Adaletin iki yüzü… Muhsin YAZICI
Karşımızda duran bu fotoğraf, sadece iki ayrı operasyonun yan yana getirilmiş bir kurgusu değildir; bu fotoğraf, bu topraklarda hukukun, anayasanın ve insan onurunun nasıl organize bir şekilde ikiye bölündüğünün, adalet terazisinin nasıl birer “güç kırbacına” dönüştürüldüğünün en çıplak, en utanç verici vesikasıdır! Gelin, gözümüzün içine baka baka oynanan bu tiyatroyu, fotoğrafın tam ortasından geçen o derin çatlaktan okuyalım.
Sağ tarafa bakın, “İBB soruşturması” ambalajıyla, kentin iradesini gasp etmek, Kanal İstanbul talanına barikat olan bağımsız yerel yönetimi tasfiye etmek için düğmeye basılmış. Karşımızda duran namuslu, ömrünü bu ülkeye adamış aydınlar, şehir plancıları ve onların avukatları… Çevresi, sanki ülkeyi işgalden kurtarmışlar gibi, adeta gövde gösterisi yapan onlarca çevik kuvvet ve polis ordusuyla sarılmış. Sanki birer azılı suçluymuş gibi kollarından tutularak, kameraların önünde bilerek, isteyerek küçük düşürülmeye, onurları zedelenmeye çalışılıyor.
Suçları ne?
Halkın oylarıyla seçilmiş iradeyi savunmak, “Kral Çıplak!” demek!
Şimdi başınızı sola çevirin ve o derin çelişkinin lağımına bakın, “FON soruşturması” Milyarlarca doları bulan borsa vurgunlarının, devlet destekli soygun, yağma zincirlerinin patlamasının ardından; yukarıdaki ilahların gaz almak için kurban seçtiği AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi sözde gözaltına alınıyor ya da adliyeye sevk ediliyor. Ama sahneye bakın, ne bir polis çemberi var, ne kollarından tutan bir kolluk gücü ne de o aşağılayıcı “suçlu muamelesi”! Hanımefendi, lüks gözlükleri, jilet gibi takımıyla adeta podyumda yürür gibi, eşinin elini sımsıkı tutarak, arkasındaki koruma zırhının konforuyla salına salına yürüyor!
Birini rehin gören, diğeri protokol misafiri olarak gören adalet sistemine hangi sistemlerde görülüyor!
Yurttaş olarak soruyorum bu görüntüyü yaratanlara, sorumlulara…
Böyle hukuk mu olur? Böyle adalet mi olur?
Bir tarafta, meclis kürsülerinden “Utanmıyor musunuz?” sorusuna “Hayır, utanmıyoruz” diye bağıranların, Mersin ve Eyüpsultan başta olmak üzere muhaliflerin yatak odalarına kadar polis kamerası sokup dizi film gibi yayınlayan o “şahin” yargısı; diğer tarafta milyarlarca lirayı iç eden, abdestli hırsızlık nizamıyla borsa denetimini aynı masada birleştiren haramzadeler karşısında birer “İngiliz mürebbiyesine” dönüşüyor!
Hannah Arendt’in o ölümsüz uyarısı tam olarak bu fotoğrafın fonunda duruyor. Totaliter rejimlerin ideal öznesi, gerçekle yalan arasındaki farkı artık önemsemeyen, her şeyi kanıksayan insanlardır.” Yarattıkları bu insan tiplerine yönelik bir reklam kampanyası başlattılar. Çaldıysak ne oldu? Der gibi bir aklama, paklama reklamı.
Çalmayı, talan etmeyi “besmele”, “fetvalarla” meşrulaştıranlar; soygunu araştırmayı, hakkı savunmayı suç sayıp şehir plancılarını, gazetecileri hücrelere tıkıyorlar.
Adalete hükmeden tilki olduğunda, tavuklar daima suçlu bulunacaktır.
Bu tilkilerin sahibi kim?
Ve bu tilkiler kimin adına tavuklara musallat oluyor?
Muhsin YAZICI – 7 Kasım 2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder