Sokrates ile Dostoyevski karşılaşırsa
Sokrates ile Dostoyevski, zamansız bir boşlukta karşı karşıya oturur. İkisi de insan ruhunun en derin yaralarını biliyor; biri baldır zehriyle, diğeri Sibirya soğuğuyla sınanmış. Aralarında hayali bir diyalog başlar…
Sokrates:
-“Ölümden korkuyor musun, dostum?”
Dostoyevski:
-“Hayır… Asıl korktuğum, zamandır.”
Sokrates:
-“Boş ver. O da geçer, her şey gibi.”
Dostoyevski:
-“Ama bu zaman benim ömrümün ta kendisi. Her anı, her nefesi, her acıyı içime işleyen tek gerçek.”
Sokrates:
-“Haklısın. Zaman asla yalnız gitmez.”
Dostoyevski:
-“Peki yanında neyi sürükleyip götürür?”
Sokrates:
-“Korktuğumuz her şeyi… Sevdiklerimizi, hayallerimizi, anlam sandığımız ne varsa. Ölüm ise yalnızca zamanın geride bıraktığı kırıntıları alır. Gerçek soyguncu zamandır.”
Dostoyevski:
-“Ya sen? Sen ölümden korkar mısın?”
Sokrates:
-“Hayır. Ben hayattan korkarım.”
Dostoyevski:
-“Neden?
Sokrates:
-“Çünkü bizi asıl yenen ölüm korkusu değildir. Bizim asıl celladımız, yaşama arzusudur. O arzu ki, her şeyi feda ettirir; onuru, özgürlüğü, gerçeği…”
Dostoyevski:
-“Öyleyse bu arzuya nasıl galip geleceğiz?”
Sokrates:
-“İçimizde yaşamın değerini aşan bir şey taşıyarak.”
Dostoyevski: Nedir o?
Sokrates:
-“Büyük bir inanç… Ya da büyük bir aşk. Öyle bir inanç ki, ölüm bile onu küçültemez. Öyle bir aşk ki, zaman bile onu tüketemez.”
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder