Çin, ABD’yi; Türkiye kendisini teknolojide ve rekabette nasıl geri düşürdü? / Prof. Dr. Ercan Uygur
Elektronik gibi sektörlere yoğunlaşan ülkeler gereken eğitimli iş gücünü yetiştirmek için eğitim programlarını değiştiriyorlar; yapay zekâ, kodlama, robotik üretim gibi yeni teknolojileri öğretiyorlar. Türkiye’de ise fen liseleri büyük ölçüde gitti, yerine imam hatip liseleri geldi. Sanayiciler yeni teknoloji eğitimi veren meslek liseleri istiyor, ama yoğunlaşma iktidarın sürmesini sağlar diye imamlık ve hatiplik üzerine. Yazık değil mi?

Son dönemde hem ABD’de hem Türkiye’de bazı sektör temsilcileri uluslararası piyasalarda rekabet edemediklerini, ihracatlarının düştüğünü vurguluyorlar.
Bu nedenle ABD’de yükseltilen gümrük tarifelerinin maliyetleri yükselttiği vurgulanıyor ve itirazlar yükseliyor. Trump politikaları sıkça eleştiriliyor. Türkiye’de ise uygulanan döviz kuru politikasına eleştiriler artıyor. Bu politika ile TL’nin değerlendiği ve rekabet gücünü düşürdüğü şikayetleri var.
Başlıkta ifade ettiğim gibi, ABD ve Türkiye benzer ekonomik sorunlar yaşıyor. ABD, Çin ve bazı diğer Asya ülkelerine karşı teknolojide ve rekabette 1990’lardan başlayarak geri düşmeye başladı. ABD bunun farkındaydı. Ekonomik ve siyasi önlemler almaya girişti.
Türkiye, 1990’lar sonuna ekonomide istikrarsızlıklar yaşayan ve fakat atılımlar yapamamış bir ülke olarak geldi. Aynı durum 2000’lerde de devam etti; sonuçta ülke teknolojide ve rekabette geri düştü. Ancak, ABD’den farklı olarak görece geri düştüğünün yeterince farkına varamadı.
Türkiye’deki iktidarlar verimliliğe, teknolojiye, rekabete hiç odaklanmadı. Odaklanmak ne demek, bu konular ilgi alanlarına girmedi bile. İktidarlar, dönemlerini hep iktidarlarını sürdürmek için yollar aramakla geçirdiler. Bu yollar toplumsal ilerleme bakımından yanlış olsa bile.
Halbuki, başta ABD ve Çin olmak üzere, yönetim biçimleri ne olursa olsun, diğer ülke iktidarları genellikle böyle davranmadılar. Toplumsal ilerleme ve refah için yollar aradılar. Belki ABD’de Trump iktidarları bu çizginin bir ölçüde dışına çıkmıştır diyebiliriz.
Peki, ülkelerin teknolojide atılımlar yaptığını, verimliliği yükselttiğini ve daha iyi rekabet edebildiğini nasıl anlarız? Bu konularda birçok gösterge var. Ancak en somut ve bileşik gösterge ülkelerin ve sektörlerin uluslararası piyasalarda aldığı paydır. Nasıl?
Şöyle; uluslararası piyasalar genellikle tam rekabetçi değildir; aksak rekabet, oligopolistik rekabet vardır. Bu piyasalarda bir ülkenin veya bir şirketin orta uzun vadede aldığı pay, büyük ölçüde o ülke veya şirketin teknolojik ve rekabetçi gücünü gösterir.
Bu yazıda amacım öncelikle ABD, Çin ve Türkiye gibi 11 ülkenin toplam ve sektörel mal ihracatlarının toplam dünya ihracatı içindeki paylarını ele almaktır. Bu paylardan ve bunların zaman içindeki seyrinden hareketle, ülkelerin teknoloji ve rekabet güçlerini açıklamaya çalışmaktır.
Bu bağlamda Türkiye’nin durumunu diğer ülkelerle karşılaştırınca yazık dedim.
Dünya mal ihracatı ve ülke payları
Tablo 1’de toplam dünya mal ihracatı ve bu ihracat içinde ele aldığım 11 ülkenin paylarının son 24 yıldaki seyri görülüyor. Örneğin toplam mal ihracatı değeri 2001’de 6,2 trilyon dolar iken, 2024’te yaklaşık dört kat artarak 24,5 trilyon dolar olmuştur.
