Pazar fıkraları: 54
Maç Bitene Kadar
Adamın biri, hayatı boyunca izlediği hiçbir Dünya Kupası maçını ve derbiyi kaçırmamış, fanatik bir futbolseverdir. Ancak turnuva finaline sayılı günler kala amansız bir hastalığa yakalanır ve hayatını kaybeder.
Öteki dünyada melekler adamın defterini inceler,
-“Futbola olan bu eşsiz tutkun hatırına, sana cennet ile cehennem arasında seçim yapma hakkı tanıyoruz” derler.
Melekler önce adamı cehenneme götürürler. Bir bakarlar; harika bir stadyum, muhteşem bir çim saha, herkes Brezilya ve Arjantin formalarıyla sahada top koşturuyor.
Adam,
-“Harika! Burada kalabilir miyim?” diye sorar.
Melekler,
-“Kalabilirsin ama küçük bir sorun var; burada top hep direkten döner ve maçlar asla 90 dakika bitmez, uzatmalar da sürekli berabere biter” derler.
Adam bu duruma üzülüp cenneti görmek ister. Cennete gittiğinde ise ortam çok sakindir. Birkaç kişi çimlerde oturmuş sohbet ediyordur.
Adam sorar:
-“Peki burada Dünya Kupası maçları nasıl izleniyor?”.
Melekler yanıtlar:
-“Burada maçları dilediğin gibi izlersin. Ama ufak bir kuralımız var; hakem santrayı düdükle başlattığı anda maçı televizyondan izleyenlerin internet bağlantısı donar ve yayın ancak maç bittikten sonra gelir.”
Teknik Direktörün İtirafı
Dünya Kupası’nda üst üste alınan başarısız sonuçların ardından, ülkenin milli takım teknik direktörü bir basın toplantısı düzenler.
Gazeteciler hocayı soru yağmuruna tutar:
-“Hocam, taktik yok, kondisyon yerlerde, yıldız oyuncular sahada yürüyor. Bu kadar kötü bir performansı nasıl açıklıyorsunuz?”
Hoca gayet sakin bir şekilde mikrofonu eline alır ve yanıt verir:
-“Aslında her şey harika gidiyordu. Oyunculara tüm taktikleri verdim, harika bir kamp dönemi geçirdik. Fakat sahaya çıkmadan hemen önce soyunma odasında rakip takımın antrenörüyle karşılaştım. Bana elini uzattı ve ‘Sen bu takımın başındayken bizim sırtımız yere gelmez’ dedi. Ben de centilmenlik olsun diye ‘Ben de sizin için aynı şeyi düşünüyorum’ dedim. O günden beri ne dediysem toparlayamadık.”
Şeytanın Taktiği
Dünya Kupası finali oynanacaktır ve karşılaşma tamamen başa baş gitmektedir. Maçın son dakikalarında hakem, haksız bir penaltı kararıyla zayıf olan takımı öne geçirir. Hakemin bu kararına tüm futbolcular isyan eder.
O sırada saha kenarındaki basın tribününde oturanlardan birinin yanına şeytan yaklaşır ve fısıldar:
-“Biliyor musun, o penaltıyı verdirerek maçı bu kadar çirkinleştiren hakem bile benim yanımda melek kalır. Hakem sadece hata yaptı, ben ise gidip bu turnuvayı organize eden komiteye ‘En çok rüşvet alan ülkeyi şampiyon yapın’ fikrini verdim.”
Adam, şeytana döner ,
-“Vay canına! Demek bu haksızlığın arkasında sen vardın” der.
Şeytan gülerek yanıt verir:
-“Saçmalama! Rüşvet tamamen insanların kendi icadıdır. Ben sadece maçın başlama saatinde stadyumdaki çimlerin boyunu üç santimetre kısaltarak sahayı kayganlaştırdım. Geri kalan her şeyi insanlar benden daha kusursuz organize etti.”
Meazza’nın Düşen Şortu
1938 yarı finali… İtalya, Brezilya önünde penaltı kazandı. Topun başına Giuseppe Meazza geçti. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano bu sahneyi şöyle anlatacaktı:
-“Meazza, takımın jönüydü. Bu süslü, havalı ve zarif oyuncu, tıpkı boğa güreşlerinde son vuruşu yapmaya hazırlanan matador gibi, meydan okuyan bir edayla kalecinin karşısında başını kaldırdı. Birer el gibi bilge ve esnek olan ayakları asla hata yapmazdı. Ama Brezilyalı kaleci Walter, penaltıları kurtarmasıyla ünlüydü ve kendine güveniyordu. Meazza gerildi ve tam topa vuracağı sırada pantolonu düştü. Halk donakaldı, hakem neredeyse düdüğünü yutuyordu. Ama Meazza durmaksızın, bir eliyle pantolonunu yakaladı ve gülmekte olan kaleciyi yendi.”
Uğursuz Formaya Ayar
Brezilya Futbol Federasyonu, lanetli 1950 Dünya Kupası’nın ardından milli formayı değiştirme kararı aldı.
Bunun için ülke çapında bir yarışma düzenlendi. Adayların, bayraktaki renklerin tamamını kullanması gerekiyordu. Yarışmayı kazanan ve bugünkü formayı ortaya çıkaran 19 yaşındaki Aldyr Garcia Schlee oldu.
İşin ilginç yanı, sonraki yıllarda romanlar yazan bu Brezilyalı, Uruguay sınırına çok yakın bir yerden geliyor ve Uruguay Milli Takımı’nı tutuyordu.
Esaretten Kupaya
Fritz Walter, Kaiserslautern kentinde doğup büyümüştü. İkinci Dünya Savaşı başladığında 19 yaşında genç bir yıldız adayıydı. Alman Milli Takımı’nın teknik direktörü Sepp Herberger’in dikkatini çekmesi uzun sürmedi.
Savaş devam ediyor ama Fritz, birliğine gitmek yerine tarafsız ya da işgal altındaki ülkelerle yapılan milli maçlarda boy gösteriyordu. Herkes onun büyük bir futbolcu olacağından emindi. Ama Almanya’nın yenilgisi kaçınılmaz hâle geldiğinde ortada kalmıştı. Mecburen birliğine gitmişti. Birlik, Sovyet ordusuna değil de Amerikalılara teslim olma niyetindeydi.
Bir Amerikan birliği buldular. Ancak Yankiler, Sovyet bölgesinde oldukları için ballı bölüğün elemanlarını teslim ettiler.
Fritz artık Sibirya’ya giden trendeydi. Bir daha ülkesini göreceğinden şüpheliydi. Çalışma kamplarından önce Ukrayna’da bir esir kampında mola verdiler. Askerler top oynuyordu. Çek, Macar, Polonyalı askerler de vardı futbol sahasında. Canı çekti Fritz’in;
-“Oynayabilir miyim?” diye sordu.
Gelmesini söylediler. Öyle iyi oynuyordu ki fark edildi. Bir Macar subay yanına geldi,
-“1942’de bizi yenmiştiniz ve sen iki gol atmıştın” dedi gülerek.
Sibirya’ya giden tren, sabah yola Fritz’siz çıktı. Ukrayna’daki kampta sekiz ay esirlere futbol öğreten Fritz, ardından Kaiserslautern’e döndü. Dokuz yıl sonra, 34 yaşında, Dünya Kupası’nı kaptan olarak kaldırdığında rakipleri, onu kurtaran subayın ülkesiydi: Macaristan.
Serbest Vuruş Hırsızlığı
1970 Dünya Kupası’nda ev sahibi Meksika, hakemlerin ciddi şekilde yardımını alıyordu.
Mısırlı hakem Ali Kandil, 45. dakikada bir pozisyonda El Salvador lehine faul verdi. Ama atışı Meksikalılar kullandı ve atağın sonunda da Valdivia, ev sahibini öne geçirdi.
El Salvadorlu futbolcular kendilerini yerden yere attılar ama sonuç değişmedi. El Salvador, bu kez elemelerde Honduras’a yaptığı gibi savaş da açamadı Meksika’ya! Karşılaşma 4-0 sona erdi.
Yağmurlu Bir Gündü…
Galler, 1958 Dünya Kupası’nda Juventus’lu John Charles’ın üzerine kurulmuştu. Charles ya da İtalya’daki lakabıyla ‘Nazik Dev’ hem stoper hem de santrfor oynayabiliyordu. Juventus formasıyla bir maçta iki mevkide birden oynadığı olmuştu.
Hava toplarına hâkim, müthiş bir futbolcuydu. Juve’de Sivori ile harika bir ortaklık kurmuştu.
Yıllar sonra, onu hiç seyretmemiş taraftarların oylarıyla kulüp tarihinin en iyi yabancısı seçilecekti. Yani Platini, Boniek, Zidane gibi isimleri geride bırakarak…
Ancak Juventus, oyuncusuna bir türlü kupa vizesi vermiyordu. John Charles buna rağmen, geç de olsa kulübünü ikna etti. Bir uçakla İsveç’e indi. Yağmurlu bir gündü. Havaalanında onu yönlendirecek kimse yoktu. Takımın kamp yaptığı otelin yerini bilmiyordu. O sırada şansının yardımıyla bir İngiliz gazeteciye rast geldi. Tarifi alıp bir taksiye atladı. Otelin lobisinden içeri girdiğinde manzara şuydu:
-“Futbolcular, teknik adamlar ve yöneticiler lobide oturmuş, somurtuyordu. Onun geleceğinden haberdar değildiler, bu yüzden de ümitsizdiler.”
