Bilimin cehaletten intikamı – Cehaletin bilime direnişi
Büyük Friedrich (24 Ocak 1712 – 17 Ağustos 1786), Aydınlanma Çağı’nın önde gelen hükümdarından biri. İlham kaynağı başta Voltaire olmak üzere Almanya’dan Johann Gottfried Herder, Immanuel Kant, Christian Wolff; Fransa’dan Denis Diderot, Claude Adrien Helvétius, Baron d’Holbach, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau; Büyük Britanya’dan David Hume, John Locke ve Thomas Paine Aydınlanma Çağı’nın en önemli temsilcilerinden çok etkilenmiştir.

Neler mi yapmıştır. Ana başlıklar halinde bazılarını verelim.
Askeri alanda: Büyük değişimler sağladı. Disiplinli ve sürekli bir ordu kurdu. Zorunlu askerlik sistemini geliştirdi. Subay eğitimini ve hiyerarşiyi güçlendirdi. Hızlı manevra ve ateş disiplini gibi taktikler geliştirdi.
Yönetim ve hukuk alanında: Aydınlanmış mutlakıyet anlayışını benimsedi. Güç krala ait ama halk yararı gözetilir. Hukuk önünde eşitlik ilkesini savundu. İşkenceyi kaldırdı. Devlet memurluğunu liyakat esasına bağladı.
Ekonomi ve tarım: Tarımı teşvik etti Bataklıkları kuruttu, yeni tarım alanları açtı. Patates ekimini yaygınlaştırdı, kıtlık riskini azalttı. Sanayi ve zanaatları destekledi. Devlet eliyle fabrikalar kurdu. Vergi sistemini düzenleyerek devlet gelirlerini arttırdı.
Din ve düşünce özgürlüğü: Din özgürlüğünü savundu. Katolik, Protestan ve Yahudilere hoşgörülü davrandı. “Herkes cennete kendi yolundan gidebilir” sözüyle bilinir. Sansürü büyük ölçüde azalttı. Düşünce özgürlüğünü sağladı.
Eğitim ve kültür: Zorunlu ilköğretimi yaygınlaştırdı. Bilimi ve sanatı destekledi. Berlin’i bir kültür merkezi haline getirdi. Voltaire gibi Aydınlanma Filozofları” ile yakın ilişki kurdu. Kendisi de filozof kral olarak tanındı.
Dış politika: Avusturya’dan Silezya’yı aldı. Prusya’nın topraklarını geliştirdi. Prusya’yı güçlü Avrupa güçleri arasına soktu.
Aynı çağda Osmanlı Devleti’ne baktığımızda devlet yöneticileri cahil damgası yiyorlardı. Belki bu tanım ağır gelebilir. Ama devletin içinde bulunduğu ağır koşullar ve geri kalmışlık ve duruma karşı gösterilen davranışlar tanımı güçlendiriyor. Yukarıda anlattığımız Aydınlanma felsefesini anlayamamış, bu felsefenin getirdiği değişimden bi haber olan Osmanlı yöneticileri değişimlerin dışında kalmıştı. Bir ara aydınlanma düşüncesinin yaratmış olduğu kargaşayı bile fırsat bilmişlerdir. Ama sonucunun ne getireceğini kestiremiyorlardı. 2. Mahmut bunun biraz farkına varmıştır. Ama kendisine “Gavur Padişah” diyerek ulema karşı tavır almıştır.
Büyük Friedrich’in yaptığı bu büyük toplumsal değişimleri ancak Mustafa Kemal Atatürk 1923 – 1938 yılları arasında yapabilmiştir.
Gelelim III. Mustafa’nın (30 Ekim 1757 – 21 Ocak 1774) padişahlık döneminde cahil bir adamdı. Ülkeyi müneccimlere danışarak yönetirdi. Tabı tüm kararların alınmasını müneccimlere bırakılmazdı. Osmanlı Devlet idaresinde “Müneccimbaşılık” diye resmi bir devlet görevi vardı.
Prusya girdiği bütün savaşları kazanınca, ”Her halde onun müneccimleri, benimkilerden daha iyi,” diye düşünerek, Friedrich’ten üç müneccim rica etti. Kral, müneccim yerine akıl gönderdi…
“Benim üç müneccimim: Güçlü bir ordu, Güçlü bir ekonomi ve dolu bir hazine, Eğitimin yenilenmesi, Hukuk alanında yenilikler, Tarih okuyarak günü anlayıp, geleceği öngörmek,” dedi. Bizim ki anlamadı tabi Kral’ın ne demek istediğini;
“Kefere yardım etmek istememiş,” dedi. Hatta, “Batı bizi kıskanıyor” diye aklından geçirmiş bile olabilir.
