Totaliter Cinnetin Baş Temsilcisi Yusuf Kaplan Yine Saçmalamış
Doğu toplumlarının en büyük trajedisi; kendi cehaletini bir medeniyet dehası sanan, evrensel aklın ve etik bilincinin yanından dahi geçememiş bilim dışı, akılcılıktan uzak, duygularının ve içinde köreldiği ideolojin anlayışın, insanlığın ışık kaynaklarına acımasızca saldırmasıdır. Bunun en son, en ibretlik ve en çirkin gösterisini, Siyasal İslamcılığın gazete köşelerindeki tetikçisi Yusuf Kaplan ortaya koydu.
Büyük felsefe çınarımız, dünya çapındaki gururumuz Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hakkında, adeta içindeki sinsi nefreti kusarcasına ve tırnak içinde “Ioanna Kuçuradi öldü” yazı başlığıyla ahlaksızca bir yazı kaleme aldı.
Aslında Yusuf Kaplan’ın derdi Kuçuradi’nin şahsı değil; onun felsefi düşüncesinde ete kemiğe bürünen laikliğe, Cumhuriyet’e, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu devletin ilkelerine ve evrensel felsefi akla olan o köklü düşmanlığıdır.
Kuçuradi aracılığıyla evrensel hoşgörüye ve aydınlanmaya saldıran bu anlayış, bu topraklara bin dörtyüz yıl öncesinin Arap Bedevikültürünü tek yaşam biçimi olarak dayatmaya çalışmaktadır. Felsefeyi sadece kendi bağnaz ideolojik bakış açısından, sığ kabile geleneklerinden ibaret sanan bu akıl fukarası, Kuçuradi’nin dünya felsefe literatürüne kazandırdığı o asil “insani değer bilgisini” “boş laf” diyerek küçümsemeye yeltenmiştir.
Bir taraftan milyarlarca dolarlık servetlere kavuşan holdingleşen tarikatların milyarlık FON ve borsa soygunlarını “ticari sır” kalkanıyla örtbas edenlerin dilli düdüğü olacaksınız, diğer tarafta ömrünü insan haklarına adamış bir dünya çınarına haysiyet cellatlığı yapacaksınız!
Şimdi o Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı gerici koroya, bir yurttaş olarak yanıt vermek borcumuzdur diye düşünüyorum!
“Bizans Çocuğu” diyerek ırkçılık saldırısı…
Yusuf Kaplan yazısında, Kuçuradi Hocamızın Rum etnik kökenine sinsi bir operasyon çekerek ona “Bizans’ın çocuğu, Selçuklu’nun Osmanlı’nın çocuğu değil” yaftası yapıştırmış. Ümmet dediklerinde “biz kavmiyete karşıyız” diyenler iş sanat, bilim, felsefeye gelince insanların ırkına saldırmaktan geri kalmıyorlar. Bu kadar ikiyüzlülerdir
Behey tarih cahili! Behey epistemik köle! Sen başka güç odaklarının ürettiği bilgileri, kavramları ve akıldışı bilgileri hiçbir süzgeçten geçirmeden, körü körüne tek mutlak doğru kabul edenlerin en azılısı konumundasın…
Sen daha kendi coğrafyanın tarihini bilmekten aciz bir zavallısın. Bu toprakların çocukları, sadece senin o özendiğin Arap Bedevi çöl kültüründen ibaret değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kavradığı uygarlık bilinci, laikliği ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerini bütünüyle hedef alan o sığ kafanız, tıp tarihinde Hipokrat’ın, Galen’in, İbni Sina’nın yanına tek bir Osmanlı ismini koyamamış o tarihsel cehaletinizin ezikliğini gizleme çabasıdır!
İoanna Kuçuradi, evrensel düşünceyi, Anadolu hümanizmasını ve laik Cumhuriyet’in aydınlık yüzünü dünyaya taşıyan bu toprakların en asil, en öz yurttaşıdır!
Evrensel İnsan Hakları Savunuculuğu deyince ilk akla gelen İoanna Kuçuradi, yaşamı boyunca insan haklarının etnik köken, din, dil, cinsiyet ya da kılık-kıyafet ayrımı gözetmeksizin her bir birey için dokunulmaz olduğunu savunmuş bir felsefecidir. Onun en bilinen etik ilkesi, “İster sevelim ister seveyelim, marifet sevmediğimiz ya da bizim gibi düşünmeyen insanların da haklarını korumaktır” anlayışına dayanır. Dolayısıyla, bir insanı sadece inancı ya da kıyafeti nedeniyle dışlamak, Kuçuradi’nin ömrünü adadığı felsefi sistemin yani “Değerler Felsefesi”ne karşı bizzat kendisine ihanet etmesi anlamına gelir ki akademik geçmişinde böyle bir olay asla olmamıştır.
İslam Felsefesi Karşıtlığı İddiasına gelince, Kaplan’ın, onun felsefe bölümlerinden İslam felsefesini temizlediği ve bu alanda çalışanları “dikkatle engellediği” iddiası da tamamen uydurmadır. Türkiye’deki felsefe müfredatları ve akademik kurullar, kişisel karar ve çabalarla değil, YÖK’ün yönetmelikleri ve kurumsal akademik ilkelere göre yönetilir.
Teoman Duralı Gerçeği ise çarpıtmanın nirvanasıdır. Merhum Prof. Dr. Teoman Duralı, İoanna Kuçuradi’nin en değer verdiği, akademik yetkinliğini her zaman övdüğü ve Türkiye Felsefe Kurumu çatısı altında birlikte çalıştığı çok kıymetli bir öğrencisidir. İki bilim insanının medeniyet ve eğitim üzerine farklı felsefi ekollerini savunuyorlardı. İonna Kuçuradi, Batı rasyonalizmini, Teoman Duralı ise Türk-İslam felsefi sentezini savunuyor olması entelektüel bir zenginliktir. Siyasal İslamcıların bunu bir “Bizans linci” gibi sunması, akıl dışı bir çarpıtmadır.
“Üçüncü Sınıf” Diyenlerin Sıfırıncı Sınıf Zekası!
Dünya Felsefe Cemiyetleri Federasyonu (FISP) Başkanlığı yapmış, uluslararası felsefe kongrelerini Türkiye’ye taşıyarak bu ülkeye en büyük saygınlığı kazandırmış bir bilim insanına “üçüncü sınıf felsefeci, sistemi yok” demek; ancak Thomas Paine’i, Voltaire’i, Diderot’yu kilise dogmalarıyla yargılayıp yakan o Engizisyon barbarlığının sıfırıncı sınıf zekasına yakışır!
Bilgiyi tekeline alıp halkı uyuşturmak, laikliği tasfiye edip toplumu tebaaya çevirmek isteyen o eski ulema zihniyeti neyse; bugün halkın kanını emen tarikat baronlarının “bir lokma, bir hırka” masalları anlatıp lüks ciplerle, milyarlık borsa vurgunlarıyla zenginleşen modern ulema da odur!
Kuçuradi’yi Gazze’deki soykırıma sessiz kalmakla suçlayan o riyakarlara soruyoruz. Gazze’de soykırım sürerken Kuçuradi gemiler dolusu malla ticaret mi yapmıştır? Ya da Yahudilerden “Üstün Cesaret Ödülü”nü mü almıştır. Borsayı yöneten DDK Başkanı ile denetleyen BDDK Başkanı aynı koltuğa oturup kendi kendini aklar, milyarlık fonları iç ederken sizin o takva kulelerinizden tek bir çıt çıktı mı? Meclis çoğunluğuyla hırsıza itibar kalkanı sağlayıp, onlarca muhalif belediye başkanlarının evine insanlık dışı baskın yapıp video çekip insan onurunu çiğnenirken “Şahsım Devleti” düzenine tek bir kelime edebildiniz mi?
Sizin tek göreviniz, parayı ve gücü elinde tutan haramilerin saadet zinciri bozulmasın diye, halkın önüne “dış güçler” ve “Bizans çocukları” masallarını atarak Goebbels tetikçiliği yapmaktır!
Nehirler Akacak, Yalan Sisteminiz Yıkılacak!
Jean-Jacques Rousseau’nun o bahsettiği kutsal ambalajlı gönüllü kulluk prangalarını bu topluma dayatan Yusuf Kaplan’lar ve onların arkasındaki Cumhuriyet karşıtı çıkar şebekeleri asla başaramayacaklar! Sömürülecek yerlere girerken “Selamün aleyküm” deyip, devletin kasasını, imar rantlarını, kupon arazilerini “bye bye” diyerek cebe indiren o sonradan görmelerin kurduğu bu yalan üzerine kurulu düzeniniz elbet yıkılacaktır.
İoanna Kuçuradi’nin o asil, o tertemiz evrensel insanlık sevgisi, sizin o nefret kültürü anlayışınızı bilimsel, felsefi düşünce olarak ezdiği için, ölümün arkasından böyle düzeysiz yalanlara başvuruyorsunuz. Ruhunu ve beynini tarikat karanlıklarına kiralayarak “mankurtlaşmış” Yusuf Kaplan gibi inancını kinine boğdurantam anlamıyla Hitler’in propaganda bakanı Goebbels’in o meşhur yalan üretim tekniklerinin bugünkü dalkavukça yansımasıdır.
Aynı yolun yolcularından İsmet Özel işi iyice azıtarak, “Müslümanlıktan çıkan bir kişi Türklükten de çıkmıştır, o artık sadece bir gavurdur” tezini açıkça savunur. Necip Fazıl’a göre ise İslam’ın dışındaki her şey yani laiklik, Cumhuriyet devrimleri, Batı aydınlanması birer kötülük simgesidir. Kendisi gibi inanmayan, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini savunan aydınları, yazarları “mankurt, satılmış, tasmalı çekirge ve insanlık dışı yaratıklar” olarak yaftalamıştır. “Keşke Yunan galip gelseydi” diyecek kadar Cumhuriyet, laiklik ve Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığıyla gözü dönmüş olan Kadir Mısırlıoğlu, bu “Türk ve insan saymama” faşizmini en laubali düzeyde dillendiren isimdir.
İşte Yusuf Kaplan, bu ekolün en yüzeysel ve saldırgan tiplerinden biri olarak saçmalamaya devam ediyor. Bu anlayış, cumhuriyet tarihi boyunca parlamentoda meclis çoğunluğunu ele geçiren muhafazakar ve Siyasal İslamcı partilerin kadrolarında her zaman bir bilinçaltı olarak yaşamıştır.
(Yusuf Kaplan yazısının linki: https://www.yenisafak.com/…/ioanna-kucuradi-oldu-4861533)
Muhsin YAZICI – 8 Kasım 2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder