Tarihin çöp sepetine gidenler konuşuyor…
Memur-Sen Konfederasyonu’na bağlı Eğitimciler Birliği Sendikası’nın Başkanı Ali Yalçın, “Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz” deyivermiş.
Toplumsal narkoz: “Tam bilinç kaybı olmadan, duyarlılığın ileri derecede ortadan kalkmasıyla oluşan belirgin uyuşma halidir.”
Ali Yalçın’a soralım 100 önce “narkozu” kim vermiş?
Ben konuşmaya cahil cesareti diyorum. Üç – beş yıl öncesine karar Mustafa Kemal Atatürk’e ve devrimlerine açıktan saldıramayanlar, aldıkları “narkozun” etkisiyle İsmet İnönü üzerinden saldırıya geçiyorlardı. Şimdiler de cesaret gelmiş ki, artık açıktan Mustafa Kemal Atatürk ve kurduğu cumhuriyet yönetimine cepheden savaş açıyorlar…
Ali Yalçın ve onun düşünsel çizgisinin en yalın haline dönersek, son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’in, Kurtuluş Savaşı döneminde halkı “koyun sürüsü”, kendisini ise “çoban” olarak nitelediği sözü, halkı yönetilmesi gereken pasif bir kitle, kendini de mutlak otorite olarak gördüğü monarşik anlayışı ifade eder. Bu ifade, özellikle Ulusal Mücadele dönemindeki yönetim tarzını eleştirmek için sıkça gündeme getirilmiştir. Anadolu’da halk Mustafa Kemal Paşa önderliğinde uyanış yaşarken yüzlerce yıldır verdikleri “narkoza” güvenen Vahdettin böyle saçmalıyordu.
Narkoz nasıl verilirmiş gördünüz mü Ali Yalçın?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Kasım 2016’da Milli Tarım Projesi toplantısında yaptığı konuşmada, “Çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım” diyerek, peygamberlerin de çobanlık yaptığını ve bu mesleğin insan yönetimi açısından önemli bir tecrübe olduğunu vurgulamış.
Aslında Ali Yalçın, bir çoban tarafından güdülen biri olduğunu savunuyor.
Kendini çoban gören anlayışın hem yönetimsel anlamda hem de dinsel alanda “biat kültürünü” savunurlar ve öyle davranırlar. Kim ki, “biat kültürünü” savunuyor narkozu onlar veriyor.
Mustafa Kemal Atatürk ve onun savunduğu düşünsel çizgisi Orta Asya’dan gelen Türk kültür anlayışı ile Batıda oluşan Hümanizma, Rönesans, Reform, Aydınlanma akımlarının getirdiği bir birikimin bir sentezidir.
Batıda bu gelişmenin öncüleri Petrarch, Erasmus, Machiavelli, Dante, Montaigne, Shakespeare, Immanel Kant, Erasmus, Machiavelli, Thomas More, Francis Bacon, Montaigne, Kopernik, Galileo, Kepler, Martin Luther, John Calvin ve Huldrych Zwingli yer alır.
Yukarıda isimler sanatı, bilimi ve siyaseti yeniden şekillendirirken kilisenin kör egemenliğini kırıp yok etmişlerdir. Yani günümüz çağdaş toplumu savunanlar kiliseye karşı amansız bir mücadele vermişlerdir.
Avrupa’da kilise, özellikle Orta Çağ ve Reform dönemlerinde engizisyon mahkemeleri aracılığıyla sapkınlık ya da cadılıkla suçlanan kişileri yakmış, öldürmüş veya aforoz etmiştir. Öne çıkan isimler arasında diri diri yakılan filozof Giordano Bruno, aforoz edilen reformcu Martin Luther ve hapsedilen bilim insanı Galileo Galilei yer alır.
Rönesans dönemi 14.-16. yy, insanı merkeze alan hümanizm ve skolastik düşünceyi yıkan güçlü düşünürler yetiştirmiştir.
Avrupa’da 17. ve 18. yüzyılda akıl, bilim, özgürlük ve insan haklarını savunan önde gelen Aydınlanma düşünürleri arasında Immanuel Kant, John Locke, Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Montesquieu, David Hume ve Denis Diderot bulunmaktadır. Bu düşünürler, geleneksel otoriteye ve dogmalara karşı aklı ön plana çıkararak modern demokrasilerin ve seküler toplumların temellerini atmışlardır.
İşte Mustafa Kemal Atatürk bu tarihsel gelişmenin getirdiği düşünsel, toplumsal ve yönetimsel gelişmeyi çok iyi anlamıştır. Esas Osmanlı’da “ulema sınıfının” verdiği narkoz yüzünden toplum tam anlamı ile uyuşmuştur.
Tarihte cumhuriyet fikrini ve halk egemenliğini savunan önde gelen düşünürler arasında Fransız aydınlanmacıları Jean-Jacgues Roesseau ve Voltaire ile Türk düşünce hayatında etkili olan Ziya Gökalp ve Namık Kemal yer alır. Özellikle Rousseau’nun “Toplumsal Sözleşme” teorisi, modern cumhuriyetçiliğin felsefi temelini oluşturarak Atatürk’ü derinden etkilemiştir.
Osmanlı’da tutuculuk genellikle klasik şer’i hukuk kurallarına sıkı bağlılık ve yeniliklere direnç şeklinde tezahür etmiştir. En belirgin tutucu/gelenekçi isimler arasında Kanuni döneminin güçlü ismi Ebussuud Efendi (hukuki katılığıyla), IV. Murad döneminde reformlara karşı duran Ahîzâde Hüseyin Efendi ve son dönemde radikal muhafazakarlığıyla bilinen Mustafa Sabri Efendi öne çıkmaktadırlar.
Kim ki, değişime, gelişmeye karşı çıkıyorsa topluma “narkozu” onlar veriyor. Biat ve tarikat kültürünü savunup sonra çıkıp bilimsel, çağdaş düşüncenin çizgisine “narkoz verdiler” demek cahil cesaretidir. Aslında ne dediklerinin farkında değillerdir.
Bu halk, “uyutulmuş” değil; Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizmi dize getirerek tarih yazmıştır. Bu millet, “narkozdan” değil; Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı verdiği onurlu mücadeleyle ayağa kalkmıştır. Bütün dünyanın saygısını kazanan o toplumsal devrimlerini gerçekleştirmiştir. “Kul” anlayışından “eşit yurttaşlık” anlayışına geçişi sağlamıştır.
“Kul” zihniyeti taşıyan Ali Yalçın ve düşünsel çizgisi aldıkları “narkozun” etkisinden çıkabilmiş değiller.
Cumhuriyet; bir uyku değil, bir uyanıştır. Toplumun 100 yıl gerisinde kalanların Ali Yalçın gibilerinin hezeyanlarını dinliyoruz.
Cumhuriyet’e dil uzatmak; kadınların kazandığı haklara, laik eğitime, halkın egemenliğine ve bu ülkenin aydınlık geleceğine saldırmaktır. Kimse bu ülkenin aydınlanma devrimini itibarsızlaştıramaz. Kimse Cumhuriyet’i hedef alarak kendine alan açamaz.
Şunu açıkça ilan ediyoruz: Cumhuriyet düşmanlığı yapanların yarınları yoktur. Toplumsal olarak halkımız cumhuriyetin tüm değerlerini benimsemiştir. Cumhuriyet’i küçümseyenler bilsin ki; karşılarında bu ülkenin vicdanını bulacaklar.
Ve o vicdan asla geri adım atmaz. Cumhuriyet bu toprakların en büyük kazanımıdır. Ne sizin sözlerinizle sarsılır ne de hedeflerinizle yıkılır.
Ve bilinmelidir ki; Cumhuriyet’e saldıranlar tarihin çöp sepetine gitmiştir. O çöp sepetinden çıkacaklarını sananlar hayal dünyalarında yaşıyorlar…
Muhsin YAZICI – 29.03.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder