İki Türkiye: Biri Dünyayı Dize Getirdi, Biri İçeriden Teslim Ediliyor!
Tarih, belleğini kaybedenler için en acımasız öğretmendir.
Gelin, tarihin en büyük ve en sarsıcı zıtlığına birlikte bakalım. Bir tarafta; cephede kurşunlar uçuşurken çadırında kitap okuyan, cebindeki üç kuruşun yarısını kitaba veren, ömrüne 4 bin kaynak sığdırmış bir deha var.
Bir çocuk ona “Nasıl Atatürk oldunuz?” diye sorduğunda, “Beni ben yapan sürekli okuyarak kendimi yetiştirmemdir” diyen bir aydınlık kök…
Kurduğu cumhuriyetin daha ilk gününde, “Savaş bitti ama esas büyük savaş şimdi başlıyor; ekonomik, hukuki, kültürel, sanayi alanında bağımsız olamazsak askeri zaferlerin hiçbir anlamı kalmaz” diyen ve reformları bir satranç ustası gibi adım adım işleyen bir kurucu akıl var.
Öyle bir Türkiye ki o; sömürge altındaki tüm mazlum milletlerin umut ışığı olmuş, 1981’de UNESCO dünyada ilk ve tek kez bir liderin doğum gününü “Atatürk Yılı” ilan ettiğinde, karşı çıkan yabancı delegeleri bile kürsüde özür diletip dize getirecek kadar küresel bir saygınlık zirvesi!
Peki, ya bugün?
Bugünün yöneticileri bırakın onun kadar okumayı, dünyayı ve çağın dinamiklerini onun kavradığı o deha düzeyinde algılayacak vizyonun yanından bile geçebiliyorlar mı?
İşte asıl polemik, asıl kavga ve asıl acı burada başlıyor!
Atatürk’ün tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu o tam bağımsız devlet, bugün emperyalizmin en sinsi projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) laboratuvarı haline mi getirildi?
Soruyorum size, bu ülkenin kolonları neden içeriden kesiliyor?
Yıllarca “yerli ve ulusal” masallarıyla uyutulurken, bu ülkenin en zor gün parası olan ihtiyat akçeleri, altın rezervleri neden harcandı? Ağır bir ekonomik yıkım kimin eseri? Neden bu ülkenin limanları, fabrikaları, hatta telekomünikasyonu yabancılara satıldı?
Maliyetinin fersah fersah üzerinde köprüler, yollar, hastahaneler gibi altyapı projeleri yapıp, uyuşmazlıklarda Londra mahkemelerini yetkili kılmak, bu ülkenin geleceğini 30 yıl boyunca dövize ve enflasyona endeksli garantilerle sömürgecilere ipotek etmek değil de nedir?
Sorgulanamasın, denetlenemesin diye kurulan o Varlık Fonu kimlerin varlığını koruyor?
Daha da acısı, devletin bağışıklık sistemine dokunuldu! Askeri okullar, askeri hastaneler neden kapatıldı?
Savunma sanayisinin en kritik üretim merkezleri neden satılıp işlevsizleştirildi?
Liyakat yerle yeksan edilirken, tarikatlar ve cemaatler neden birer holding gibi devletin en mahrem kılcal damarlarına yerleştirildi?
Hukuk nerede?
Anayasa hükümlerini çiğnemek, bağlı olduğumuz AİHM kararlarını tanımamak, kuvvetler ayrılığını ve denge-denetim mekanizmalarını yok etmek hangi “milli” anlayışa sığar?
Biz ne ara kendi ülkemizde vergilerimizin hesabını soramaz olduk, ne ara uyuşmazlıkların, mafyanın ve uyuşturucu baronlarının cirit attığı bir merkez haline geldik?
En büyük ihanet ise bu halkımızın geleceğine ve nüfus yapısına yapıldı.
Soruyoruz, “Biden ile baş başa, dışişleri bürokratları bile alınmadan kapalı kapılar ardında ne konuşuldu ki, o görüşmenin hemen ardından sınır kapılarımız ardına kadar açıldı?”
Pasaportsuz, kimliksiz, ne idüğü belirsiz milyonlarca genç erkek Afgan, Pakistanlı ve sığınmacı akın akın bu ülkeye neden dolduruldu?
Bu rastgele bir göç değil, bu açıkça bu toprakların nüfus yapısını yapısını bozma, Türk milletini kendi yurdunda azınlık yapma projesidir!
Eğitim sistemini laiklikten çıkarıp, üniversitelerin kalitesini düşürüp, yetişmiş aydın insanımızı beyin göçüyle kaçırırken, ülkeyi vasıfsız milyonlarla doldurmak içten çürütme projesi değil de nedir?
Atatürk’ün adını stadyumlardan, havalimanlarından silmeye çalışmanız; devlet dairelerinden T.C. tabelalarını kaldırmanız bundandır!
Çünkü o tabela ve o isim, sizin teslim olduğunuz emperyalist projelere karşı bu milletin en büyük direniş kalesidir!
Tarımda, hayvancılıkta, enerjide dışa bağımlı hale getirilen; “her gün petrol, doğalgaz buluyoruz” yalanlarıyla uyutulurken faturasını ödeyemeyen bir halk yaratıldı. Orta sınıf yok edildi ki, insanlar sadece yaşama tutunabilme derdine düşsün, bu büyük tezgahı sorgulayamasın!
Açın gözlerinizi! Karşımızda iki Türkiye resmi var.
Biri kitaptan, bilimden, tam bağımsızlıktan doğan ve tüm dünyayı önünde saygıyla eğdiren Atatürk’ün Türkiye’si..
Diğeri ise kurumları çökertilen, sınırları kevgire çevrilen, varlıkları yağmalanan ve emperyalizmin BOP haritasına meze edilmek istenen bugünün tablosu..
Tekrar Osmanlı Milletler Sisteminin dillendirilmesi ve bu koroya Kemal Kılıçdaroğlu’nun da eklenmesi “BOP” projesinin hızlandırıldığını gösteriyor
CHP’li Belediyelerine ve doğrudan CHP’nin örgütsel yapısına yapılan saldırılarda yukarıda açıkladığımızın hedeflere giden yolda engel görüldüğü içindir.
Bu millet küllerinden devlet kurmayı başarmış bir ecdadın torunudur. Hafızamızı silmenize, T.C.’yi kaldırmanıza, bizi sömürge uydusu yapmanıza izin vermeyeceğiz. Ortak aklı, hukuku ve Atatürk’ün kurucu ayarlarını yeniden rehber edinmek, bu ülkenin namus borcudur!
Muhsin YAZICI – 18.08.2026
www.bilimsanatyolu.com



Yorum gönder