Günün Öyküsü: Hakkında Tahkikat Başlatıldı
Eski Türkiye gitmiş yeni Türkiye gelmişti…
İstanbul’da Şehri Emini görevini sürdüren İmamın Oğlu, bir sabah kapısının sertçe çalınmasıyla uyandı.
Kapıda iki düzinelerce polis vardı.
-“İmamın Oğlu sen misin?”
-“Benim.”
-“Hakkında tahkikat başlatıldı. Bizimle geleceksin.”
Hayırdır, suçumuz neymiş?
-“Onu biz bilemeyiz.”
-“Kim bilir?”
-“Üst makam.”
-“Üst makam kim?”
-“Onu söylemeye salahiyetimiz yok.”
İmamın Oğlu elbiselerini giyip polislerle gitti. Karakolun bodrum katında üç gün bekletildi. Sonunda bir polis geldi.
-“Hakkında şikâyet var.”
-“Kim etmiş?”
-“İsmi mahfuz.”
-“Ne demiş?”
-“O da mahfuz.”
-“Peki, ben ne diyeceğim?”
-“Müdafaanı yazacaksın.”
-“Neye karşı?”
Polis kızdı.
-“Devletin işine akıl mı öğretiyorsun?”
İmamın Oğlu sustu. Ertesi gün avukatı geldi.
-“Hakkımda dava açılmış. Suçumu bilmiyorum. Bir dilekçe yazalım.”
Avukatı tavana baktı ve önerisini sundu.
-“Sonra?”
-“Dilekçemizin yanıtını öğrenmek için bir dilekçe daha.
-“Ya yanıt gelmezse?”
-“Yanıt gelmediğine dair müracaat edeceğiz. Dilekçe Yazma Klavuzu”na bakabilir ya da Merak etme, 14. dilekçeden sonra sistem otomatik olarak bizi 4. dilekçenin reddine itiraz hakkı doğuran 2. aşamaya geçirecek, bu büyük bir hukuki zaferdir!”
-“Ne kadar sürer?”
-“Allah ömür verirse neticesini görürüz.”
İmamın Oğlu, avukatına çaresizce baktı. Diyecek bir şey bulamıyordu. Silivri Dinlenme Kampına gönderildi. Silivri Dinlenme Kampı’ndaki günler birbirini kovaladı. Devlet, İmamın Oğlu’nun rahatı için her şeyi düşünmüştü: Sabahları erkenden içtima adı verilen sabah jimnastikleri, gün boyu tecrit odalarında derin felsefi düşünme seansları ve geceleri koridorda yankılanan zaptiye postallarının ritmik ninnileri… İmamın Oğlu, devletin kendisi için ayırdığı bu yüksek güvenlikli dinlenme tesisinde yaşlanırken, dışarıda yeni bir Türkiye’nin daha kurulduğunu gazete kupürlerinin kesilmiş boşluklarından okuyordu.”
-“İmamın Oğlu, devletimizin nizamına karşı geldiğin ve örgüt kurduğun söyleniyor.”
-“Sayın Yargıcım, ben ne yaptım?”
-“Henüz tahkik ediyoruz.”
-“Peki, neye karşı geldiğimi nasıl bileceğim?”
-“Devlet bilir.”
-“Devlet biliyorsa bana da söylesin.”
Yargıç kaşlarını çattı.
-“Sen devletin bildiğini bilmek mi istiyorsun?”
-“Suçumu öğrenmek istiyorum.”
-“Demek devletin senden bir şey sakladığını düşünüyorsun?”
-“Estağfurullah!”
-“O halde niçin soruyorsun?”
İmamın Oğlu yanıt veremedi. Yargıç katibe döndü.
-“Yaz! Sanık, devletin izahatını kafi görmeyip ısrarla sual sormuştur.”
İmamın Oğlu ayağa fırladı.
-“Aman efendim! Ben yalnızca suçumu sordum!”