Ve birden o heybetli Charles’ı görünce Ada’da sevilen ve takdir edilen kişilere ithaf edilen “For he is a jolly good fellow” şarkısını söylemeye başladılar.
17 Yaşında ve Çocuk Ruhlu!
Geçmişte yaşananları göz önünde bulunduran Brezilyalılar, 1958 Dünya Kupası’nda psikologdan doktora her türlü uzmandan yararlanıyorlardı.
Ancak futbolcuların psikolojik durumlarını ölçmek için yapılan testlerde komik sonuçlar ortaya çıkmıştı. Çoğu okuma yazmadan bihaber, ilkokul mezunu bile olmayan futbolcular, uzmanlara kalsa kadroya bile alınmayacaktı.
17 yaşında kadroya çağrılan Pele, çocuk ruhlu bulunmuştu mesela… İnsan bu raporu yazmadan önce en azından bir yaşına bakar, değil mi!
Dopinge Dayak Cezası
Haitili Sanon, İtalya önündeki yenilgiye rağmen attığı golle ülkesinin ‘sevimli’ diktatörü Duvalier’den son model bir otomobil kazanmıştı.
Maçtan bir gün sonra takım hâlinde Münih Hayvanat Bahçesi’ni geziyorlardı. Kötü haber tez geldi; Haiti’nin savunmacılarından Ernst Jean-Joseph’in doping testi pozitif çıkmıştı.
Takımın Fransız doktoru,
-“Bu çocuk o kadar cahil ki doping kullanmasını bilmez. Astım için bu ilacı kullanıyor” dedi.
Ama Jean-Joseph, kendi yetkililerinden dayak yemekten ve evine postalanmaktan kurtulamadı.
Çoban Köpeği
Batı Almanya ve Hollanda benzer dizilişlerle oynuyordu. Ama Hollanda’nın Cruyff fazlası vardı.
Almanların 1974 finalinde bu oyuncuyu kimle tutacağı merak konusuydu.
Bayern Münih’in teknik direktörü Udo Lattek,
-“Bonhof, Cruyff’u bitirir” diyordu.
Ama Helmut Schön’ün kafasında başka bir isim vardı. ‘Çoban köpeği’ lakaplı Mönchengladbach savunmacısı Berti Vogts.
Rivayete göre genç takımdayken bir turnuvada Cruyff’u sahadan silmişti. Final maçı öncesindeki son idmanda yapılan çift kalede Cruyff rolünü Netzer oynadı. Netzer, kulüp arkadaşı Vogts’u komik durumlara düşürdü. Schön endişeliydi ancak Vogts, finalin başında hata yaptıysa da hocasını mahcup etmedi.
İşgüzâr Bir Hakem
Brezilya 1978 Dünya Kupası ilk turunda pek de tatmin edici bir performans sergilemiyordu.
İsveç önünde son saniyelere 1-1 girilmişti. Korner kazandılar, orta geldi ve Zico topu ağlarla buluşturdu.
Ancak gol sayılmadı; Galli hakem Clive Thomas,
-“Ben top havadayken maçı bitirdim” diyordu. İsveçliler,
-“Biz de düdüğü duyunca durmuştuk zaten” dediler ve hakemi desteklediler. Nihayetinde hakemin dediği oldu.
Al Gülüm Ver Gülüm
1990 Dünya Kupası’nda Hollandaİrlanda karşılaşması ilginçti çünkü diğer gruplardan gelen haberlere göre, bir beraberlik iki takımı da üst tura çıkarıyordu.
Hollanda 10. dakikada Gullit’le öne geçti. 71’de Niall Quinn eşitliği sağladı. Sonra iki takım da al gülüm, ver gülüm top çevirmeye başladı.
Fransız hakem Michel Vautrot, iki takım kaptanlarını yanına çağırdı ve uyardı. Bu uyarı iyi geldi ve iki takım biraz olsun canlandı ama maç 1-1 sona erdi. Puan tablosunda takımlar her konuda eşitti. Böyle olunca hangi takımın ikinci olacağına kura çekimi ile karar verildi. İrlanda ikinci, Hollanda üçüncü olarak gruptan çıktı. Bu kura belki de Hollanda’nın sonu olacaktı.
www.bilimsanatyolu.com


Yorum gönder