Akademik Liyakat ve Özerklik Sembolü Olarak Cübbe
Cübbenin 100 yıllık dönüşümü aynı zamanda, eğitim ve kültür alanlarında Batılılaşmanın getirdiği değişimin de yansımasıdır. Tasavvufta halifeliğin tescili anlamında cübbe giydirme ya da medrese öğrencilerine mezuniyetlerinde sarıkla birlikte cübbe verilmesi gelenekleri (Çelik, 2021: 114, 185), başka bir formda da olsa, cumhuriyetin eğitim kurumlarında da önemli bir ritüel olmaya devam eder.

İmparatorluk döneminde seküler üniversiteler olarak kurulup cumhuriyet döneminde de varlıklarını sürdüren Darülfünun (II. Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul Üniversitesi), Mühendishane (İstanbul Teknik Üniversitesi) ve Ankara Üniversitesi çatısı altında birleşecek olan hukuk, ziraat, dil-tarih ve mülkiye mekteplerinde de cübbe, bir süre sonra akademik kıyafet olarak giyilmeye başlar. İstanbul Üniversitesi’nin 1948’de kabul ettiği akademik kıyafetler yönetmeliği ile başlayan bu uygulama, Osmanlı âlim ve müderrislerinden değil, Bologna ve Oxford gibi üniversitelerde 13. yüzyıldan itibaren sürdürülen akademik gelenekten ilham alır. Doktorluğa ya da doçentliğe geçiş sınavları sonrası akademik yetkinliğin kazanılmasını simgeleyen cübbe, bu yetkinlik için verilen yoğun emeğe, unvan eşliğinde verilen bir ödüldür.
Üniversite öğrencileri de mezuniyet ve diploma törenlerinde cübbe ve kep giyerler. Cübbe giyme ve kep atma törenleri o kadar önemli bir geçiş ritüeli ihtiyacını karşılıyor ki, bugün artık sadece liselerin değil, ortaokul, ilkokul ve hatta anaokulların mezuniyet törenlerinde renk renk, çeşit çeşit cübbeler mezun öğrencilere gururlandırıcı bir deneyim yaşatıyor.
Günümüzde sayıları 200’ü geçen devlet ve vakıf üniversitelerinde, kurumsal kimliği yansıtan farklı renk ve kalitedeki cübbeler, akademik törenlerde giyilmeye devam ediyor. Geleneğin Batı kökenli olmasından duyulan rahatsızlık, 2009’da kurulan Konya Ticaret Odası Karatay Üniversitesi’ndeki gibi, ilginç “gelenek icatları”na da ilham verebiliyor. Üniversitenin öğrencileri “Selçuklu esintileri” ile özel olarak tasarlanmış cübbe ve börkleri ile Ahilik yemini ederek mezun ediliyorlar.

KTO Karatay Üniversitesi’nde mezuniyet coşkusu. 27 Ekim 2021. Kaynak: KTO Karatay Üniversitesi [Resmî İnternet Sitesi] / Haberler []
Bilimsel bilginin üretilip paylaşıldığı bir yer olmaktan gitgide uzaklaşan üniversitelerde cübbe kimi zaman, önemli kişilere “jest” ya da minnettarlık ifadesi olarak dağıtılan fahri doktora unvanlarına eşlik ediyor.
Kimi zaman ise üniversitenin içini boşaltanlara karşı, bilimi ve akademik özerkliği savunanların sembolü haline gelerek iktidardakileri rahatsız edebiliyor cübbe. 1960 yılı 28 Nisan’ında İstanbul Üniversitesi’nde olduğu gibi… O gün üniversitenin rektörü Prof. Dr. Sıddık Sami Onar iktidarı protesto eden öğrencilerin üzerine ateş açan ve Turan Emeksiz’i öldüren polisleri kampüsten dışarı çıkarmaya çalışırken tartaklanır. Dönemin başbakanı Adnan Menderes, Onar gibi hocalardan, protestocu öğrencileri kışkırttıkları iddiasıyla “kara cübbeliler” diye bahseder.
Son yıllarda ise üniversite özerkliği ilkesinin “ayaklar altına” alınmasına dair, belki de en çarpıcı görüntü, Ankara Üniversitesi’nde 10 Şubat 2017’de hafızalara kazınır. Yaklaşık 100 barış akademisyeninin üniversiteden bir kanun hükmünde kararname ile ihraç edilişini protesto amacıyla Cebeci kampüsünde toplanan akademisyen ve öğrencilere polis, cop ve biber gazı ile müdahale eder ve protesto amacıyla yere serilen cübbeleri postalıyla ezer (Bektaş, 2017). Atılan gazdan kaçarak ofisine sığınan Prof. Dr. Ülkü Doğanay o gün yaşananları, İrfan Aktan’a şöyle aktarmıştır:

Ankara Üniversitesi’nde KHK ile ihraçları protesto eden akademisyen ve öğrencilerin yere serdikleri cübbeler, gaz bombalı ve TOMA’lı saldırı sonrası çiğnenirken. Kaynak: “Akademi ayaklar altında!” Diken (10.02.2017)
Benim cübbemi içeri gaz girmesin diye kapının altına sıkıştırmam, polisin cübbelerin üzerinden yürümesi, benim gözümde üniversitenin bitişi anlamına geliyor. (…) Cübbe önemli bir simgedir. Akademik hayatta giyerken kendimizi çok rahat hissetmeyiz, çünkü bir pozisyonu, bir iktidarı gösterir. Ama hiçbir akademisyen cübbesini yere atmayı, kapının altına sıkıştırmayı düşünmez. Çünkü o cübbe doktor veya doçent olduğumuzda bize giydirilen bir simgedir. O cübbe yerlerde süründü, üzerinden yüründü ama bu belki de başka bir üniversitenin mümkün olabilmesi için son çıkışa işaret ediyordur (Aktan, 2017).
Üniversite tasfiyeleri devam eder ve cübbeler ayaklar altına alınırken ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi içindeki çetin mücadeleler, yüz yıllık cumhuriyetin son yıllarına damgasını vurmuştur. Cübbenin, akademik özerkliği savunma amacıyla bir direniş simgesi olarak giyilmesinin en çarpıcı ve uzun erimli örneğini, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri oluşturuyor. 2 Ocak 2021’de, üniversitenin kendi adayları arasında olmayan Prof. Dr. Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, üniversitenin öz-yönetim geleneğine aykırı şekilde atanmasını protesto eden Boğaziçili akademisyenler, o günden beri her gün aynı saatte cübbeleri ile güney kampüsün ortasında buluşup rektörlük binasına sırtlarını dönerek “kayyum” rektörü tanımadıklarını “Kabul Etmiyoruz” ve “Vazgeçmiyoruz” sloganlarıyla protesto etmekteler (Boğaziçi’nde direniş 598’inci gününde, 2022).
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder