Pazar fıkraları: 47
Yalan makinesi…
Temel’in oğlu sınava girecekmiş.
Temel oğluna:
-“Başarılı ol”, demiş.
Temel çarşıdan bir yalan makinesi satın almış ve oğlu gelince sormuş:
-“Kaç aldın oğlum?”
“Baba beş aldım”, deyince makine ötmüş.
Temel yine sormuş:
-“Baba dört aldım”, deyince makine yine ötmüş.
-“Bak oğlum doğru söyle ben senin kadarken sınavlardan beş alırdım”, deyince makineden bir ses çıkmış ve “bum” diye patlamış.
Yamyamların sınavı…
Birgün bir gemide bulunan Alman Fransız ve Temel geminin batması sonucu bir adaya çıkarlar.
Ada da bulunan yamyamlar bunları esir alırlar:
-“Birinizi yiyeceğiz”, derler.
Sınavı kaybedeni yiyeceklerdir. Herbirine birer maymun verirler en az çocuk yapanı yiyeceklerdir. Aradan bir süre geçer sonuçlar belli olmuştur.
Alman iki, Fransız üç ve Temel’in bir çocuğu olmuştur. Yamyamlar şaşırmışlardı. Nasıl olurda bir Türk bir çocukta kalırdı?
Bunu duyan Temel hiddetle:
-“Siz bunun bana dişisini verseydiniz 10 çocuk yapardım ya neyse”, demiş.
Yanlış numara…
Temel saat 02.30 da arkadaşı Dursun’u arıyor.
Telefon kalkıyor.
-“Buyurun”.
Temel Dursun’un sesini tanıyor:
-“Alo Dursun orası 11,11 mi?”
-“Hayır, Temel burası 1,1,1,1. -Kusura bakma Dursun yanlış numara.”
Yanlış anahtar…
Temel’e bir gün seferberlik kağıdı gelir. Kağıtta hemen işini gücünü bırakıp gelmesi yazılıdır. Temel en yakın arkadaşı Dursun’u yanına çağırır:
-“Beni askere göreve çağırdılar karım Fadime sana emanettir. Sana şu anahtarı da bırakıyorum Fadime’nin bekaret kemerinin anahtarıdır. Ben yolda kaybedebilirim sende dursun ona iyi bak dönünce alırım” der ve atına atlayarak yola çıkar.
Aradan beş dakika geçmeden arkasından bir toz bulutunun yükseldiğini görür ve durur. Gelen Dursun’dan başkası değildir.
Dursun nefes nefese:
-“Ula Temel bu anahtar kemeri açmıyor. Yanlış anahtarı verdin galiba.”
Ya saat durmuş..
Dursun tıp fakültesini bitirmiş. Bir hastanede ihtisasa başlamış. İlk sabah vizitesinde hocası:
-“Şu hastanın nabzını bir say bakalım” demiş.
Dursun hastanın nabzını almış, bir türlü bırakmıyor.
-“Ne oldu Dursun?”
Dursun gözlerini kırpıştırmış:
-“Ya bu hasta ölü, ya da benim saatim durmuş.”
Yatın yere…
Dört kişilik avcı gurubu, tecrübeli avcı Temel’in önderliğinde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar.
Temel:
-“Yatın yere, tavşan deliği!”
Bütün avcılar yere yatarlar. Gercekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar.
Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına.
Temel:
-“Yatın yere, tilki deliği!”
Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar.
Temel:
-“Yatın yere, ayı ini!”
Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler.
Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel’e bakar.
Temel:
-“Uşaklar ne çıkacağını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!
Ertesi gün gazetelerde manşet:
-“Dört avcı tren altında can verdi.”
Yine seni arıyorlar..
Seçimler öncesiydi. Fatih ilçesinde encümene aday olan birkaç Oflu partili Fatih’te Trabzonlu siyasetçilerin toplandığı Yaşar Abdik’in kahvesinde bir araya gelirler. Sohbet sırasında hepsi de birbirlerine hava atmak için kendi başkanlarına olan yakınlıklarını anlatıyordu.
Bir tanesi:
-“Valla benim başkanla aram çok iyidir. Hemen hemen her öğle yemeğini birlikte yiyoruz” deyince:
-Ovvv! O da bir şey mi? Benim başkanla aram daha iyidir. Her gün onun odasına gider, yurt sorunlarını görüşürüm. Oda kapıdaki görevliye ‘önemli konuğum var, beni lütfen kimse rahatsız etmesin” diye tembih eder, deyince üçüncüsü de dayanamaz:
-“Ula, uşaklar. O dedikleriniz de bir şey mi? Benim başkana yakınlığım hepinizden çoktur. Çünkü ben her gün makam odasına gider, onla yurt sorunlarını görüşürüz. O sırada telefon çalar. Başkan açar. Sonra bana dönerek; ‘aaa, yine seni arıyorlar” diye telefonu bana uzatır” der.
Yurt dışına kaçmış..
Temel yolda yürürken bir senet bulmuş. Bakmış senedin son günü. Ne yapacağım diye kara kara düşünmeye başlamış. Sonra gitmiş borç toplayıp senedi yatırmış, rahat bir nefes almış.
Aynı şekilde bir gün yürürken yine yerde bir senet görmüş, almış bakmış. Yine senedin son günü. Ama bu ödenecek gibi değil, çok fazla miktarda. Temel hemen sahte pasaport çıkartıp yurt dışına kaçmış.
Yüzme bilmiyormuş..
Akıl hastanesinin müdürü hastanedeki akıl hastalarının sayılarını azaltmak için onları bir teste tabi tutmaya karar vermiş. Testin konusu ise içi boş bir havuza tramplenden atlamakmış. Testi kim geçerse akıllandığına karar verilip hastaneden taburcu edilecekmiş.
Derken test günü gelmiş çatmış. Hastane müdürü akıl hastalarını toplayıp onlara neler yapması gerektiğini anlatmış ve atlamalarını istemiş. Bunun üzerine akıl hastaları sıra ile tramplene çıkarak boş havuza atlamaya başlamışlar.
Havuz boş atlayanlar yere yapışıyor. Bu durum bütün hastalar sona erene kadar devam etmiş. En son hiç sesi çıkmayan bizim Temele sıra gelmiş.
Temel tramplene çıkar atlamaz. Zorla çıkarılır yine atlamaz aşağı iner. Bu durumu gören hastane müdürü Temelin akıllandığına karar verir ve onu taburcu eder.
Tam Temel kapıdan çıkıp giderken müdür merak içerisinde Temel’ e sorar:
-“Yahu Temel aferin sana merak ettim acaba sen neden o havuza atlamadın?”
-“Sayın müdürüm pen yüzme pilmeyrum onun içun atlamadum daa.”
Yüz tane martı saymıştım..
Bir gün temel boğaz köprüsünden boğazı seyrediyormuş. Adamın biri yaklaşmış,
-“Hemşerim ne edeysun?
Temel:
-“Martıları sayıyorum, demiş.
Adam:
-“Bu köprü benim ne kadar martı saydın ise o kadar para vereceksin”, demiş.
Temel:
-“99 tane saydum” demiş.
Ve adama 99 martı parası vermiş. Adam parayı alıp arkasına bakmadan gimiş.
Temel’de adamın arkasından:
-“Nasılda kandırdım adamı 100 tane martı saymıştım!!!”
www.bilimsanatyolu.com

Yorum gönder