Yargıç sakinlikle yanıt verdi:
-“İşte onu da kayda geçirdik.”
Duruşma ertelendi.
İmamın Oğlu bir yıl daha Silivri Dinlenme Kampında kaldı. Ve yeniden mahkemeye çağrıldı. Bu defa başka bir yargıç vardı.
-“Senin dosyan epey kabarmış.”
-“Efendim, ben hiçbir şey yapmadım.”
Yargıç,
–“Dosyanın kabarıklığı aksini gösteriyor” dediğinde,
İmamın Oğlu masaya bakar. Masada üst üste yığılmış yüzlerce klasör vardır. Yargıç, rastgele bir sayfayı açar ve okur:
–“Bak, burada senin suçsuz olabileceğine dair şüphe duyan bir memurun, neden şüphe duyduğuna dair savunmasının savunması var. Gördün mü, devlet her ihtimali titizlikle arşivliyor!”
-“Dosyanın kabarıklığı aksini gösteriyor.”
-“İçinde ne yazıyor?”
-“Çoğu, dosyanın niçin kabardığına dair yazışmalar.”
-“Peki, asıl suçum?”
-“Henüz bulunamadı.”
-“O halde beraat edeyim!
Yargıç başını salladı.
-“Suçun bulunamamış olması, bulunmayacağı manasına gelmez.”
İmamın Oğlu çaresizlik içinde sordu:
-“Peki, ben ne zaman kurtulacağım?”
-“Tahkikat tamamlandığında.”
-“Ne zaman tamamlanacak?”
-“Senin suçsuzluğun kesinleştiğinde.”
-“Nasıl kesinleşecek?”
-“Tahkikat tamamlandığında.”
İmamın Oğlu sustu. Yargıç memnuniyetle gülümsedi.
-“Nihayet meseleyi kavradın.”
Yıllar yılları kovaladı. İmamın Oğlu Silivri Dinlenme kampında yaşlandı. Dilekçeler yazdı, sorular sordu, mahkeme kapılarının tekrar açılmasını bekledi.
Bir sabah yeni Türkiye’nin sarayından karar geldi. Sarayın iradesiyle hakkındaki bütün suçlamalar düşürülmüştü.
İmamın Oğlu sevinçle yerinden fırladı. Sonra altındaki küçük yazıyı gördü:
-“İmamın Oğlu’nun suçsuzluğunun anlaşılması üzerine, bunca yıl devletin kıymetli vaktini neden işgal ettiğinin tahkikine karar verilmiştir.”
İmamın Oğlu başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
-“Ya Rabbi, bari suçumu bilseydim!”
Yanında duran zaptiye hemen defterini çıkardı.
-“Ne dedin sen?”
-“Dua ettim.”
-“Devletten şikâyet mi ettin?”
-“Allah’a yakardım.”
Zaptiye kalemini çıkardı
-“Yazalım bakalım. Devleti Allah’a şikâyet etmek… Bu yeni bir suç olabilir.”
İmamın Oğlu son kez itiraz etti:
-“Yahu ben bu ülkenin yurttaşıyım!”
Zaptiye başını salladı.
-“Öyleyse şanslısın. Bu ülkenin yurttaşı olmasaydın şimdiye kadar çoktan kurtulmuştun.
Ve yeni bir dosya açıldı. Üzerine şöyle yazıldı:
-“İmamın Oğlu, hakkında Bakırköy Savcılığı tarafından tahkikatın devam edilmesine karar verilmiştir” yazar yazmaz, ertesi sabahın ilk ışıklarında İmamın Oğlu’nun hücredeki kapısı yeniden aynı sertlikle çalınır.
Kapıda yine iki düzine polis vardır. Ve en baştaki diyalog aynen tekrarlanır:
– “İmamın Oğlu sen misin?”
– “Benim…”
– “Hakkında tahkikat başlatıldı. Bizimle geleceksin. Savcı seni istiyor.”
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder