Pazar fıkraları: 18
Taşa takılan kadınlar
Sicilya´nın bir kasabasında kadınlar hiç rahat durmaz, ikide bir kocalarını aldatırlarmış.
Kasabanın yaşlı papazı, kocasını aldattıktan sonra kendisine gelen ve günah çıkartan kadınlardan
bıkmış.
Günlerden bir gün, yine bir kadın gelmiş,
-“Papaz efendi! Şeytana uyup yine kocamı aldattım? demiş.
Papaz öfkelenmiş:
-“Ayıptır günahtır, sürekli kocamı aldattım diye geliyorsunuz. Bundan sonra en azından ‘ayağım taşa takıldım’ deyin, ben anlarım?”
Bu durum, kadınlar arasında anında yayılmış. Kilisedeki yoğunluk hiç azalmamış, artık kadınlar ‘Ayağım taşa takıldı’ diyor; papaz günah çıkartıyormuş.
Gün gelmiş, ihtiyar papaz ölmüş. Yerine gelen yeni papazın da ‘taşa takılma´ seansları sürüyormuş. Durumdan bihaber olduğu için,
-“Ne kadar namuslu bir kasaba. Hanımların ayağı taşa takılsa, günah çıkartmaya geliyorlar.” yorumunu
yapıyormuş.
Bir gün, papaz ile Belediye Başkanı buluşmuş, sohbete koyulmuşlar. Papaz, Belediye Başkanı´na bir ricada bulunmuş:
-“Başkanım, derhal kaldırımları onarın. Kasabanın hanımları, hemen her gün taşa takılıp
düşüyorlar…”
Bir önceki papazın durumu anlattığı Başkan kahkahalarla gülmeye başlamış. Bu tavırdan çok rahatsız olan papaz, Başkan´a yüksek bir ses tonuyla yanıtı yapıştırmış:
-“Başkan, Gülüyorsunuz ama, en çok da sizin eşiniz taşa takılıyor…”
Aha olacağı buydu
Anne oğlunun evleneceği kızı istemiyordur. Ama oğlunun ısrarları sonucu kabul eder.
Nikâhta imzalar atıldıktan sonra herkes gelin ve damadı kutlamak için ayağa kalkar. İş bu ya, tam
da bu sırada elektrikler kesilir.
Herkes “aaa” diye tepki verirken damadın annesi, düşüncelerini yüksek sesle dile getirir:-“Daha ilk dakikada oğlumun hayatı karardı!”
Meslek sırrı
Durmadan semtin dükkanlarını soyan ve defalarca yargıcın karşısına çıkan hırsıza yargıç sorar:
-“Dükkânlara nasıl giriyorsun?”
Hırsız,
-“Buraya yargılanmaya geldim. Meslek sırrı vermeye gelmedim” der.
Ne eksik
Bekârlıktan “illallah” diyen Temel için kız istemeye giderler.
Temel’in babası,
-“Allah’ın emriyle Peygamber’in kavliyle” diyerek kızı istedikten sonra kızın babası,
damat hakkında bilgi almak ister:
-“Oğlunuzun sigarası, içkisi, kumarı var mıdır?”
Temel’in babası yanıt verir:
-“İçki, kumar hepsi var… Bir tek karı eksik! Onu da alıp gideceğiz!”
Rahibin reçetesi
Yaşlı adam, rahibe günah çıkartmaya gitmiş,
-“Çok kötü şeyler yaptım peder” demiş.
-“Eşimin kötü günler için biriktirdiği parayı çaldım ve şehrin en lüks randevuevine gittim, bir gece orada kaldım, barın önünden geçen, sayısını bilmediğim her fıstıkla yattım, pişmanım!”
-“Tanrı affedicidir” demiş, rahip.
-“Meryem Ana ve Kutsal Ruh ayetlerini okuyup, arkasından iki gün, her sabah uyandığınızda dört limonun suyunu sıkın ve için.”
-“Teşekkür ederim efendim” demiş adam ama tam kapıdan çıkarken birden geri dönüp,
-“Ayetleri anladım da, o dört limon suyunu içmek de ne oluyor?” diye sormuş merakla.
Rahip, yanıt vermiş:
-“Pişmanlığınızı anlatırken yüzünüzde beliren o aptalca gülümsemeyi yok edecektir!”
Şarap çeşnicisi
Şarap fabrikasının emektar çeşnicisi ölür. Yeni bir çeşnici için gazetelere ilan verirler. Derken perişan
kılıklı, belli ki ayyaş bir kişi başvurur.
Fabrika müdürü, biraz da bu ayyaşı başından savmak düşüncesiyle test için ona bir kadeh şarap
verir.
Adam, şarabı içer
-“Kırmızı bir Muscatel, 3 yıllık, kuzey yamaçta yetişmiş, çelik varillerde yıllanmış” der.
Müdür, şaşkınlıkla,
-“Doğru, bildiniz” der.
Bir başka şarabı tattırırlar, adama… Adam, başlar anlatmaya:
-“Kırmızı, Cabarnet, 8 yıllık, güneybatı yamaç ürünü ve meşe fıçılarda yıllanmış” der.
Doğru yanıt üzerine iyice şaşıran müdür, sekreterinin yanına gider ve ona bir bardak suya biraz
idrarından karıştırarak getirmesini söyler ve getirilen suyu, adama beyaz şarap niyetine tattırır.
Adam, yine başlar anlatmaya:
-“Sarışın, 26 yaşında, 3 aylık hamile… Eğer beni işe almazsan, bebeğin babasını da söylerim…”
Menü
Adam, her zaman gittiği barda yemek ısmarlamış. Bir iki çatal aldıktan sonra barmeni yanına
çağırmış.
-“Genelde buranın yemeklerine bayılırım” diye başlamış adam.
-“Ama bu geceki hayli soğuk, sunumu berbat ve çok tatsız!”
Barmen,
-“Sizden çok özür dilerim. Bu gece yoğunuz diye mutfakta yemekleri kayınvalidem yapıyor. Yemekleri hazırlarken içine özenle kalbini ve ruhunu da kattığına eminim efendim!”
Niye kahkaha attın?
Yeni evli çift, balaylarını bir otelde geçirmeye karar verdiler. Otele gittiklerinde damat, aceleyle,
-“Aşkım, bana bir dakika izin.”
Banyoya gitti ve kısa bir süre sonra banyodan adamın kahkaha sesi geldi.
Yeni gelin,
-“Daha ilk geceden hesap sorar gibi yapmayayım” dedi.
Evliliklerinin 30. yılını da aynı otelde kutlamaya karar verdiler. Otele gittiler, valizlerini bıraktılar.
Adam, 30 yıl önce olduğu gibi yine aceleyle,
-“Canım, izninle” diyerek banyoya girdi.
Az sonra, eşinin kahkahalarla güldüğünü duydu, kadın.
-“Bu kez neden güldüğünü soracağım” diye söylendi, kendi kendine.
Adam, banyodan çıkıp yanına gelince,
-“Hayatım, 30 yıl önce de banyoya girmiş ve kahkaha atmıştın. O gün soramadım, neden gülmüştün?”
Adam, gülümsedi:
-“Kravatıma işemiştim de ona güldüm!”
Kadın, dudak bükerek gülümsedi ve ikinci soruyu sordu:
-“Bu gece neden kahkaha attın?”
-“Yahu hanım, bu kez de pantolon paçalarıma işedim!”
Müjde, yürüyeceksin…
Rahip, pazar ayininde birden vaaz kürsüsünü terk etmiş, kalabalık arasında kilisesinde oturan bir adama doğru yürümüş, onu omuzlarından yakalamış,
-“Yavrum, müjdemi isterim, bugün yürüyeceksin!” demiş.
Adam,
-“Sakat falan değilim ki peder…” diye şaşırmış.
-“Bana öyle bildirildi. Bugün yürüyeceksin…” diye coşku ile tekrarlamış rahip ve koridorda yürüyerek
kürsüsüne geri dönmüş.
Hayli canı sıkılmış adamın… Erken terk etmiş ayini… Dışarı çıkmış, bir bakmış ki arabası otoparkta arabası yok.
Ört üstünü üşümesin…
Adam, eşinin kendisini aldattığından şüpheleniyor. Bir gün, uzun sürecek bir iş gezisine gideceğini söyleyerek evden ayrılıyor.
Bir süre oyalandıktan sonra taksi durağına gidiyor. Sürücüye evin adresini veriyor. Evin önüne geldiklerinde sürücüye:
-“Kardeşim, sen de benimle gel lütfen, tanıklığın gerekebiliyor” diyor.
Apartmana girdikten sonra asansörle üçüncü kata çıkıyorlar. Adam, daire kapısını anahtarla yavaşça açıyor.
Sağ elinin işaret parmağı ile “sus” işareti yapıyor. Sürücü, sessizce ve başıyla onaylıyor. Yavaşça yatak odasına gidiyorlar.
Kadın, evde kimsenin olmadığından emin bir şekilde, kapıyı bırakmış ve sırt üstü yatıyor. Yanındaki
adam ise üstü açık ve çıplak durumda uyuyor.
Kadın, tam çığlık atacakken adam, elinin işaret parmağını dudaklarına götürüp:
-“Sussss” diyor. Çok düşük bir ses tonuyla:
-“Kim bu?” diye soruyor.
-“Bu Bodrum’daki yazlığın kirasını, yayladaki evin, üç ay önce aldığımız otomobilin ve çocukların okul
taksitlerini ödeyen arkadaşım…”
Adam, çaresiz bir şekilde, yanında tanık olarak getirdiği sürücüye soruyor:
-“Ne yapayım?”
-“Ne yapacaksın abi, ört adamcağızın üstünü de üşümesin!”
Temel’in kardeşi…
Temel’e sormuşlar:
-“Yahu, senin haylaz bir kardeşin vardı. Ne oldu, ne iş yapıyor?”
-“Bir süre balıkçılık yapmayı denedi, beceremedi. Sonra çiftçilik yapmak istedi, o da olmadı. Bakkal
açtı, işletemeyip iflas etti. Çok borçlandı, hacizler geldi. Tefecilerin eline düştü.”
-“Vah vah, iyi adamdı ya…Doğrusu çok üzüldük.”
-“Üzülmeyin canım, o şimdi partiye girip mebus oldu..!”
Müthiş ay hesabı…
Adamın biri, evlendikten üç ay sonra çocuk sahibi olunca şaşkınlıkla karısına,
-“Bu ne iş? Üç ayda çocuk mu olur?” diye sormuş.
Karısı, yanıtlamış:
-“Sen hesap yapmayı bilmiyorsun. Bak şimdi: Üç aydır sen beni alalı, üç aydır da ben seni, etti mi altı
ay. Gelen ay, giden ay, bir de üstümüzdeki ay, etti dokuz. Sen neyin hesabını soruyorsun?
www.bilimsanatyolu.com

Yorum gönder