İnanç Özgürlüğü Diye Geldiler, İnanç Despotu Oldular! / Muhsin YAZICI
Yıllarca meydanlarda “İnanç özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti, kılık kıyafet serbestliği” masallarıyla, mağduriyet edebiyatıyla bu halktan oy devşirip iktidara gelenlerin; güç ellerine geçtikten sonra nasıl acımasız, totaliter ve despot birer dayatmacıya dönüştüklerinin yeni istekleriyle karşı karşıyayız.
İktidara yakın Star gazetesinin yazarı, eski AKP Milletvekili Resul Tosun kaleme aldığı 13 Eylül 2026 tarihli köşe yazısında baklayı ağzından çıkarıyor. Çeyrek asırdır devletin tüm kaynaklarını seferber etmelerine, okulların kapılarını ÇEDES gibi projelerle tarikatlara açmalarına rağmen o hedefledikleri “dindar ve kindar nesil” projesinde bekledikleri başarıya ulaşamadıklarını itiraf ediyor. Ve arkasından, insan aklıyla ve demokratik haklarla alay eden o akıl almaz “çözüm” önerisini kusuyor:
“İlkokul birinci sınıftan üniversite son sınıfa kadar sahih (doğru ve gerçek) İslam’ı çocuklarımıza zorunlu ders olarak dayatalım!”
Gelin, bu baskıcı anlayışın arkasındaki çaresizliği, laikliğe açtıkları savaşı ve yaratmak istedikleri “Uyuşmuş Toplum” özlemlerini anlamaya çalışalım
“İnanç Özgürlüğü” Diye Geldiler, İnanç Despotu Oldular!
Bu zihniyetin ikiyüzlülüğü artık mızrağın çuvala sığmadığı yerdir. Yıllarca “Devlet insanların inancına karışamaz, demokratik haklar kutsaldır” diyerek laikliği “baskıcılıkla” suçlayanlar, bugün 20 milyona yakın öğrenciyi ve üniversite gençliğini tek bir mezhebin, kendi belirledikleri sığ bir tarikat anlayışının kalıbına sokmak için devlet zırhına sığınılarak zorla dayatmaya çalışıyorlar.
İlkokul 1. sınıftaki çocuktan, üniversite son sınıftaki yetişkin mühendis, doktor, hukukçu adayına kadar devlet zoruyla dini dayatmak, despotik bir toplum kurma kurma isteğidir. Bu, sadece laikliğe değil; evrensel insan haklarına, anayasal güvence altındaki din ve vicdan özgürlüğüne indirilmiş en ağır bir darbedir!
İstatistiklerin Çöküşü ve Çaresizlik Paniği
Resul Tosun yazısında bizzat kendi ağzıyla itiraf ediyor. İmam hatip ortaokullarının oranı %14, liselerin oranı %10 civarında kalmış. Geri kalan %80’lik öğrenci kitlesi ise o gözlerine sokulan seçmeli dini dersleri seçmiyor! Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in tüm zorlamalarına, tarikat protokollerine rağmen Türk gençliği bu gerici ve baskıcı dayatmaya karşı sessiz ama büyük bir direnç gösteriyor. Akıl, bilim ve çağdaş dünya ile iletişim kurmak isteyen “Z kuşağı”, iktidarın yaratmak istediği baskılara teslim olmuyor!
İşte siyasal İslamcı çevreleri dehşete düşüren, onları bu kadar despotça çareler aramaya iten şey bu çaresizlik sarmalıdır. “Güzellikle ve havuçla uyuşturamadık, öyleyse sopa zoruyla, devlet yasasıyla, üniversite son sınıfa kadar zorla dindar yapacağız” paniğidir bu!
Amaçları gelişmek değil; “uyuşmuş, sorgulamayan kara cahil Toplum!”
Bu kafalar, Türkiye’nin bilim üretmesini, uzaya gitmesini, Nobel ödülleri almasını, sanatta ve felsefede devrimler yapmasını istemiyorlar. Çünkü çok iyi biliyorlar ki; sorgulayan, analitik düşünen, neden, sonuç ilişkisi kuran özgür bir gençlik, onların yolsuzluklarına, liyakatsizliklerine, rant çarklarına ve ucube başkanlık sistemlerine asla boyun eğmez!
Onların hayal ettiği toplum modeli; boyun eğen, dünyadaki akranlarıyla yarışmak yerine vaazlar dinleyerek zaman öldüren, her verilene mutlak inanan, hakkını aramak yerine “şükretmeyi” alışkanlık haline getiren insan modeli istiyorlar. Ruh dünyasını korumak maskesi altında, çocukların özgür iradesini daha ilkokulda iğdiş edip, üniversite sona kadar o beyin yıkama çarkının içinde tutmak istemektedirler.
Hep birlikte, 13 Eylül 2026 günü önümüze konan bu baskıcı anlayışı çok iyi anlamalıyız. Din eğitimiyle tüm sorunları çözeceğini sanan bu zavallılar, aslında bu ülkenin geleceğini, çocukların ve gençlerin zihnini birer esir kampına çevirmek istiyorlar.
Atatürk, Tevhid-i Tedrisat’ı (Eğitim Birliği) tam da bu yüzden getirdi; aklı dogmanın, okulları tarikatların tekelinden kurtarmak için!
Cumhuriyet’in özü, zorla dindar ya da zorla dinsiz kuşak yetiştirmek değildir; fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür, kendi inancını ya da inançsızlığını kendi özgür iradesiyle seçebilen bağımsız yurttaşlar yetiştirmektir.
2000’li yıllara kadar üniversiteye başlayacak genç kızlara laiklik anlayışıyla zorla başlarını açtırmakla ve üniversiteli tüm gençlere dini eğitim veren kafalar aynı kafalardır. Her gelen kendi ideolojisi ve inancını dayatıyor.
Sana üniversite son sınıfa kadar tek tip bir dinsel dogmayı zorunlu ders olarak dayatmaya kalkan bu baskıcı anlayışa karşı, en büyük anayasal ve demokratik hakkımız olan laikliği ve özgür düşünceyi hep birlikte savunmak zorundayız.
Onların çeyrek asırdır kurmaya çalıştığı o karanlık uyuşma düzeni, hepimizin sorgulayan aklımıza, bilime olan inancımıza ve özgürlük anlayışımız karşısında çöküp gidecektir. Aklımızı hiçbir tarikat bültenine, hiçbir zorba dayatmaya teslim etmeyelim. Unutmayalım; din tüccarlarının zorbalığı varsa, bu ülkenin de aydınlık geleceğini namusu bilen Mustafa Kemal gençliği ve onun ilkelerine bağlı milyonlarca yurttaşı vardır!
MuhsiN YAZICI – 13.09.2026



Yorum gönder