Çocuğunun Yaşamını Cehenneme Çeviren Toksik Anne-Babalar
Çocuk yetiştirme psikolojisi ve anne-babalık hassas bir konu. Bu hassas terazinin kötü tarafında duranlar ise günümüzde “toksik ebeveynler” şeklinde isimlendiriliyor.

Anne-baba ilişkilerimiz; yaşamımızın yönünü belirlemede düşündüğümüzden çok daha etkinmiş aslında. Susan Forward ve Craig Buck sorunlu anne-babaları “toksik anne babalar” şeklinde kavramsallaştırmışlar.
Peki kimler bu kavrama dahil? Şu şekilde maddeliyorlar
Yetersiz anne babalar: Sürekli kendi problemlerine odaklanıp çocuklarını, kendilerine bakan “küçük anne-babalara” dönüştürenler.
Kontrolcüler: Çocuklarının hayatlarına, manipülasyon yoluyla, suçluluk duygusu yaratarak ve yardım amaçlı da olsa çok fazla karışarak yön verenler.
Alkolikler: Gerçeklerden kaçan, düzensiz ruh durumlarıyla boğuşup ezilen, bağımlılıkları yüzünden anne-babalık görevlerini yerine getiremeyenler.
Sözel tacizciler: Çocuklarını sözleriyle döven; alaylı, iğneleyici ve küçümser yorumlar yapan, onları devamlı aşağılayarak demoralize eden ve özgüvenlerini çalanlar.
Fiziksel tacizciler: İçlerindeki derin öfkeyi kontrol edemeyerek kendi davranışlarından çocuklarını sorumlu tutanlar, onları suçlayanlar.
Cinsel tacizciler: Ahlaksızca cinsel tacizde bulunarak ya da gizlice baştan çıkartarak çocuklarının masumiyetini çalan ve bu şekilde onlara en büyük ihaneti yapanlar.
Görüldüğü üzere çeşitli yanlış yaklaşımlar ve eylemleri kapsayan bir kavram toksik anne-babalar
Susan Forward ve Craig Buck ”Zor Bir Ailede Büyümek” kitabında ele alıyor ve şöyle de açıyor bu terimi: ”Hiçbir anne-baba çocuklarına duygusal yönden yüzde yüz fayda sağlayamaz. Anne-babaların bazen çocuklarına bağırmaları normaldir. Tüm anne-babalar zaman zaman aşırı kontrolcü olabilirler. Ve çoğu anne-baba nadir de olsa çocuklarına bir-iki fiske vurmuşlardır. Bu tip hatalar onları zalim ve uygunsuz birer anne baba yapmaz.
Anne babalar da birer insandır ve onların da herkes gibi kendilerine özgü problemleri vardır. Ve çoğu çocuk da ara sıra öfkesini kontrol edemeyen, ama sevgi ve anlayışını da esirgemeyen anne babalarını nasıl idare edeceklerini bilirler.
Diğer yandan da olumsuz ve ters davranışları çocuklarının yaşamlarında sürekli ve baskıcı bir hal alan anne babalar vardır ki, en çok zarar veren onlardır.
Bu tip anne babalar “toksik” kavramını akla getiriyor. Tıpkı kimyasal bir toksin gibi, verdikleri duygusal hasar çocuklarının benliklerine tümüyle yayılıyor ve çocuk büyüdükçe yarası da, acısı da büyüyor. Cinsel tacizin veya dayağın travması o kadar yoğun olabilir ki, tek bir deneyim bile ciddi bir duygusal hasara yol açabilir.”
Peki toksik anne-babalar ne yapar? İnsanın çocukluğu ve yetişkinliği üzerinde nasıl etkileri olur?
Şöyle açıklıyorlar; toksik anne-babaların yetişkin çocukları, küçükken dövülmüş de olsalar, fazla yalnız bırakılmış da olsalar, fazla korunmuş ya da aptal muamelesi görmüş de olsalar, hemen hemen aynı semptomlardan yakınıyorlar: Özsaygıları hasar gördüğü için kendi kendilerine zarar veren davranışlarda bulunuyorlar. Bir şekilde hemen hepsi kendilerini değersiz, yetersiz ve sevgiye layık olmayan kişiler olarak görüyorlar.
Bu duyguların çoğu, bu kişilerin toksik anne-babalarının davranışlarından, bilerek veya bilmeyerek, kendilerini sorumlu tutmalarından kaynaklanıyor. Savunmasız ve ailesine ihtiyaç duyan bir çocuğun, kötü bir şey yaptığı için babasının öfkesini hak ettiğini düşünmesi, esas koruyucu olması gereken o babanın güvenilmez bir kişi olduğunu kabul etmesinden çok daha kolay.
Bu çocuklar büyüdüklerinde de suçluluk duymaya var kendilerini yetersiz hissetmeye devam ediyorlar. Bu da kendilerine olumlu birer özkişilik oluşturmalarını engelleyebiliyor. Ortaya çıkan kendini değersiz hissetme duygusu da yaşamın her yönünü etkileyebiliyor.
Kendi anne-babalarımızın “toksik” olup olmadığını nasıl anlarız?
İnsanın kendi anne babasının bu kategoriye dahil olup olmadığını objektif biçimde analiz edebilmesi kolay değildir ama belli başlı sorulara vereceğimiz yanıtlar bunu belirlemeye yardımcı olabiliyor.
Örneğin anne babalarımızla çocukluğumuzdaki ilişkiyi baz alarak şunları sorabiliriz

1) Anne veya babanız size kötü ve değersiz, beş para etmez bir çocuk olduğunuzu söyledi mi? Size hiç hakaret edip devamlı eleştirdi mi?
2) Cezalandırırken hiç dayağa başvurdu mu? Sizi kemer, fırça ya da diğer acı verici maddelerle dövdü mü?
3) Anne veya babanız hiç sarhoş olur ya da uyuşturucu kullanır mıydı? Siz hiç bu konuda kendinizi rahatsız hissettiniz mi? Korktunuz veya utandınız mı bu durumdan? Üzülüp kafanızın karıştığı oldu mu?
4) Anne veya babanız hiç depresyon geçirdi mi? Ya da anne babanızın içinde bulunduğu diğer ruhsal sıkıntılardan ya da fiziksel bir rahatsızlık yüzünden size olan ilgilerinde ciddi bir eksiklik yaşadınız mı?
5) Sorunlarıyla baş edemeyen anne veya babanıza sizin bakmanız gerekti mi?
6) Anne veya babanız gizli tutulması gerektiğini düşündüğünüz bir davranışta bulundu mu size karşı? Cinsel yönden herhangi bir tacize uğradınız mı?
7) Anne veya babanızdan korkar mıydınız?
8) Anne veya babanıza karşı davranışlarınızda öfkenizi ifade etmekten çekindiniz mi? Korktuğunuz oldu mu?
Anne-babalarınızla yetişkin yaşamınızdaki ilişkimize yönelikse şunları sormalıyız

1) İlişkilerinizde kendinizi yıkıcı ve kötü davranan kişi olarak görür müsünüz?
2) Birisine çok yakın olduğunuzda canınızı yakacağını ya da sizi terk edeceğini düşünür müsünüz?
3) İnsanlardan en kötüsünü mü beklersiniz? Ya da genel olarak yaşamdan?
4) Kim olduğunuzu, ne hissettiğinizi ve ne istediğinizi bilmekte zorlanır mısınız?
5) Gerçek kimliğinizi bilirlerse insanların sizi sevmeyeceklerinden korkar mısınız?
6) Başarılı olduğunuzda endişelenir ve birinin sizin herhangi bir açığınızı yakalayacağından korkar mısınız?
7) Mükemmeliyetçi misiniz?
8) Dinlenmek ya da güzel vakit geçirmek sizin için zor mu?
9) Tüm iyi niyetinize rağmen kendinizi anne-babanız gibi davranırken bulur musunuz?
Bu soruların üçte birine dahi “evet” şeklinde yanıt verdiyseniz toksik anne-babalara sahipsiziniz demektir. Toksik anne-babalar, hangi yöntemle olursa olsun, hemen hemen aynı yaraları açarlar. yani anne ya da babanız alkolik olmayabilir. Fakat alkolik anne-babaların yarattığı kaos içinde olan bir dünyada büyüme ve çocukluk yaşayamama yaraları, diğer toksik anne babaların çocuklarında da görülebilir. Bütün yetişkin çocukları iyileştirme sürecinde kullanılan prensip ve yöntemler birbirine benzet bu yüzden.
