Pazar fıkraları: 21
Hamal efendi saat kaç?
Yaşlı bir hamal çarşıdan geçerken, kadının biri arkasından bağırmış:
-“Hammal emmi, hammal emmi, sahat kaç?”
Hamal şöyle bir dönmüş:
-“Sahat kırk!”
Kadın kızmış:
-“Torpak başına hiç saat kırk ola?”
Hamal da ağzının payını vermiş:
-“Poh yiyenin karısı, hamal da saat ola!”
Usta ıslığı ben çalarım
Cemil İstanbul’a gelmiş, inşaatlarda çalışmış, işi kapmış, öğrenip memleketine geri dönmüş.
Usta, memlekette bir okulun yapımında çalışıyor. Kendisine göre bir tekniği var; iki taşı yada tuğlayı yerine düzgün koydu mu, iki adım geri çekiliyor, eserini seyredip ıslık çalıyor.
Kendi kendine eline sağlık der gibi…
İşin müteahhidi bir gün dayanamamış:
-“Cemil Usta, sen duvarı ör, ıslığı ben çalarım!”
Şeytan işi
Adam yerde bir kağıt bulmuş, bakmış üzerinde yazılar var, çiğnenmemesi için kıvırıp duvar deliğine sokmuş…
Gece rüyasına şeytan girmiş:
-“O kağıtta benim adım yazılıydı. Kağıdı ayak altında bırakmadın. Ben de şimdi sana bir iyilik edeyim, peşime takıl!”
Şeytanla adam birlikte gitmişler, bir kuyunun başında durmuşlar. Şeytan bir ip çıkarmış:
-“Al bunu beline dola. Seni aşağıya sarkıtacağım. Kuyunun dibi altın dolu, al alabildiğin kadar; ceplerini doldur. Haber ver, seni yukarı çekerim!”
Gerçekten kuyunun dibi altın doluymuş. Adam ceplerini doldurabildiği kadar doldurmuş, yukarıya işaret vermiş. Şeytan ipi çekmiş ama nafile, biri adamın ayaklarına yapışmış bırakmıyor.
Şeytan talimat vermiş:
-“Sen onun kafasına idrarını yap bırakır!”
Bir, üç, beş bırakmıyor; son bir gayretle bir daha idrarını tutamamış, karısının dürtmesiyle uyanmış:
-“Herif herif, yatağı batırdın!”
Adam uyanmış:
-“Gusura bakma, şeytanın dostu bele olur.”
Hangi hayvan?
Öğretmen anaokulundaki sınıfına, “Hayvan Bulmaca Oyunu” oynatmaya başlamış.
Onlara zürafanın resmini gösterip ne olduğunu sormuş.
Kimseden ses çıkmayınca,
-“Bakın uzun boynu var” diye önceki derslerdeki öğretisini hatırlatmış.
Ayşe el kaldırıp,
“Zürafa” yanıtını vermiş ve aferini kapmış.
Biraz sonra bir Zebra resmi çıkartmış ortaya, sınıf tekrar sessiz kalınca,
-“Bakın siyah beyaz çizgileri var. Hangi hayvandı o?” demiş.
Bilal el kaldırıp,
-“Zebra” diye atılmış.
-“Çok güzel Bilal” demiş öğretmen ve son olarak aslan resmini göstermiş sınıfa.
Yine bir sessizlik çökmüş.
-“Yeleleri olan hangi hayvandı çocuklar?” diye bir kopya vermiş.
Yine ses çıkmayınca,
-“Anneniz babanızı ne diye çağırıyor çocuklar?” diye minik bir ipucu daha vermiş onlara.
Birden Kamil el kaldırmış ve yanıtı yapıştırmış:
-“Azgın Domuz!”
Olsun öleyim
Barda deri ceketli kel bir azman, sarışın delikanlıya omuz atınca ani bir gerginlik olmuş.
-“Bana bak manyak herif” demiş sarışın delikanlı,
-“Senden hiç korkmuyorum, çünkü ben cesur bir aileden geliyorum. Dedem paraşütsüz olarak bir zeplinden atlamış, büyükbabam paraşütsüz 2000 metredeyken balondan atlamış, annem ve babam da yine paraşütsüz olarak pervaneli bir uçaktan aşağı atlamışlardır. Yarın ben de paraşütsüz olarak jetten atlayacağım!” demiş.
-“Deli misin?” demiş azman şaşkınlıkla,
-“Ölürsün yahu?”
Delikanlı,
“Ölürsem öleyim. Zaten kimsem de kalmadı ki!”
Kızın notu
Kız arabasıyla parktan geri geri çıkarken tam yanındaki arabayı resmen haşat etmiş.
Tam o noktada otobüs bekleyen onlarca kişinin şaşkın bakışları arasında arabasından inmiş, bir not yazıp çarptığı arabanın sileceğine sıkıştırmış.
Notta şunlar yazılıymış:
-“Merhaba. Arabanıza çarptım, bütün millet şu anda beni gözlüyor. Size adımı, adresimi ve telefon numaramı bıraktığımı düşünüyorlar. Şu zarif hareketi yapmadan buradan sıyırmam imkansız gibi, idare edin işte. Baaaayy..”
Çorap sorunu
Ayakları çok fena kokardı. Bir gün bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini teklif etti.
-“Hay hay. Ama eve git, ayaklarını yıka ve temiz bir çorap giy. Söz mü?”
Tiyatroya gittiler. Yerlerine oturdular.
Aradan beş on dakika geçmeden etrafındakiler mendillerini burunlarına götürmeye başladı.
-“Hani söz vermiştin”, dedi arkadaşı.
-“Vallahi değiştirdim. İnanmazsın diye kirlileri de cebime koydum, bak burada!…
İzci çocukların yardımı
Oymakbeyi, izci adaylarını karşısına toplamış, onlara izciliğin ilkelerini anlatmaya çalışıyordu:
-“Bakın çocuklar, bir izci, her gün, hiç olmazsa bir kez birine yardımcı olmalıdır. Hastalara… Yaşlılara… Muhtaçlara… Her sabah okula geldiğiniz zaman size birgün önce nasıl bir iyilik yaptığınızı soracağım. Tamam mı?”
Ertesi sabah Oymakbeyi çocukları toplayıp sordu:
-“Söyleyin bakalım… Dün ne gibi bir iyilik yaptınız?”
Bütün çocuklar, hep bir ağızdan:
-“Yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik efendim.”
Adamcağız şaşırdı:
-“Hepiniz mi?”
-“Evet efendim, hepimiz birden.”
-“Neden?”
Çocuklardan biri yanıt verdi:
-“Kadın karşıdan karşıya geçmek istemiyordu, çok direndi ondan efendim!”
Kaçan keçi
Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu. Babası kızın elindeki bomboş kağıdı görünce sordu:
Leyla kızım, ne resmi yapıyorsun bakayım?”
-“Çimenlikte bir keçi resmi.”
-“Çimenler nerede?”
-“Keçi hepsini yedi.”
-“Ya keçi nerede?…
-“Yiyecek bir şey kalmayınca o da gitti.”
En iyi vali
Adamın biri Erzurum’a vali tayin edilmiş. Gitmiş, görevi devralmış.
Halkı ve çevreyi tanımak için çıktığı gezilerin birinde köy halkına sormuş:
-“Şimdiye kadar Erzurum’a tayin edilmiş valiler içinde size en çok hizmet eden hangisiydi?”
Köylünün biri yanıt vermiş:
-“Sizden iki önceki valiydi; Mehmet Paşa.”
-“Yaaaa, öyle mi, peki size ne gibi hizmetler yaptı?”
-“Daha Erzurum’a gelirken, yolda, Bayburt’ta öldü!”
Haci adam…
Şoför adama,
-“Hacı Amca” deyip duruyordu. Ben de hep Hacı amca deyip durdum.
Galiz küfürleri bir yana, demez mi?
Şoföre sordum:
-“Sakallı olduğu için mi Hacı’m diyorsun sen bu adama?”
Yanıtı çok ilginçti:
-“Vallahi billahi Mekke’de görenler var”
www.bilimsanatyolu.com

Yorum gönder