Bu değerlerin içinde hem miktar etkisi, hem fiyat etkisi vardır. Örneğin, 2022’den 2024’e ihracat değerinde düşüş görünüyor. Bu düşüşün nedeni, büyük ölçüde, Covid-19 salgını nedeniyle 2022’de fiyatların yüksek olmasından, 2024’te ise fiyatların artmamış, hatta gerilemiş olmasındandır.
Tabloda toplam dünya ihracatı içinde ülke payları da yüzde olarak yer alıyor. Bu payların orta uzun vadede büyük ölçüde teknolojik ilerleme, verimlilik ve bunların sağladığı rekabet gücü ile belirlendiğini kabul ediyoruz.

Tablo 1 Dünya Mal İhracatı (milyar dolar) ve Ülke Payları (%) Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü (WTO).
Uluslararası piyasalardaki ülke payları elbette birçok başka unsurdan da etkilenir. Örneğin, ekonominin büyüklüğü (ki nüfus önemlidir), ülkenin yüksek ithalat yapan büyük ülkelere yakınlığı, ihracat için verilen teşvikler bu unsurlar arasında belirtilebilir.
Ancak yine de orta uzun vadede belirleyici olan teknolojik ve rekabetçi güçtür. Örneğin teşvikler kısa sürede etkili olabilir, ama orta uzun vadede belirleyici olamaz. Çünkü teşvikler uzun süre rekabet eder hale gelemeyen sektörler için devam edemez, sürekli zarar yazdırır.
Yüksek ithalat yapan büyük ülkelere yakınlık da yine başlangıçta olumlu katkı yapabilir, ancak süregiden bir olumlu katkı olması için ülkenin diğer uzak ülkelerle rekabet edebilmesi gerekir. Burada Türkiye-AB örneğini verebiliriz. Türkiye AB ülkelerine olan yakınlığının olumlu etkisini görmüştür, ama Çin, Kore, Vietnam gibi ülkelerin rekabeti nedeniyle bu etki giderek azalmıştır.
Ekonominin büyüklüğü de, ölçek ekonomileri etkisi nedeniyle, başlangıçta olumlu katkı yapar. Ancak orta uzun vadede olumlu katkı tek başına yapamaz. Örneğin, Tablo 1’deki ülkelerden Hong Kong, Tayvan, ve Malezya’nın nüfusu ve ekonomisi Türkiye’ye göre küçüktür, ama ihracatları Türkiye’den çok daha yüksektir.
Ülkelerin ihracat paylarının zaman içindeki seyrine baktığımızda şunu görüyoruz; Çin başta olmak üzere Doğu Asya ülkeleri yeni teknolojiler kullanarak verimliliği arttırmış, fiyat rekabeti yapabilmişlerdir. Bu konuda son yıllardaki gelişmeleri, özellikle Çin, ABD ve AB rekabetini başka bir yazıda ele alacağım.
Son 24 yılda dünya ticareti içinde paylarını en çok yükslten ülkeler içinde Çin başta geliyor. Payını üç kattan fazla arttırmış. Vietnam, çok düşük düzeyde olan payını yedi kat arttırmış. Kore payını yükseltmeye devam ediyor. Tayvan, Hong Kong, Malezya paylarını koruyorlar. ABD, AB, Japonya ve Almanya’nın payları giderek düşüyor. Bu ülkelerin rekabet sorunları var.
Türkiye payını yüzde 0,5’ten yüzde 1’e çıkarmış, ancak diğer ülkelere göre payı oldukça düşük. Türkiye’nin payı neden düşük kalmış? İhracat payını hızla arttıranlar bu başarıya nasıl ulaşmış?
Elektronik ve giyim sektörleri
Bu soruların yanıtı kolay ve şu; ileri teknoloji kullanabilen ve büyümesi hızlı olan sektörlere yoğunlaşan ülkelerin ihracat payları yükseliyor. Dünya ticaretini gıda ve tarımsal ürünler, yakıtlar ve madencilik ürünleri, demir çelik, kimyasal ürünler, makina teçhizat, ulaşım araçları, elektronik ve elektrikli aletler ve parçalar, tekstil ve giyim olamak üzere 9 sektörde izleyebiliyoruz.
Bu sektörler içinde yakıtlar ve madencilik ürünleri, kimyasal ürünler ve elektronik ve elektrikli aletler büyümeyi sürdürüyor ve payları yüzde 10’un üzerinde. Makina techizat ve ulaşım araçları sektörlerinin de payları yüzde 10’un üzerinde. Demir çelik, tekstil ve giyim sektörlerinin payları hem düşük hem büyümüyor.
Teknolojinin yoğun kullanıldığı ve büyüyen bir sektör elektronik ve elektrikli aletler ve parçalar sektörü. Tablo 2’de bu sektörün milyar dolar olarak ihracatı, toplam dünya ihracatı içindeki yüzde payı ve 11 ülkenin bu ihracat içindeki yüzde payları yer alıyor.

Tablo 2 Elektronik ve Elektrikli Aletler ve Parçalar İhracatı (milyar dolar) ve Ülke Payları (%) Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü (WTO)
Bu sektöre kısaca elektronik sektörü diyelim. Elektronik sektöründe ihracat payını hızla yükselten Çin, Tayvan, Vietnam, Kore ve Hong Kong’dur. Tablo 1’de gördük ki, bu ülkelerin toplam ihracatları da hızlı yükselmiştir. Malezya bu sektördeki ihracat payını koruyor.
Başta Japonya olmak üzere ABD, AB ve Almanya’nın bu sektördeki ihracat payları düşüyor. Aynen Tablo 1’de toplam ihracat paylarının düştüğü gibi. Özellikle ABD bu nedenle rekabet sorunu yaşadığını kabul ediyor.
Bu durum karşısında ABD ne yapıyor? Bu sektöre yapılan yatırımlara yüksek oranda teşvikler veriyor, bu sektör için eğitim yapan kurumlara ve öğrencilere büyük destekler sağlıyor. Bu teşvikler ve destekler 2022 ve 2023 yıllarında büyük oranlarda arttırıldı ve devam ediyor.
Bu tabloda en acıklısı Türkiye’nin durumu. Türkiye’nin toplam dünya elektronik ihracatı içindeki payı sıfıra yakın ve giderek gerçekten sıfıra iniyor. Peki Türkiye bu durum karşısında ne yapıyor? “Teknofest”ler düzenliyor. Bir tür gösteri yani. Buralarda bazen bilimsel olmayan projelere destek verildiği açıklanıyor.
Son olarak dünya giyim sektörü ihracatına bakalım. Tablo 3’te bu sektörün milyar dolar olarak ihracatı, toplam dünya ihracatı içindeki yüzde payı ve 11 ülkenin bu ihracat içindeki yüzde payları yer alıyor.

Tablo 3 Giyim İhracatı (milyar dolar) ve Ülke Payları (%) Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü (WTO)
Görüldüğü gibi bu sektörün dünya ihracatı içindeki payı hem oldukça düşük, hem de giderek düşüyor. Zaten bu nedenle olmalı, Çin ve Vietnam dışındaki elektronik sektörüne odaklanmış Doğu Asya ülkeleri bu sektörde üretimi ve ihracatı geri plana atmışlar.
Çin ve Vietnam ise bu sektörde de yeni teknolojilerle verimliliği yüksek üretim yapıyorlar. Sonçta ihracat paylarını giderek yükseltiyorlar.
Türkiye ise bu konuda tam ne yapacağını bilemez durumda. Bir yanda bu sektörden sağlanan ihracat geliri ve özellikle yüksek istihdam var. Dolayısıyla kolay vazgeçilemez bir sektör. Ancak diğer yandan teknolojik yatırımlar ve verimlilik artışı yok. Bu ndenle ihracat payı artamıyor, hatta geriliyor.
Bu nedenle bu sektördeki ihracatçılar uygulanan döviz kuru politikasından vazgeçilmesini, TL’nin değerlenmesinin sona ermesini, yani kurların yükselmesini istiyorlar. Bu da enflasyona bir tehdit olacağı için uygulanamıyor.
Son olarak şunu belirteyim; elektronik gibi sektörlere yoğunlaşan ülkeler gereken eğitimli iş gücünü yetiştirmek için eğitim programlarını değiştiriyorlar; yapay zekâ, kodlama, robotik üretim gibi yeni teknolojileri öğretiyorlar.
Türkiye’de ise fen liseleri büyük ölçüde gitti, yerine imam hatip liseleri geldi. Sanayiciler yeni teknoloji eğitimi veren meslek liseleri istiyor, ama yoğunlaşma iktidarın sürmesini sağlar diye imamlık ve hatiplik üzerine. Yazık değil mi?
Prof. Dr. Ercan Uygur – T24 – 10.02.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder