Viktor Orban Yolcuları: Hazır mısınız? / Muhsin YAZICI
Viktor Orban 2010’dan beri Macaristan’ı Avrupa Parlamentosu’nun “seçimli otokrasi” ile yönetilen “melez bir rejim” olarak tanımladığı bir yapıya dönüştürdü.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “liberal olmayan demokrasi” adını verdiği ve daha sonra Trump tarafından öve öve bitirilemeyen bu model, liberal demokrasilere alternatif olarak ortaya atılmıştı.
Bu model, Polonya’dan, Hindistan’a, Türkiye’ye etki yapmıştı. Yani aşırı sağ ve faşist partilere can suyu olmuştu.
Bu modelde seçimler vardı ama seçimlerle iktidara gelen parti ülkede adım adım otoriter bir yapı oluşturuyordu.
Temel hak ve özgürlükler, yurttaşların maddi manevi güvence taleplerinin önüne geçemezdi. Yurttaşları güvenlik, “ben gidersem ülke çöker, gelecek tehlike” diye muazzam propaganda çarkı işlendi.
Eğer ulusal egemenlik ve güvenlik söz konusu olursa temel hak ve özgürlükler geri plana itilebilirdi.
Devletler her durumda kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder, uluslararası hak hukuk ve adalet, ulusal çıkarların önüne geçemezdi.
Gerekirse uluslararası anlaşmalar, sözleşme ve mutabakatlar da devre dışı bırakılabilirdi.
Elbette bu modelde ulusal çıkarların ne olacağına da liderler karar verirdi. Halkın iradesi bir şekilde kısıtlanabilir ve susturulabilir.
Lider, yarattığı ve kendisine derinden bağlı bir “çıkar grupları” ile ülkenin ekonomik ve siyasi kontrolünü elinde tutarken; parlamento, anayasa mahkemesi, basın, ulusal yargı, üniversiteler ve diğer önemli ülke kurumları ikinci plana itilir ve önemsizleştirilirdi.
Orban’ın “liberal olmayan demokrasi” adını verdiği otoriter rejimlerle ilgili en büyük tartışma, bu rejimlerin seçimlerle, yani demokratik hakların kullanımı yoluyla oluşmasına rağmen, daha sonra demokratik hakların tırpanlanması nedeniyle geri dönüşün mümkün olup olmadığı sorusu etrafında uzun yıllar sürdü. 13 Nisan sabahı ile bu tartışma “demokrasi yoluyla dönüşüm” mümkün olduğunu gösterdi. Yani, Orban “istediğim zaman demokrasi treninden inerim” felsefesinin Macaristan ayağının tavizsiz uygulayıcısı oldu. Bu gücü 13 Nisan 2026’ya kadar sürdürebildi.
Bazılarına göre bu rejimlerde seçimlerin yapılıyor olmasına rağmen geri dönüş çok zor, hatta olanaksız. Basını, muhalif partileri, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını, üniversiteleri denetim altına alarak; tüm bunların üzerinde yargı denetimi sağlamaya çalıştılar…
Devlet partisi haline gelen iktidardaki parti, devletin tüm kaynaklarını kullanarak gücünü mutlaklaştırıyor. Kendi yandaşlarının eylemleri sınırsız, denetimsiz sürdürürken, muhalif, kişi ya da kurumlara nefes aldırmamak onların temel ilkesi haline gelmiştir. Bugünün koşullarında CHP’ye neden nefes aldırmadıklarını şimdi daha açık şekilde anlaşılmıyor mu?
Tek elden idare edilen ulusal basın ve medya, tek tip söylemini ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaştırıyor. İktidar propagandasının gürültüsü her türlü muhalif sesi bastırıyor.

Devlet ihaleleri ve yolsuzluklar eliyle yaratılan yeni elit iktidar partisi için devasa bir mali kaynak yaratıyor. Bu kaynaklar propaganda alanında acımasızca kullanılabiliyor.
Siyasallaşan ve iktidar partisi çıkarları doğrultusunda çalışan yargı, adalet sistemine olan güveni sıfırlıyor, muhalefetin haklı talepleri yargının zırhına çarpıp etkisizleşiyor.
Viktor Orban’ın bu teorik temeller üzerinde Macaristan’da 16 yıl boyunca hayata geçirdiği siyasi model Avrupa ülkelerinde de takipçiler buldu.
Model bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde hükümet düzeyinde uygulandı, bazı Batı Avrupa ülkelerinde ise radikal sağ partilerin kitleselleşmesinin yolunu açtı.
Elbette bu modelin yaygınlaşmasında, Avrupa Birliği üyesi Macaristan’ın Rusya, Çin ve Türkiye ile stratejik ilişkiler geliştirmesinin de büyük rolü oldu.
Ama kuşkusuz Orban rejiminin dünya çapında orijinal bir model olarak takdir edilmesinde en büyük pay, benzer görüşlere sahip Trump’ın ABD’de 5 Kasım 2024’te ikinci kez başkan seçilmesiydi.
Trump’ı iktidara taşıyan MAGA -Amerika’yı Yeniden Harika Yap- hareketi, pek çok konferansını Budapeşte’de yaptılar.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 7 Nisan’da Orban ile yaptığı görüşmeler sonrası “Orban ve Trump, Batı medeniyetlerini korudular” ve “Orban modeli Avrupa ülkeleri için örnek alınacak bir model olmalı” derken kastettiği de buydu.
Trump, Netenyahu, Meloni gibi nefret duyulan ve faşist bilinen kişilerin açık Orban’a desteği ters tepti. Macar halkı benim irademe zaten Orban yeterince darbe yaptı. Bir de size mi boyun eğeceğiz diye sinirlendirdi.
Orban’ı örnek alan ve şirazeden çıkan kendinden menkul liderler bu sonuçtan mutlaka etkilenecektir…
Ve halk iradesine sahip çıktı.
Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletidir.”
Muhsin YAZICI – 13.04.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder