Büyük İskender’in yoldaşı: Boukephalos
Büyük İskender ve atı Bukefalos’un hikâyesi, tarih ile efsanenin iç içe geçtiği o güzel anlatılardan biridir.

Makedonya Kralı II. Philip’in sarayına bir gün olağanüstü bir at getirilir. Simsiyah, heybetli, güçlü… Ama bir o kadar da hırçın. Kimse yaklaşamaz, kimse üstüne binemez. Deneyenleri üzerinden atar. Philip atı almak istemez; “Bu at zapt edilemez” der.
O sırada henüz genç bir prens olan İskender öne çıkar. Atın korkak değil, ürkek olduğunu fark eder. Dikkatlice izlerken önemli bir şeyi görür: Hayvan kendi gölgesinden ürkmektedir. Güneş arkasındadır ve her hareketinde yerdeki karanlık siluet onu daha da panikletmektedir.
İskender atın başını yavaşça güneşe doğru çevirir. Gölge artık arkasında kalmıştır. At sakinleşir. Genç prens usulca yaklaşır, boynunu okşar ve üzerine atlar. Sonra dört nala sürer.
Plutarkhos’un aktardığına göre, bu sahneyi izleyen II. Philip duygulanır ve oğluna şöyle der:
“Evladım, kendine Makedonya’dan daha büyük bir krallık ara; burası sana dar gelir.”
Bukefalos daha sonra İskender’in tüm seferlerinde yanında olur. Pers savaşlarında, uzun Asya yürüyüşlerinde… Hindistan’daki Hydaspes Savaşı’ndan sonra ölür. İskender, sevdiği atının anısına “Bucephala” adında bir şehir kurar. Bu da onun hayvanına duyduğu bağlılığın göstergesidir.
Bu hikâyenin özü çok sade ama güçlüdür:
Bazen sorun sandığımız şey, sadece yanlış açıdan baktığımız bir gölgedir. Korku büyür çünkü arkamızdadır. Yüzümüzü ışığa çevirdiğimizde ise gölge arkamıza düşer.
İskender’in yaptığı şey sihir değil; gözlem, cesaret ve sakinlikti.
Ve evet… Bazen gerçekten tek yapmamız gereken şey, başımızı güneşe çevirmektir.
Alacağımız ders; “gölge karanlık diye korkmayın, çevirin başınızı güneşe, başaramayacağınız hiçbir şey yoktur…”
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder