürdürmeniz olanaksızdır. Genel bir şekilde tanımlanırsa, öğretmen özerkliği, öğretmenlerin mesleki faaliyetlerini planlama, uygulama ve bunlarla ilgili kararları almada sahip olduğu yetki ve özgürlük alanını ifade etmektedir. Kendi ideolojik, siyasi ve inançsal alan dışına çıkan eğitimcilere hep sorun çıkarılmıştır. Bir siyasi iktidarın kafasında bir insan tipi varsa ve bunu dayatıyorsa eğitimi baştan zehirliyorlar. İktidar değişince insan tipi de değişiyor. Biz buna eğitim demiyoruz. Ne mi diyoruz? Cengiz Aymotov’un dediği gibi “mankurtlaştırıyoruz”. Kim daha iyi “mankurtlaştırıyorsa” kendilerini başarılı görüyor.
16. Ders kitapları konusunda inanılmaz derecede israfa yol açıyoruz. Ders kitapları özensiz, yetersiz ve inanılmaz hatalar içerecek şekilde yayınlanıyor. Ders kitapları fasikül şekilde basılmalı. Tutanakla öğrenciye teslim edilmeli. Yıl sonunda geri alınmalı. Kaybeden, yırtan ya da vermek istemeyenler ücretlerini mutlaka alınmalıdır. Bu yayınlar 5 yılda bir gözden geçirilerek yeniden yayınlanabilir. Seçmeli dersler görünürde çok iyi gözüküyor. Ama uygulamaya geldiğinde saçma sapan sonuç veriyor. Seçilen dersi verecek ya öğretmen yok. Ya da fiziksel alan yok. Hele ki bazı seçmeli derslerin adı var zorunlu uygulaması isteniyor.
17. Karşılaştığımız bir toplumsal sorunu çözmenin kestirme yolu, koy ilgili dersi çözülsün hastalığı var. Örneğin, trafik, sağlık, beslenme, tasarruf, cinsel eğitim sorun mu? Koy dersi çözülsün. Bilgi aktarmakla davranış değişikliği sağlamak başka. Anne-babalar, öğretmenler, kaymakamlar, valiler ve bilumum herkes çocuklara kitap oku diyorlar. Oku diyenler kitap okusa bu sorun kalmayacaktır. Babası araç kullanırken kurala uymadığını gören çocuğa trafik eğitimi versek de sonuç alamıyoruz. Almanya’da bütün trafik kurallarına uyan Anadolu insanı Edirne’yi geçince birer trafik canavarına dönüşüyor. Biz denetimi sevmeyen ve kural tanımayan kültürel genlerimizi yenemedik.
18. Son yıllarda eğitim kurumları hırpalanmaktadır. Bakanlık kendi siyasal, inanç kurumlarıyla (dernek, vakıf gibi) protokoller yaparak okulları belli grupların etkisine açıyor.
19. Okullar arasındaki farklar kesinlikle azaltılmalıdır. Veliye, senin kayıt bölgen burasıdır demek iyi güzelde, diğer kayıt bölgesindeki okulun altyapısı ve öğretmen kadrosu farklı olunca sorunlar yaşanması kaçınılmaz oluyor. İster istemez kayıt parası ve sorunları yaşanıyor.
20. Mesleki eğitimde ağır sorunlar yaşamaktayız. MESEM uygulaması çocuk işçiliğini, sömürüsünü ve ölüm risklerine yol açıyor. Meslek eğitimi okullara kapanarak da çözülemiyor. Yüzde 70 meslek liselerine yüzde 30 düz liselere gidilmesi gerekirken ülkemizdeki uygulaması bunun tam tersidir. Başarısız ve yoksul insanların gideceği okul meslek liseleridir anlayışı ağır bir şekilde eğitimi zehirliyor. Ortaokullardan liselere geçişte yönlendirmede sağlıklı bir sistemimiz yok. Tek belirleyici aldığı notlar oluyor. Gerek ortaokullarda gerekse liselerde öğrenciler kendilerini ve yeteneklerini keşfedemiyorlar. Çünkü kendilerini tanıyacakları ortamı sağlayamıyoruz.
Sonuçta: Değişmeyen bireyleri, kurumları ya da devletleri birileri gelip değiştirir. Dışarıdan gelecek zorla değiştirmeler bireye, kurumlara ya da devletlere çok acılar ve ağır sorunlar yaşatır..
Eğitimde “dogmaların” yeri yoktur. Kendi inanç değerlerini mutlak doğruymuş gibi topluma dayatmalar sonuçta dogmadır. İnançlar arasında çatışmayı beslediği gibi farklı düşünmenin ve yaratıcılığın gelişmesini de önler. 1960’lı, 70’li, 80’li 2000’li yıllarda sakıncalı dediğimiz binlerce bilim ve sanat insanı gittikleri ülkelerde inanılmaz başarılar elde ettiler. Pertev Naili Boratav’u sakıncalı diye kovduk. O da Fransa’da Türk Kültürü ve Folkloru üzerine yaptığı araştırmalarla inanılmaz başarılar elde etti. Kurduğu arşiv zenginliğini ülkemizde kuramadık. Üstelik bu araştırmalara Fransa destek verdi. Böyle binlerce örnek verebiliriz.
İnanılmaz derecede masraf edip eğittiğimiz insanlara “Giderse gitsinler, onlar bizim gibi inanmıyor ve düşünmüyorlar” demek dogmatik bakış açısıdır.
17.12.2025
Muhsin YAZICI – Eğitimci



Yorum gönder