O sırada, Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi olan amcasını ziyaret için İstanbul’a gelen Baron de Tott ile tanıştı. Baron kurmay subaydı. Fırsatı kaçırmak istemedi bizim ki ve Osmanlı ordusunu inceleyerek kendisine bir rapor vermesini rica etti.
İnceledi Baron ve dedi ki: “Silahlarınız çok eski, subaylarınız bilgisiz. Okula ihtiyacınız var.”
Yutmadı tabi Sultan; “Medreselerimiz ve orada çok bilgili büyük alimlerimiz var” diye karşılık verdi. Ve karar verdiler, beraberce medreselerimizdeki alimleri sınamaya.
Sultan, “İstediğin adama istediğin soruyu sor” dedi. Adam göklerden değil, yerden bir soru sordu.
“Bir üçgenin iç açılarının toplamı kaç derecedir?”
Kimsede yanıt yok. Sonunda Medrese Emini bir yanıt vermek zorunda olduğunu hissederek, “Üçgenin büyüklüğüne göre değişir, Sultanım,” dedi.
Baron bunu Avrupa’da ilkokul öğrencilerinin bildiğini söyleyince, Sultan yeni okullar açılmasını kabul etti. Artık gavurların daha ileri gittiklerini ruhlarında hissettiler ama hala batı “bizi kıskanıyordu” diye iç geçirdiler.
Bu arada, Çeşme Deniz Savaşı çıktı (5 Temmuz 1770) Cahil subayların kumandasındaki Donanmada bir gemi dışında tümü Ruslar tarafından yakıldı. Kurtulan gemi Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın gemisiydi.
Padişah adamlarına “İstanbul Boğazı’nı neden tutmadınız?” diye sordu. Aldığı yanıt aynen şöyleydi: “Biz İstanbul Boğazı’nı kesinlikle tuttuk. Rus Savaş Donanmasının nasıl gittiğini bilmiyoruz”, “O zaman bu donanma nasıl yakılıyor?” diye sorduğunda bilen çıkmıyor. Çünkü harita bilgisi yok. Baltık Denizi’nden çıkan Rus Donanması Cebeli Tarık Boğazı’ndan Ak Deniz’e giriyor. Gelip Çeşme’de Osmanlı Donanması’nı yakıyor. Bu su yolunun bile farkında olmayan bir durumla karşı karşıya olan bir devlet artık arayışa girmek zorundadır.
Ama nasıl?
Bu facia üzerine, öncelikle bahriyeli subayların eğitilmesi için okul açıldı: Mühendishane-i Bahri Hümayun; yıl 1773. Bu tarih mühendis eğitiminin başlangıcı olduğu için İstanbul Teknik Üniversitesi’nin de kuruluş tarihi olarak kabul edilir.
Bugün ülkemizde Prusya Kralının bahsettiği benim üç müneccimle kastettiği olgu, ne yazık ki yok. Mustafa Kemal Atatürk toplumun gelişmesi için “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en gerçekçi yol bilimdir, fendir”, “Eğer bir gün, benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin” demiştir…
Birilerinin neden Atatürk düşmanı olarak hortladığını bu iki sözünde bulabilirsiniz. Zır cahil 3. Mustafa’nın torunu olarak görenler “Hala depremin bizim sınanmamız için gerçekleştiğini sananların çoğunlukta olduğu bir toplumda yaşıyoruz.”
250 sene sonra müneccim devrine döndük hamdolsun. Güçlenmenin bilim, sanat, çağdaş eğitimle değil; din eğitimi ve durağan kültürel değerlerin aynen sürdürülmesin arayanlar toplumun geleceğine verdiği zararın bile farkında değiller. Onlar “kafir batıya” karşı başkaldırdıklarını sanıyorlar.
Bilim yok, sanat yok, edebiyat yok, felsefe yok, üretim yok. 1950’den beri “vatan, millet, ezan, bayrak” diyerek ülke yönetiliyor.. Şeyh çok, türbe çok, cami çok, imam çok.. Lakin din yok, iman yok..
Çünkü vicdanlar yok edildi.. Hakimlik sınavında dereceye giren genç mülakatta eleniyor. Genç feryadı figan bağırıyor: “Bana tek bir soru bile sormadılar. Elediler..” Vicdansızca yönetirken, bunu din kisvesiyle yapıyorlar. Ve dine en büyük zararı da bunlar veriyor.
İnsanın ise, insanlığı her ne kadar doğal yapısından geliyor ise de, beyni ve işleyen, işletilen bir zekaya sahiptir. Ancak beyni hurafelerle doldurulmuş ise, üstümüzü, başımızı yırtsak doğruları anlatamayız, karanlıktan aydınlığa çıkaramayız.
Cahile cahil olduğunu anlatmak mümkün değildir. Çünkü cahil her şeyi bilendir. Aynen Cübbeli Ahmet gibi. O’nun müritlerine göre o her şeyi biliyor. Gel sen bu müritlere bilim, sanat, estetik, tiyatro, kültür anlat…
Thomas Huxley diyor ki; “Bilginin karşısına küçük bir çocuk gibi oturun, önceden düşünülmüş tüm düşüncelerden vazgeçmeye hazırlıklı olun, doğanın sizi götürdüğü her yere ve tüm çukurlara girin. Yoksa asla bir şey öğrenemezsiniz.” Değişimin zorunluluğunu, mutlak doğru diye düşüncen varsa bunu değiştirmenin zorunluluğunu daha nasıl anlatabilirdi.
Bu yazının yazıldığı gün olan 29 Aralık 2025 tarihinde Yalova’da üç polis kardeşimizi şehit eden İŞİD teröristi bakın ne yazmış: “Ben kinimi diri tutmak için Allah’a dua ediyorum. Vallahi fırsat verdiğinde, elimize güç geçtiğinde yeryüzündeki hiçbir kafire göz yummayacağım” diye öfkesini kusmuş. Bu tiplerden binlercesi ortalıkta cirit atmakta.
Bunlara kininizi diri tutun” diye öğüt verenler de üç polis kardeşimizin ölümünden sorumludurlar.
Bu kindarlara birileri anlatsa: Kafirlere kaşı bilimle, teknolojiyle, eğitimle, kalkınmakla olacağını. Öldürmenin artık insanlık içerisinde yeri olmadığını bu barlara nasıl anlatılır bilemiyorum. Ortaçağ karanlığına boğuşup duruyorlar.
Dr.Ali Şeriati der ki:
-“Zulmeden bir dindardan daha kötüsü, ‘zalim bizden’ diye susan dindardır.”
Bin yıldır İslam dünyasında değişen, gelişen bir şey yok!.. Bilim yok, teknoloji yok, buluş yok!.. Kadın hakları, çocuk hakları, insan hakları yok!.. Varsa yoksa şekilcilik, ritüel İslamcılık…
……. ……. …….
Bir dinin felsefeden kopuk, bilimsel gerçeklere sırt çevirmiş, estetik değerleri oluşmamış ve yalnızca şekilcilikle izah ediliyor olması, o din için ne büyük talihsizliktir.
İbn-i Rüşd ile kitaplarını yakıp kendisini camide linç etmek isteyenler arasında da şu konuşma geçmişti:
Halk:
-“Sen dinimizle savaşıyorsun.”
İbn-i Rüşd:
-“Hayır, ben cahilliğinizle savaşıyorum…”
İbn Rüşd, 14 Nisan 1126, Kurtuba, Endülüs – 10 Aralık 1198, Marakeş, Fas), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. İslam Dünyasının bilimde, felsefede yüz akıdır.
……. ……. …….
İşte Endülüs’teki o yobazların günümüzdeki yansımaları…
Eski Mısır devlet başkanı Enver Sedat’ı suikast sonucunda öldüren adama yargıç sorar:
-“Neden öldürdün?”
Katil:
-“Çünkü laikti”
Hakim:
-“Laik ne demek?”
Katil:
-“Bilmiyorum!!”
….. ….. …….
Yargıç, yazar Faraç Foda’yı öldüren üç teröriste sorar:
-“Neden Faraç Foda’ya suikast düzenleyip öldürdünüz?”
Suçlular:
-“Çünkü kafir”
Hakim:
-“Onun kafir olduğunu nereden anladınız?”
Suçlular:
-“O’nun kitaplarından”
Hakim:
-“Hangi kitabından anladınız O’nun kafir olduğunu?”
Suçlular:
-“Biz okuma yazma bilmiyoruz”
……. ……. …….
Her kötülüğün başı her dönemde cehalet olmuştur! Ama cahile cahil olduğunu anlatmak mümkün değildir. Onlar proglanmış robot gibidirler.
Bir kaç düşünürün cahillik için söyledikleri sözleri ekleyerek yazımı bitiriyorum…
“Cahil kimsenin yanında, kitap gibi sessiz ol.” Mevlâna.
“Cahil insan kendi kendinin bile düşmanıdır; başkasına dost olması nasıl beklenir.” Sokrates.
“Cehaletin kültürüne kitap gerekmez.” George Santayana
“Bilgimiz yalnızca sınırlı olabilir ancak cehaletimiz kesinlikle sonsuz olmak zorundadır.” Karl Popper
“Bilgimiz, sürekli genişleyen bir cehalet çölünde gittikçe uzaklaşan bir serap gibi.” Will Durant
“Kadın olsun erkek olsun bizim en büyük problemimiz öğrenmek değil, öğrenmemektir.” Gloria Steinem
29.12.2025 – Beylikdüzü
Muhsin YAZICI
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder