Bismillah’la sıfırlanan hesaplar, fetvayla tutuklanan gerçekler?
Memlekette yeni bir “Finansal Fıkıh” dönemi başlayınca yerli, dini ve milli uykulara uykulara mı yatırıldınız? Tera ve Pusula gibi portföy yönetim şirketlerinin başı çektiği kurumlara “İslami finans ilkelerine uygunluk onayı” verilince, safım benim, canım yurttaşım sandı ki parası güvende olacak.
Meğer plan başkaymış…
Bundan böyle piyasada nizamı bozup; öyle “kuralsız”, “kitapsız” ve Allah korusun “bereketsiz” soygun yapanlara göz açtırılmayacak! Soyulacaksanız da usulüne uygun, abdestli, namazlı ve manevi bir huzur içinde soyulacaksınız!
Ki, öyle oldu
Fonlar eriyor, milyarlar buharlaşıyor, yurttaşın yemeyip içmeyip çocuklarının rızkından artırdığı üç kuruş, finans dünyasının o pek ilahi yollarında sırra kadem basıyor.
Ama ne gam!
Ekran kapkara, bakiye sıfır ama arka planda çekilen “Bismillah”lar, havada uçuşan “Fetva”lar maşallah tam gaz! Yurttaşa yapılan kurumsal açıklama ise tam bir akıl tutulması, adeta bir iman testi, “Müsterih olun efendim, paranız yok oldu ama kesinlikle imansız yöntemlerle değil! Tamamen yüksek kurulların onayıyla, dualarla gitti. Paranız bu dünyada bitti ama en azından ahiretiniz kurtuldu, hadi yine iyisiniz!”
Peki, devlet desteğiyle, resmi mühürlerle tescillenmiş bu “manevi” soygun karşısında biri çıkıp hakkını ararsa ne oluyor? İşte zurna tam orada zırt diye ötmüyor, adeta inletiyor!
Mizahın bittiği, kelepçenin başladığı yer tam olarak burası.
Geçtiğimiz günlerde o devasa FON soygununda “Kimlerin adı geçiyor? Nerede bu soygunun baş sorumlusu? Nerede o fetvayı verip paramızı sıfırlayan mukaddes hortumcular?” diye yazıp konuşan, binlerce mağdurun hakkını araştıran gazeteciler yaka paça içeri tıkıldı.
Neden mi?
Çünkü yeni finansal fıkha göre, bu büyük götürücüleri ve baş sorumluyu aramak iki yönlü ağır bir suç sayılıyor artık:
Birincisi; madem bu paralar dualarla, fetvalarla ve yüksek kurulların izniyle eridi, o halde bu işin baş sorumlusunu aramak doğrudan “kader planına” isyan etmektir! Dolayısıyla sisteme itiraz eden yurttaş anında “mürtet” ilan ediliyor. “Parası eksilince hemen imanı zayıflıyor hainin, tüh senin Müslümanlığına!” diyerek mağdurun tepesine çöküyorlar.
İkincisi; hadi diyelim işin dini boyutunu geçtiniz ve bu finansal vurgunun arkasında dünyevi, etten kemikten, kravatlı, siyasi ya da ticari bir “baş sorumlu” arıyorsunuz… İşte o zaman yandınız! Çünkü o parayı cebe indiren “görünmez elin” sahibini sormak, doğrudan “devlet sırrını ifşa etmeye” ve “casusluğa” giriyor!
Yani neresinden bakarsanız bakın, giden paranızın arkasından el sallamanın cezası demir parmaklıklar ardında bitiyor. Hırsızı, vurguncuyu, fetvalı hortumcuyu korumak için etten duvar örenler; gerçeğin peşindeki gazeteciyi ve hakkını arayan yurttaşı içeri tıkıyor. Sonra da kameraların karşısına geçip pahalı takım elbiselerinin yakalarını düzelterek pişkin pişkin akıl veriyorlar: “Hadi şimdi koğuşta bol bol tefekkür edin de imanınız tazelensin, fıtratınıza dönün!”
Nezarethaneye doğru götürülen, yaşamı boyunca biriktirdiği parayı tek bir besmeleyle kaptıran o yaşlı amcanın, yanındaki gazetecinin kulağına fısıldadığı o acı cümle aslında her şeyi özetliyor, “Evlat, iyi ki o baş sorumluyu bulamadık… Mazallah bulsaydık, adamı rahatsız ettik, uykusunu böldük diye herhalde bizi bir daha gün yüzü görmemek üzere kuyu tipi hapishaneye atarlardı!”
Ne diyelim…
Parası bismillahla sıfırlanan, hakkını arayınca dinden çıkarılan, gerçeği sorunca da casus diye içeri atılan bir toplumun “manevi huzuru” daim olsun!
Biz yine de tarihe not düşmek adına soralım. Kul hakkını, yetim hakkını minareye kılıf yapmak için verilen bu “İslam’a uygundur” fetvalarına karşı çıkacak, hırsıza hırsız diyecek bir tane bile din adamı yok mu bu memlekette? Varsa soruyorum; Allah’tan korkmayıp kimden korkuyorsunuz? Kuldan mı, koltuktan mı, yoksa yeşil dolarlardan mı?
Gerçi benimkisi de iş işte… Öyle yazıp duruyorum kendi kendime.
Eğer bu adamların gerçekten Allah’tan korkusu olsaydı; insanların emeğini, çocuklarının rızkını, ailesinin geleceğini din imanı paravan yapıp böyle arsızca çalarlar mıydı?
İnsana, doğaya, tarihe öylesine saldırıyorlar ki, halkı dinsel inançlarla, hurafelerle uyutamazlarsa başaramayacaklar, bölemezlerse yönetemeyeceklerini biliyorlar. Bu nedenle, “inançlı nesil yetiştirmek istiyoruz, tinerci değil” diyor. Onların istediği türde inancınız yoksa tinercisiniz.
Bu FON soygununa itiraz edenlere tinerci işlemi yapılıyor…
Kasa her zaman kazanır derlerdi de inanmazdık; meğer kasanın üzerinde bu defa hilal varmış, ne bilelim!
Muhsin YAZICI 05.11.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder