Hem Ekmeğimizi Hem İrademizi Çaldınız! / Muhsin YAZICI
Sarayların, şatafatlı makam odalarının, muktedir koltuklarının altından o oyların kum gibi kayıp gittiğini gördüklerinde nasıl hırçınlaştıklarını, nasıl küçüldüklerini hep beraber geçmişte de bugünde izliyoruz.
1950’li yıllarda “Yeter artık söz millettedir” diyerek iktidara gelenler. 1960’lı yıllara geldiğinde halka karşı devletin bütün gücüyle saldırmaya başladılar.
Gel zaman git zaman 2002’li yıllarda aynı masalı bu sefer daha ambalajlı şekilde sunanlarda ağa babalarının kopyası gibi ortaya çıktılar. 2002 yıllarından 2015’li yıllara kadar millet deyip duranlar 2016’lı yıllardan itibaren “dış güçler”, “bozguncular”, “milli unsurlar”, “ajanlar-casuslar” vb. uyduruk bahaneler üretmeye başladılar.
Sandıkta 31 Mart 2024’da yerel seçimde ilk defa ciddi tokat yiyen, eriyen, zayıflayan AKP iktidarı, demokrasi içinde kalıp namusuyla muhalefete düşmeyi bir türlü gururuna yediremedi.
Gerekirse ülkeyi yakmayı, devleti çürütmeyi, ekonomiyi batırmayı göze alıyorlar ama o altlarındaki minderden bir milim eksilsin istemiyorlar.
İşte Türkiye’nin yetmiş yıllık kötü talihi, işte bugünün en yalın, en can acıtıcı gerçeği! Halkta pazarda, markette yangın yeriyle uğraşırken, evine götürecek ekmek bulamazken, iktidar kendi çıkarı ve geleceği için devletin tüm kolonlarını kesiyor.
Şimdi sormak gerekiyor: Sizin demokrasi anlayışınız bu mu?
Madem kendi adayınız kazanamadı; o zaman seçilmiş belediye başkanını uyduruk bir mahkeme kararı ile iptal edelim. Olmadı bir daha mı kazandı o zaman başkanlarını şafak operasyonlarıyla tutuklayıp, yerlerine emir kulları olan kayyımları oturtmak hangi kitaba sığar? Esenyurt’tan Hakkari’ye kadar halkın oyunu hiçe saymak, “Ben yoksam sandık da yoktur” demektir.
Sırf muhalif partiler yönetiyor diye büyükşehirlerin bütçelerini bloke etmek, dış kredilerini engellemek, tıkır tıkır işleyen kurumların yetkilerini bakanlıklara devir etmek bu ülkeye ihanet değil de nedir?
Yurttaş asgari ücretle, sefalet aylığıyla can çekişirken, sırf muhalif belediye hizmet etmesin diye halkın metrosunu, bütçesini, “gelirlerini, otobüsünü, suyunu engellemek doğrudan bu halka düşmanlıktır.
Dahası var; yargıyı sipariş davalarla siyasi intikam aparatına dönüştürmek mi demokrasi?
Gezi Parkı davası gibi uydurma gerekçelerle, hukuku katlederek masum insanları demir parmaklıklar ardında rehin tutmak, topluma gözdağı vermektir. Gezi’de de bugün kayyım davalarında da yürütülen süreç yargısal değil, tamamen siyasidir!
Kendi iktidarınızı korumak uğruna adaleti yok ettiniz, yargıyı AKP içinde siyaset yapan kişilerle doldurup iktidarın genel merkezi gibi kullandınız.
Bağımsız ya da muhalefetten seçilen belediye başkanlarına aba altından sopa gösterip, mali ve hukuki baskılarla kendi partinize transfer etmek hangi demokratik değerlere bağlı siyasete yakışır?
Dün 1956’da Adnan Menderes oy kaybettikçe ülkeyi “Tahkikat Komisyonlarıyla”, “Vatan Cephesi”, “Gazetelere kağıt vermemek”, “Muhalif Gazetecilerin içeri atılması” rezaletleriyle kutuplaştırıp ateşe atmıştı; bugün de AK Parti ve Erdoğan zihniyeti 31 Mart yerel seçimlerinin hezimetini hazmedemeyip benzer baskı yöntemlerine sarılıyor.
Kendilerini devlet sananlar, aslında devleti kendi çıkar hırslarına kurban ediyorlar! Halk enflasyonun altında ezilirken, mutfakta yangın varken, gençler ülkeden kaçarken sizin tek derdiniz o koltuğu nasıl terk etmeyeceğiniz planları!
İbn Haldun, ünlü eser Mukaddime’de devletlerin tıpkı canlılar gibi doğduğunu, büyüdüğünü, yaşlandığını ve öldüğünü savunur. “Tavırlar Teorisi” adını verdiği bu döngü, dayanışma ekseninde genellikle beş aşamadan oluşur. Bunlar: “Kuruluş ve zafer aşaması, “mutlak egemenlik ve baskı aşaması”, “refah ve huzur aşaması”, “doymuşluk ve tutunma aşaması”, “israf ve çöküş aşaması”.
Bu beş aşamadan geçerek “israf ve çöküş aşamasına” geçen iktidar ve ortakları her yolu kendileri için geçerli görürken, muhalifler için her çıkış kapısını polis, yargı ve devletin diğer kurumları yoluyla kapatıyorlar.
Dün, “bebek katili”, “cani”, “terörist” dediklerine bugün can simidi gibi sarılanlar; denize düşünce yılana sarıldılar. Tek dert ve kaygıları var. İktidarı bırakmamak. İktidarı korumak için meşru ve hukuk dışına çıkmak bizim gibi ülkelerde büyük tehlike yaratıyor. Çünkü iktidarlar denetleme sistemlerini yok ettiler.
80 yıldır değişmeyen bu uygulamaları iyice zıvanadan çıkaranlar buna “ileri demokrasi” demeye de başladılar. Hani halk arasında söylenen bir söz vardır. “Ağamız bizimle dalga geçiyor”.
Sandık sonucu gelen 20’ye yakın milletvekilini ve 40’ın üzerinde belediye başkanını AKP’ye transfer etmek halk iradesine darbe olmuyor mu?
Ben buna gidici kibrin gazabı diyorum.
Ama unuttuğunuz bir şey var; devlet sizin babanızın malı olmadığı gibi, bu halkta sizin marabanız değildir! Korkunun ecele faydası yok. İstediğiniz kadar baskı kurun, istediğiniz kadar kayyım atayın, istediğiniz kadar kurmaca davalarla insanları hapsedin; zayıfladıkça çirkinleşen, çirkinleştikçe batan bu kibir kulesi, yine bu aziz milletin iradesiyle darmadağın olacaktır!
Muhsin YAZICI – 22.08.2026



Yorum gönder