Eğer toksik bir anne veya babanın yetişkin çocuğuysanız, hissettiğiniz çarpıtılmış suçluluk duygusu ve özgüven eksikliğinden kendinizi kurtarmanın birçok yolu var. Fakat anne-babanızı değiştirebileceğinizi düşündürten yanıltıcı bir umut değil, onların güçlü ve zarar veren psikolojik etkisinden kendinizi kurtarabileceğinize dair gerçekçi bir umut beslemelisiniz. Şu anda anne-babanızla ilişkiniz hangi boyutta olursa olsun, ölmüş bile olsalar, onların üzerindeki etkisini görmenizi ve bu etkiyle yüzleşmenizi sağlamanız gerek.
İnsanların büyük çoğunluğu psikoloji kitaplarının ve uzmanların “problemleriniz yüzünden kimseyi suçlayamazsınız” düşüncesini aşıladıklarını söyleyerek bu fikri benimsediklerini beyan ediyorlar ama bu tam anlamıyla doğru değil. Anne-babanız davranışlarınızdan sorumludur. Tabii ki yetişkin yaşantımızın sorumluluğu kendinizdedir. Ama yaşamımızın birçok öğesi sizin kontrolünüzün dışında gelişen olaylarla şekil aldı.
Susan Forward şöyle bir yaklaşım sunuyor bu konuda:
“Korunmasız bir çocukken size yapılanlardan kesinlikle sorumlu değilsiniz! Fakat yaşamınızı iyiye götürecek kararlar vermekle ve geçmişiniz hakkında bir şeyler yapmakla yükümlüsünüz!”
Peki, neler söyler toksik ebeveynler, gelin birlikte bakalım:
Dış görünüşlerine yönelik etiketleyici sıfatlar kullanırlar.

“Çok çirkinsin”, “şişmansın”, “üzerindeki sana hiç yakışmamış”, “çok sıskasın”, “saçların hiç güzel olmamış” gibi. Bunlar şaka niyetiyle bile söylense çocuklar henüz soyut düşünemedikleri için bunları gerçek olarak algılarlar. Dış görünüşlerine yapılan bu tip yorumlar çocuklara kendilerini güvensiz, değersiz hissettirir. Fiziksel görünümleriyle ilgili hep kuşkulu olurlar ve kendilerini yetersiz hissederler. Böyle yorumlar çocuklarda yeme bozuklukları gibi ruhsal sorunlara zemin hazırladığı gibi kendilerini beğenmedikleri ve yargılanacaklarını düşündükleri için içine kapanmalarına da sebep olabilir.
Davranışlarına karşı yargılayıcı sorular sorarlar.
Örneğin; “Ne biçim yürüyorsun?” “Neden böyle garip davranıyorsun?”, “ne biçim konuşuyorsun?”.
Çocuklar bizim söylediğimiz her şeye inanırlar. Dolayısıyla böyle yargılayıcı sorular onlara kendilerini kusurlu hissettirir. Neden böyle garip davranıyorsun dediğimizde aslında çocuk sadece içinden geldiği gibi zıplıyor, dans ediyor, enerjisini boşaltıyor olabilir. Biz onları bu şekilde frenledikçe ve sorguladıkça bir süre sonra çocuk kendisi gibi davranamaz, davranmaya çekinir, utanır. Büyüdükçe hep başkalarının onlardaki kusurları göreceklerini, yargılayacaklarını, onları oldukları gibi kabul edip sevmeyeceklerini düşünürler.
Bencilce anlık pişmanlık duygularını ifade ederler.
“Keşke hiç doğmasaydın” “Keşke seni aldırsaydım” “Keşke hiç çocuk yapmasaydık” “Keşke böyle bir çocuk olmasaydın” “Anne/Baba olduğuma pişmanım”.
Hiçbir çocuk bu dünyadaki varlıklarını sorgulatan böyle bir cümleyi asla duymamalı. En değerli gördükleri kişilerin ağzından böyle bir cümle duymak onların dünyada olduklarına pişman olmalarına sebep olur. Benliklerine büyük yara açar ve erken dönemde depresyona, davranış bozukluklarına neden olabilir.
Çocuğa kendini yük gibi hissettirirler.
“Çocuk büyütmek çok pahalı” “Sana bakmak çok zor” “Beni çok yoruyorsun” “İkinci çocuğu yapmayacaktık”.
Bunları duyan çocuk kendini bir yük olarak görür ve zaman içinde bilinçsizce de olsa duygularını, ihtiyaçlarını, sorunlarını anne babasına söylemekten kaçınır. Çünkü daha fazla sorun çıkarmak, üzmek, yormak, yük olmak istemez. Bu cümleleri direk kendine söylemesek ama başkalarıyla konuşurken bile duysa aynı etkiyi yaratır. Anne babasıyla bu yakın ilişkiyi kuramayan çocuk ilerleyen zamanlarda kendini sevgiyi ve kabulu bulduğunu düşündüğü yanlış bir ortamda bulabilir. Anlaması çok geç olabilir; ya da hiç anlamayabilir.
Sağlıksız kıyaslamalar yaparlar.
“Neden sen de daha fazla kardeşin/kuzenin/ şu arkadaşın gibi değilsin?” “Arkadaşların senden daha iyi” “Ben onun annesi/babası olsaydım keşke”
Böyle kıyaslamalar çocuğun özgüvenini çok fazla zedeler ve ne yaparlarsa yapsınlar asla yeterli olamayacaklarını düşünürler. Ayrıca kardeş arasında yapılan bu tür kıyaslamalar kardeşler arasındaki ilişkiyi de saygısızlaştırır. Birbirlerine karşı kıskançlık ve öfke duyguları biriktirmelerine sebep olur.
Küçümseyici hakaretler ederler.
“Sen aptalsın” “Hiç bir işe yaramıyorsun” “Sen bir zavallısın” “Böyle devam edersen hiçbir zaman başaramazsın”.
Bazen direk cümle olarak söylenmese de böyle imalarda bulunurlar ya da soru formunda cümleyi kurarlar. “Böyle zavallı gibi ağlama” “Ancak aptallar bu soruyu cevaplayamaz” “Beceriksiz misin sen, neden yapamıyorsun?” gibi. Bu tip ifadeler de çocuğun özsaygısına ve özdeğerine büyük zarar verir.
Terk etmekle tehdit ederler.
“Seni bırakıp gideceğim” “Bir gün uyanıp beni bulamayacaksın.” “Ortadan kaybolmak istiyorum” “Kaçıp gitmek istiyorum”
Böyle cümleler çocuğun en sevdiği tarafından terk edilme kaygısı yaşamasına sebep olur. Kendileri olarak var olduklarında sevdikleri insanların onları bırakacaklarına inanırlar. Bu inanç beyinlerine kazınır ve yetişkin hayatlarında da sevdikleri insana güvenemezler, her an terk edip gidebileceğini düşünürler.
Boş vaatler ya da tutamayacakları sözler verirler.
“Bunu yaparsan sana şunu alırım” “Çok istediğin yere seni yarın götüreceğim”
Ama sonra bunları gerçekleştirmezler. Bir ebeveyn yapamayacağı sözler verdiğinde hatta bunu istediği davranışı çocuğa yaptırmak için bir ödül / tehdit mekanizması olarak kullandığında çocuğun güvenini kırar, çocuğa kendini aldatılmış hissettirir. Böyle davranmak tam olarak çocuğa kimseye güvenmemeyi öğretir.
Duygularını görmezden gelirler.
“Ne var bunda üzülecek?” “Korkacak birşey yok!” “Bebek gibisin” “Kendine gel!” “Bu kadar heyecanlanacak ne var?”
Çocuğun duygusunu görmez, kabul etmez, hatta öyle hissettiği için kendisini kötü hissettirirler. Bunları duyan çocuk kendini suçlu, yetersiz, utanmış, yalnız hisseder. Duygularını bastırmayı, görmezden gelmeyi, -mış gibi yaşamayı öğrenir.
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder